Ne kadar sıcak, ne kadar içten bir yazı.
Çok doğru demişsin. O inşaatlardan çok yaptım torunumla. Her biri gerçek olsaydı şimdiye sanırım bir şehrim olmuş olurdu )))))))
Şimdi en küçük torunum daha kırk günlük, bir büyüğü dokuz yaşında. Çaresiz kırk günlük olanın büyümesini bekleyeceğim yeni binalar yapmak için zira bir büyüğü olan 9 yaşında. Artık Lego İnşaat Daire Başkanlığından ayrıldı.
Allah sana ve eşine kolaylıklar versin.
Haaa inşaatı doğru yapın da beğendirin. Öyle kolay beğenmiyor veletler. )))))))
Selam ve sevgiler
Yüce Konfiçyus Der ki: ''Her yol,yolcusu için elbet şahsına münhasırdır
lakin kalp her yola ışık olmaya muktedirdir..''
Yok Konfiçyus'un değildi bu söz.
Neyse.. Kimin olduğunu hatırlarım nasılsa. Ama okkalı laf doğrusu.
Biz de bu sitenin editörleri olarak her yola ışık olmaya çalışıyoruz. Umarım başarıyoruzdur.
Selam ve sevgiler.
Kollarım kırılmış gibi uzanamıyorum,
Dilim tutulmuş sanki anlatamıyorum
Bir hayalim var;
Biliyorum, Görüyorum, Duyuyorum,
Uzansam dokunacak gibiyim
Ama sanki milyonlarca ışık yılı uzakta bazen,
Düşünüyorum, Düşlüyorum, Özlüyorum, Ulaşamıyorum.
Harika dizeler...
Kutlarım Üstad
En içten selam ve saygılarımla.
Öyle bi radde ki vaktin susmaya kalmaması.. Göz hep başkasında, başkalaşanda. Yaptıklarımız hep bize yapılmasından korktuklarımızda üstadem.
Acziyeti ve muhteşem işleyişi gören için konuşmaya ne hacet..
Selam ve saygılarımla..
Gökdeniz'e aynen katılıyorum. Ölçü hataları olmasaydı günün şiiriydi.
Selam ve saygılar.
''Susma, susarsan sıra sana gelecek '' Dediler.
Konuşma sırası bana da gelecek diye sustum. Ömrümün son demleri geldi geçti hâlâ bekliyorum.
Selam ve saygılar.
Hayat bazen bizi çok ciddi olmaya, büyük binalar yapmaya ve ağır yükler taşımaya zorlar. Oysa en sağlam yapılar harcı sevgiyle karılmış, yıkıldığında can yakmayan, yeniden yapılması sadece beş dakika süren Lego kuleleridir.
LİDB’nin sevgili işçileri;
küreğiniz keskin, Lego parçalarınız bol, ruhsatınız her daim bol öpücüklü olsun.
Zira bu yalan dünyada inşa edilecek en güzel şey, bir çocuğun hafızasına bırakılacak o asla yıkılmayacak sapasağlam anılardır.. diyor Ahmet hocam.
Eyvallah
En içten tebrikler ve selam olsun.
Şair, durmanın, susmanın ve tefekkürün eyleme geçmekten çok daha derin bir olgunlaşma evresi olduğunu söylüyor sanki bizlere.
Susmanın konuşmaktan, içe dönmenin ise yürümekten çok daha büyük bir keşif olduğunun edebi bir vesikası olsa gerek şiir.
En içten tebriklerimle.
Eskiden kasaba meydanlarında, kahvehanelerde ya da mahalle aralarında kurulan bu bağlar günümüzün dijital devrimiyle birlikte avuçlarımızın içine, saniyede binlerce verinin aktığı o dipsiz kuyuya/ sosyal medyaya taşındı.
Derinlerine inildikçe insanın en ham, en çiğ ve en karanlık yönlerini besleyen bir panayıra dönüştü maalesef. Gerçek hayatta iki kelimeyi yan yana getiremeyen, toplumsal kuralların ağırlığı altında ezilenler klavye başına geçtiklerinde birdenbire asıp kesen birer cellada ya da dünyaya öfke kusan birer hakime dönüşebiliyorlar.
İşte geldiğimiz son nokta;
çağımızın bir otopopsisidir bu şiir.
Günümüz insanının dijital dünyadaki çelişkilerini ve yozlaşmasını geleneğin kalıpları içinde çok temiz bir işçilikle anlatmış Adem bey.
En içten tebrikler ve selamlar.
Temiz yürekli arkadaşım renktaşım benim
Kalemin daha güçlü olsun
Daha güzel daha iyi dostların olsun … yazmak nedir ki?
Selamlar
Çok güzel.
Konu bütünlüğü, ayak, kafiyeler mükemmel
Duygu sarıveriyor okuyanı zaten.
Bir de hece sayıları tutaydı beş dörtlük şiirdi, dört dörtlük yerine :)
Tebrik ederim genç kardeşim.
Selam ve saygılar..
"Gaflet uykusundan, çok geç uyandım,
Bağışla YA RABBİM sana ayandım
İki gözümde yaş kana boyandım
Kör şeytan dalıma biner ha biner."
Ah o nefisle şeytan var ya en büyük düşmanımız Rabbim onu sabırla dallarını kıranlardan eylesin, inşallah, amin selamlarımla kardeşim.
Duygusal bir metin, baba-kız ilişkisi üzerinden derin bir iç hesaplaşmayı ele almışsınız. Geçmişin yaraları, sevgi arayışı ve affetme temaları etkileyici bir şekilde işlenmişsiniz.
Okuyucuyu düşündüren ve içine çeken bir anlatım.
Tebrikler.
Kesinlikle...
Zira düz gidenin hakimle,
az yiyenin hekimle işi olmaz derler.
Marifet doğru yaşamak
Çok güzel bir anlatımla karşı karşıyayım...
Tuhaf şekilde etkileyen bir hikaye oldu. Aslında tuhaf değil belki de geçmişin çok derinlerine gittim.
Kırktan Yirmi yaşlara kadar uzandı yol.
Tam da kurtla savaştığım sıralar da babamı nasıl kurtardığım geldi aklıma.
Serpil gibi kalakalmıştım ama
Şimdi geride kalan ama sonundan güzel hikayelere yelken açan bazı acı günler deyip uzatmayayım.
Ama af buyurun.
Anlamamak benim kusurum mu yoksa okuru merakta bırakmak sizin meziyetiniz mi (mutlaka ikincisidir.) Serpil mi gitti baba mı =)
Yoksa bu hikayenin devamını beklemeli miyiz. bu konuda tereddüt ettim.
Tekrar affınıza sığınıyorum. =)
Kutlarım Şairem.
Geceme güzellik katan ve geçişimi kısmen hatırlatan bu güzel hikaye için...
Sevgiler.
"Benim mutluluğum ise kırk yaşımdan sonra küçük küçük sevinçleri bir araya getirişimle ortaya çıktı baba."
Yazının can damarı tam da bu cümle işte.
Yazarımız bu şiirde adeta '' Biraz kül, biraz duman, o benim işte ''Demiş ve ortaya oldukça güzel bir hikaye çıkmış.
Selam ve sevgiler
Hıncahınç delirmiş ormanlara taş çıkartır
Kalemime yüklenen cümleler
Bitiremediğim şiirlerim var benim
Bitiremediğim mısralarım
Kötü ve sevimsiz huylarımı kıskanırlar durmadan
Şimdi sen gel ey hayat
İçimde eskiyen sabahlara inat
Sev yine de sevilmez yanlarımı…
//...Öyle delicedir ki her cümle,
Sonu gelmeyecek şiirlere çıkar tüm yollar...
Ey Hayat!
Her şeye rağmen gel de sar beni.
Sar ki,
içimdeki deli yanın sevildiğini hissedeyim...//
Ötelerin bilinmezliğine meraklıyımdır
Örselenen çocukluğuma inat
Peşinden koşuşlarım vardır hayatın
Peşinde uğraştığım zamanlar
Yıldığımda hayallerim koşar imdadıma
Yılmadım işte tam da bu yüzden
Onun için dedim kendime
Hayallerin için yılmaz bir savaşçı ol diye
Şimdi zorlandığım her şartın içinde
Yılmaz bir savaşçıyım işte…
//...Bilinmeyi merak ediyorum. Sonsuzluğu aslında...
Çok yıpransa da çocukluğum,
Çocuk aklıma aldırma.
Bak peşinden nasıl da terim akıyor koşarken;
Sar beni.
Sana tutunabilecek milyon tane sebebim var benim.
Savaşmaya meyled...
Anlamlı bir serbest şiirdi okuduğum...
Ahengi kaçırmamış, anlatımınızı hiç bir noktada dağıtmamışsınız.
Bu anlamda başarılıydı.
Konuya gelince.
Okur olarak küçüğüm kelimesinde; küçük bir kız çocuğu gördüm. Hayatın zor halinden bahsedilen küçük bir kız çocuğu.
Sonra empati kurdum.
Kızıma sanırım kötü şeylerden bahsetmem.
Hayata olan umudu kırılmasın diye. Endişeli yaşamasın diye. Korkmasın diye.
Tecrübe ederek öğrensin diye.
Belki de daha erken konuşmak için.
Küçük bir kız çocuğu bırakın uçmayı hayal etsin gökyüzünde. Gidebildiği kadar gitsin o kurduğu dünyada karanlığa. Karanlıktan ışığı bulmayı öğrensin. Ama kötü şeyleri işiterek korkmasın...
Uzatabilirim daha yorumumu. Fakat işgal etmek istemiyorum sayfanızı.
Manası derin, başarılı bu şiiri ve şairini kutluyorum.
Nicelerine.
Saygımla.
su ve susuzluk gibiydi.
bu ikisi bir araya geldiğinde bir anlam ifade ediyor.
ikisinden birini çıkardığında anlam ve mana bütünlüğü bozuluyor.
susuz olanlara su vermişsin yine... tebrik ve selamlarımla...
Bir pamuk şeker, bir topaç, bir uzun kuyruklu uçurtma dünyanın en değerli şeyleriydi üstadım.. Sokaklar sadece oyun saklardı bizim için. Zorluklar içinde yüzümüzün güldüğü tek yerlerdi.
Mürekkebiniz azalmasin..
Selam ve saygılarımla..