Tabiki hayat kendimizin ama hangi yaştaysak o yaş bizi şekillendiriyor
Bana ne lerle yaşamak mümkün değildir çünkü bir toplumda yaşıyoruz. Çocuklarımıza şekil veren kim bırakalım o zaman onlar da istedikleri gibi yaşasınlar. Toplumun tabiki her hareketi her söylediği doğru değil onları süzgecimizden geçirip eleyeceğiz.
Oscar wilde hayranısınız sanırım her yazınızda ondan bir örnek veriyorsunuz hocam.
Gerçekten okumuşluğunuz belli benim de var kitaplığım ama 3500 çıkmaz.
Tebriklerimle Derya Öğretmenim
Saygılar
Gönül dünyasında patlamaya yer açmış, çok güçlü bir reaksiyon göstermiş.
İnsan-ı kamil ile esfel-i safilin (aşağıların aşağısı) arasındaki farkı keskin bir dille ortaya koymuş.
Tebrik ederim. Selam ve saygılar
Umar ve dilerim Müslüman ülke halkları ve hükümetleri Allah'ın insanlığa lütfu olan akıllarını çalıştırır ve birlik olurlar. İşte o zaman peygamberimize uzanan dilleri susturma becerisini gösteririz.
Şiiriniz bir gerçeği haykırıyor. Sizinleyim.
Esenle.
"Bu şiir yoktu son anda mı yazdırdılar sana.
O direktöre teessüf ederim.
Şiir diye hepinizi yazarım"
Şerif kardeşim bu nasıl yorum, zaten yakışmayan ne varsa sizde, Böyle bir üslupla bir yere varamazsınız.!!!!Mustafaoğlu Kardeşimi şiirinden ötürü tebrikler ederim, sevgi ve selamlarımla.
Almanya’da 18 milyon göçmen var. Herkes bilir ve saygı gösterir: Almanya, Almanların ülkesidir. Almanlar, kimseyi inancından, kültüründen veya kökeninden dolayı dışlamaz; başörtüsüne, dini ibadetlere ve farklı yaşam tarzlarına saygı duyar. Hristiyan Demokrat Parti yüzyıllardır—yaklaşık yetmiş yıldır—bu ülkeyi yönetir, ama hiçbir zaman insanların hak ve özgürlüklerine saldırmaz, ırkçılık yapmaz.
Türkiye’de ise durum farklıdır. Devlet bazı dönemlerde dini sembollere ve inançlara müdahale etmiş, Türk'ün başörtüsü yasağı gibi uygulamalarla Türk bireylerin özgürlüklerini kısıtlamıştır. “Ne mutlu Türk’üm” sloganı ile ifade edilen milliyetçilik, uygulamada çoğu zaman eşitlik ve özgürlükten uzak kalmıştır. Allah ırkımı sormayacak. Ülkem Türk devletidir; ağırlıklı olarak halkı Müslüman, vatansever ve azınlıklara saygılıdır. Dini ve tarihî bilinç gereği hareket eder. Bunu faşizm olarak görenleri, benim gibi Müslüman Türk bunların kim olduğunu bilir diye düşünüyorum
Ahmet Bey, Kim Nereye Gidiyor diye sorarken aslında hepimizin içindeki birikmiş öfkeye, sustuğumuz yerden dokunmuşsunuz. Yazınızda Sam Amca denen ucubenin ve iştahı kesilmeyen yeğenlerinin portresini çizerken, sadece bir siyasi eleştiri yapmamış; masumların kanıyla beslenen devasa çarkın yüzsüzlüğünü yüzlerine çarpmışsınız. Hele kan lekelerinin hiçbir deterjanla, hiçbir temizleyiciyle çıkmayacağına dair kurduğunuz cümle... O leke sadece ellerine değil, tarihlerine ve ruhlarına da öyle bir işlemiş ki, ne yapsalar temizlenemeyecekleri sarsıcı çıplaklıkla ortada duruyor. Dünyayı jandarmalık maskesi altında yangın yerine çevirenlerin, bugün kendi borç batağında ve itibar kaybında boğulmalarını izlemek, mazlumun ahının en somut hali. Şeref yoksunu dediğiniz devlet idarecilerinin dünyayı sürüklediği bu uçurumda, sizin gibi hakikati eğip bükmeden söyleyen seslere daha çok ihtiyacımız var. Zulme duyduğunuz bu haklı kini ve o sarsılmaz duruşu sonuna kadar destekliyor ve paylaşıyorum. Maskeleri...
Derya Hanım, paylaştığınız bu derinlikli ve vakur metin, aslında bir insanın kendi ruhuyla barışma hikâyesi. Satırlarınızda Kemalettin Tuğcu’nun hüznünden geçip Sefiller’in erdemine ulaşmış, kitaplarını en kıymetli çeyizi gibi sırtında taşımış bir "kelime işçisinin" bilgeliği var.
Sizin için hayat, biriktirilen eşyalarla değil, zihnin kütüphanesine dizilen o 3500 kitap ve her tayinle yeniden kurulan o içsel düzenle şekillenmiş. Alzheimer korkunuzun temelinde yatan şey aslında bir "yok olma" korkusu değil; büyük bir emekle, acıyla ve neşeyle inşa ettiğiniz o muazzam "şahsi tarihinize" duyduğunuz sadakat. Siz, yaşadığı her anın hakkını vermiş birisi olarak, o anların şahitliğinden vazgeçmek istemiyorsunuz.
37 yaşındaki bir geline hayretle bakan o genç kızdan, bugün aynadaki kırışıklıkları birer "zafer madalyası" gibi selamlayan kadına dönüşmeniz, Oscar Wilde’ın bahsettiği o "büyüme" tercihinin en somut örneği. Toplumun dayattığı "geç kaldın" ya da "ayıp olur" barikatlar...
Değerli Üstadım,
“Yeminle” şiirinizdeki içtenlik ve samimiyet, okuru doğrudan kalbinize davet ediyor. Çocukluk hatıralarından başlayıp yılların getirdiği yorgunluk ve hayal kırıklıklarına uzanan dizeleriniz, hem bireysel bir iç döküş hem de evrensel bir sızıya dönüşmüş.
Ramazan gecelerinin saf neşesinden, dost yüzlü yılanların sahtekârlığına kadar uzanan bu yolculuk, hayatın çelişkilerini çok güçlü bir şekilde hissettiriyor. “Yeminle bezdim” ifadeniz, şiirin bütün ağırlığını tek bir kelimeyle özetleyen vurucu bir doruk noktası olmuş.
Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Bu şiir, hem geçmişin özlemini hem de bugünün kırgınlığını aynı anda taşıyan güçlü bir eser. Tebrik ederim, daim olsun kaleminiz.
Saygı ve muhabbetle…
Kısacık hayatımız boyunca iyi insanlar çıktığı gibi karşımıza, kötü ve art niyetli insanlarda çıkıyor haliyle... Bir çok insanın sevdiği ya da sevmediği birileri yüzünden neler neler gelmiştir başına. Unutmak kolay olmasa da unutmak ve kadere bırakmak en akıllıca yapılacak işlerden birisi Rahman ve Rahim olan bazı haksızlıkları, birileri tarafından bize çektirilen acıları, yarına bıraksa bile yanlarına bırakmayacaktır. Acıları ve sıkıntıları yük gibi yürekte, bedende ve ruhta taşımak ruhsal sıkıntılara da kapı açar uzak durmak lazım. Bir de şirk kokan cahilce bir cümle kurar bazıları ''Allah af eder ben affetmem.'' Tamamen şirk ve bencillik kokan bir cümledir bu, kimse Allah'tan büyük olmadığına göre gereksiz ve zararlı bir cümledir her zaman ve zeminde... Dün geçmişte kaldı, gelecek meçhul iyi ya da kötü ne gelir başımıza bilemeyiz, anı yaşamak en güzeli geçmişe takılmadan geleceği düşünüp kaygılanmadan. Değerli Bilim İnsanı Ali Fuat Başgil de ''İyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğ...
Yoksulluğun bile bugünün sahteliğinden daha onurlu kaldığı o yılları özlemek, aslında kaybedilen sadece gençlik değil, insanın insana olan güveniymiş. Yeminle bezdim dediğiniz durak, şiirin en çıplak ve en haklı yeri; bazen sadece susup eski minare ışıklarına bakmak istiyor insan. Aşk ile eyvallah.
Kendi kalesinde mağlup düşmeyi bu kadar berrak anlatan az şiir vardır. İşgalin şiddetinden ziyade, o beyaz bayrağın ardındaki yorgun ama huzurlu teslimiyet çarpıyor insanı. Aynada yabancı bir suretle karşılaşmanın sızısı göğüs kafesimize oturuyor. Aşk ile eyvallah.
Sevgili kalemdaşım; cevher bulunduğu yerde de kıymetlidir lakin cevheri oradan alıp, göz dolduran ışıltılı bir mücevher edasıyla vitrininde misafir etmek bir sarrafın işidir. Ve bunu bir cevherin başka bir cevher için yapması kolay bir şey değildir. Öz bazen kendinden başkasını övmeye razı olmaz. İster ki hep beni yüceltsinler, beni yıldızların yanına çıkarsınlar der. Övmek, sağlam bir erdemin olgunluğun hoş bir gönlün işaretidir. Velhasıl bu zarif hediyeniz benim nazarımda sonsuza kadar sürecek bir yoldaşlığın biletidir. Gönlünüzün gölgesinde soluklandık, kuşların kanat seslerini duyduk, serin nehirlerinizin kenarında ayacıklarimizi ıslattık. Arıların ayaklarında tuttukları polenlerle kaburgalarımız arasındaki güneşi boyadık.
Kıymetli yazı dostum; Rabb size vermenin huzurunu tattırmış, dağıttikça azalmıyor, katlanarak büyüyor çoğalıyorsunuz. Veren el, kendinden misli ile geleceğe hazırlikli olsun çünkü Rabb paylaşanların her zerresini bereketlendirir.
Gülme çizgime yepyeni y...
Ben bu sefer şiire yorum yazmak yerine bir fıkra anlatacağım size.
Efendim olay Titanik'te geçiyor.
Titanik'in geniş tiyatro salonunda bir sihirbaz, gösteriler yapıyor. İlk önce sahnede herkesin gözleri önünde ağzından, burnundan, gözlerinden , kulaklarından ateş çıkarıyor ve herkes beğenip çılgınca alkışlıyor sihirbazı ama bir kişi dudak büküyor ve '' Beğenmedim evladım.'' Diyor.
Sihirbaz hırslanıyor. Bu sefer şapkasından tavşan, maymun, zebra, gil, gergedan, zürafa çıkartıyor. Salon alkıştan inliyor ama aynı adam yine '' Beğenmedim evladım.'' diyor.
Sihirbaz daha da hırslanıyor ve sahnede bir insanı bıçakla, satırla, testereyle doğram doğram doğradıktan sonra adeta satır kıymasına çevirdiği insanı tekrar eski haline getiriyor. Salon bu sefer sihirbazı ayakta alkışlıyor dakikalarca ama bizim bay beğenmez yine '' Beğenmedim evladım.'' Diyor.
<br/...
Zulm ile âbâd olanın ahiri berbad olur.
Bu adi, alçak, şerefsizlerin de ahiri berbat olacak inşallah.
Can-ı gönülden tebriklerimle selam ve saygılar.
Kıymetli Hocam; yıllardır mücadele adı altında kendimi hırpalarken, aslında akıntıya karşı kürek çekiyormuşum. Teslimiyet vazgeçmek değil, zorlama halini bırakmaktır, cümleniz benim için metnin kalbi olmuş. O yorgun savaşçının silahını yere bırakıp derin bir nefes alması gibi bir yazı bu. Teşekkürler. Aşk ile eyvallah.
Aramıza katıldığı 2024 senesi Mayıs ayından beri yazdıklarını zevkle okuduğum bir şair- yazarımızdır. Henüz daha adını soyadını bile bilmememe rağmen özellikle edebiyattaki edep duruşuyla her zaman takdirimi ve sevgimi kazanmıştır.
Ama öyle görülüyor ki bu takdir ve hayranlık sadece bana ait değil.
Bu güzel ve daha tanıtıcı yazı için teşekkür ederim.
Selam ve saygılar.
Tespit ve vurgu harika olmuş. Zalimin zulmü, mazlum görünen halkların birlikteliğiyle son bulur.
Kalem ve kelamınız daim olsun. Rabbim sizi ve sevdiklerinizi iki cihan sultanı eylesin. Saygılar
Duyarlı kaleme selam olsun.
Büyük bir sevdanın Pastoral imgelerle betimlenmesi şiire okuma zevki katmış.
Kalem ve kelamınız daim olsun. Rabbim sizi ve sevdiklerinizi iki cihan sultanı eylesin. Saygılar
Aslında ne kadar hayatımızın içinde yer almışlar, varlıkları yok olsa bile anılarımızın derinliğinde hiç kaybolmadan bozulmadan duruyorlar. Amasya'dan bize elma getirir de yakın zamanda kaybettiğimiz Amasya'lı Ayşe Teyze. Allah rahmet eylesin. Şimdi Eskişehir'de bıraktığım nerdeyse 90 a yakın yaşı tek başına Yaşayan Nigar Teyze ne yapıyor acaba...Ah komşular...Dediğiniz gibi Gülüm Hocam yeni komşularımız var yüzlerinde tebessüm ve merhamet dolu kalpte Diyarbakır'lı hanımlar. Teşekkür ederiz Gülüm Hocam, zihinlerimiz de kim bilir kimler var, hatırlattınız sevgiler ve selamlar...
Hayatın karmaşası içinde ıskaladığımız o teklerin, aslında varlığımızın özü olduğunu ne güzel hatırlatmışsınız. Bir gözyaşına sığan isyan, bir bakışta donan kutup ayazı ve o bir diye başlayan tüm başlangıçlar... Şiirinizde, yaşamanın en zorlu ama en kıymetli yanını, bir senin ellerinden diyerek en saf haliyle buldum. Ölmenin kolaylığına inat, yaşamanın yükünü böylesine edebi ve naif bir yerden omuzladığınız için kaleminize sağlık. Aşk ile eyvallah.