hocam
şiir tam anlamıyla bir uyanış çağrısı, bir hakikat hatırlatması olmuş.
İlk dizeden itibaren “fani dünya” vurgusu insanın ömrüne ayna tutuyor.
Her kıta ayrı bir öğüt, ayrı bir farkındalık taşıyor; adeta nefsiyle konuşan bir bilge sesi gibi.
“Film şeridi önümüzden geçerken cehaleti üstümüzden atmadan” dizesi, zamanın hızını ve gafleti çok güzel anlatmış.
Son bölümlerdeki ölüm ve hesap bilinci, şiirin hem ağırlığını hem de manevî derinliğini artırıyor.
Duru, sağlam, mânâsı kuvvetli bir şiir olmuş hocam — bir nasihat değil, bir fark ediş gibi.
selam sevgiler
hocam
şiirin baştan sona özgün bir dili var, imgeler öyle yoğun ki her dize ayrı bir çağrışım dünyası açıyor.
“Yerini değiştirdim o iskelenin” derken hem mekân hem duygu yer değiştiriyor sanki.
“Deniz de gitti bilinmeze” dizesiyle başlayan o hüzün, “bağışlanmış günahlarımla” noktasında derin bir iç kabulle buluşuyor.
Sonlara doğru “Ağlamayı öğretsek diyorum kuşlara” dizesi içtenliğin doruğu, insanı durdurup düşündürüyor.
Modern, katmanlı ve duygu yoğunluğu yüksek bir şiir hocam, çok etkileyici olmuş.
selam sevgiler
hocam
şiirin baştan sona derin bir iç hesaplaşma gibi akıyor. “Ey rüzgâr” diye başlayan her çağrıda, hem bir sitem hem bir teslimiyet var.
İnsanın kendiyle yüzleştiği, kalbin yükünü kelimelere döktüğü bir şiir olmuş.
“Susmuş bir yanardağ. Dinmiş bir rüzgâr. Sönmüş bir yıldız.” dizeleri içsel çöküşü öyle güzel anlatıyor ki, okuyucu da o sessizliğin içine çekiliyor.
Aşkın, kaybın ve insanın kendine dönme hâlini bu kadar içten anlatmak herkesin harcı değil.
Yüreğine sağlık hocam, duygun çok yoğun ve samimi hissediliyor.
selam sevgiler
Kutluyorum maşallah yine güzel bir şiir çıkardın
Cengiz Numanoğlu rahmetli hocanın yolunda devam etmeni temenni ve tavsiye ederim
Tebrikler selamlar sunarım
hocam,
şiirin baştan sona gözlerin üzerine kurulmuş ama o kadar yoğun, derin ve büyüleyici bir anlatım var ki okurken sanki insan gözlerinde kayboluyor.
özellikle “Gözlerin, Tur dağına düşen bir şuledir” dizesiyle başlayan bölümde hem ilahi bir dokunuş hem de aşkın kutsal yönü mükemmel işlenmiş.
bir destan gibi okunuyor, her kıtada anlam biraz daha derinleşiyor.
gerçekten kaleminin kudreti hissediliyor, bu şiir serbest tarzın en güçlü örneklerinden biri olmuş hocam.
selam sevgiler 🌹
Saygıdeğer Âdem Hocam
Şahsına münhasır şiir yazılan gözler her türlü övgüyü almış, her türlü iltifata mazhar olmuş. Şiiriniz de aynı övgü ve iltifata değer bir eser olmuş. Şiiri muhteşem kılan sahibinin pastoral kompozisyonları, iz bırakan tarihsel olayları, zaman ve mekan potasında birleştirip gözlere atfedişi ve lirizmin fevkalâde etkisiyle bizlere sunmasıdır. Günün serbest yazısını ve siz değerli sahibini yürekten kutlarım.
Saygı ve selamlarımla.
Gözleri çok güzel dile getirmişsiniz, tebrik ederim.
Göz benliğimize anlam veren özdür
ağzı dili yoktur ama bir bakışıyla söyler bin söz
kimisi de böyle güzel şiirler yazdırır
gözbebeklerindeki köz
Zaman erir, sükût kül olur… ama gönül bitmiyor. Her bendin sonunda yankılanan ‘Nasıl bir aşksın sen, yan yan bitmiyor’ dizesi, sadece bir tekrar değil; bir iç yangının ritmidir. Hece ölçüsünün zarafetiyle, aşkın metafizik boyutunu işleyen bu şiir; hem teknik ustalık hem duygusal derinlik taşıyor. Harun Yıldırım, kaleminizle aşk bir dua, bir yakarış, bir direniş hâline geliyor. Yüreğinize sağlık, kaleminiz daim olsun. Bu şiir, gönlün tükenmeyen yankısıdır.
Değerli üstadım,
Bu şarkı, türkü sözlerini yazanlar veya ismi çok büyük şaire çıkmış olanların bir kısmı maalesef dinlerinin cahilleri.
Bir cümle ile küfre, şirke düşerler dinden imandan olurlar ama maalesef haberleri yok.
Bu tür sözler itikadi açıdan büyük günah, küfür ve şirktir. İnsanı bir anda müşrik yapar.
Ama maalesef bu kişiler şiirde en ince söz sanatlarına kadar maharet kazandıkları halde bir ilkokul çocuğunun bilebileceği kadar dini bilgilerden mahrumlar. Eğer bilselerdi böyle vahim hatalara düşerler miydi?
Bile bile yapıyorlarsa zaten onlara diyecek sözüm yok. Bir şiir veya şöhret uğruna dinden, imandan oluyorlar. Tabii ateist, inkarcı değillerse.
Zaman zaman bizim sitemizdeki şair arkadaşlarımızın şiirlerinde de bu tür şirk ve küfür sözlerine rastlanılıyor.
Bazılarını ikaz ediyoruz, kabul edip rücu ediyorlar. Bazıları ise gururlarına yediremeyip ısrarla hatalarına devam ediyorlar.
Allah bizleri şuara suresinde yerdiği şairlerin sınıf...
Zevkle okudum, çocukluğum yani efsane günler gözümün önüne geldi. Yazı beni alıp hem zaman hem mekan çok uzaklara götürdü. Yazı sanki zaman tüneli gibiydi... misafir odamız aklıma geldi, unutmuştum... iyi ki varsınız, iyi ki yazıyorsunuz. Teşekkürler üstadım
Kapılar denince aklıma Hz. Mevlana'nın bir sözü geldi hocam;
"Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman, bilmem! Yeter ki o kapıda durmayı bil!" der
Biz kullar bunca günahlarımıza rağmen başka bir kapı aramayız
Yok çünkü.
Kırk kilit vurulsa da, ümide kilit vurulmaz bilir ve bekleriz
Yüreğinize sağlık hocam hürmetle
Teşekkür ederim hocam adımız geçmiş şiir hikayesinde.
Doğmak ölmeye namzet olmaktır zaten nişan nikah bu gerçekliğin bir farikası
Çok güzel anlatmışsınız yüreğinize sağlık
İnşaallah güzel yaşar ve güzel ölürüz
Selam ve hürmetle
Yok öyle korkmak ölümden :)
Hoşgelişler ola :) Allah ölümünde hayırlısını versin inşallah
Tebrikler Mustafaoğlu
selamlar hayırlı geceler
Sevdaya ulaşamamanın acısı keskindir. Bir an önce şair bu moddan çıkıp Tanrıça zırhını yeniden kuşanmalı.... Fakat gel gör ki şiir ve ses pek bir damar, okuyan ve dinleyenini devamı beklentisine sokuyor acımasızca. Yazan açısından bu da hayli keskin bir paradoks...
Tebriklerimle.
Değerli Nesrin Hocamla yaptigimiz ortak çalimanin ürünü.
Baktikca gatirlayacagim bir calişmaydi şiire büyük katki sizindi hocam tebrikler.
Saygilar selamlar
Toplum tarafından pek kabul görmese de eğer fıtık, lumbago, siyatik, romatizma, kireçlenme ve benzeri rahatsızlıkları olmayan 60 yaş üstünün çılgın babaanne ya da çılgın dede olmasında bence hiç bir sakınca yok.
Hatta ben misal yaş 72 ise ve dahi dul ise ( Eşi olmayan yaşlı beylere de dul deniyor değil mi? ) kendisine acilen bir manita yapmasını öneririm.
Ancak yine ben misal midede ülser, akciğerlerde hırıltı, belde fıtık, dizlerde kireçlenme, kulaklarda kısmen sağırlık, gözlerde yaş, böbrekte taş varsa otursun oturduğu yerde daha iyi.
Evet, keyifli bir yazıydı.
Yaşlı bir vatandaş olarak keyifle okudum.
Selam ve saygılar.
İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe hazretlerinin ileri gelen talebelerinden olan
Dâvûd-i Tâî hazretlerine talebeleri şöyle bir soru sorar.
" Efendim, bu mertebeye, bu makamlara nasıl ulaştınız?"
Cevap verir:
"Bir sokaktan geçerken şarkıcı bir kadından şu sözleri duydum:
Hangi güzel yüz ki, toprak olmadı,
Hangi güzel göz ki, yere akmadı.
Bu sözler bana öyle tesir etti ki o gün tövbe ettim. Bu beyti düşündükçe şuurum altüst oldu. Hayatımın bundan sonraki safhasında dünyadan soğudum. Kemâle erdim."
Bu güzel şiirinize limon sıkmak için bu kıssayı anlatmadım tabii.
Gözler ruhun aynasıdır derler. Rabbim, hakikate ayna olacak gözlerle buluştursun bizleri.
Tebrik ederim. Yüreğinize, gönlünüze sağlık hocam. Sevgi ce saygılarımla.
Teknolojik bir şiir olmuş )))))) Selam ve sevgiler.
Gözler üzerine yazılmış pek çok şiir okudum farklı farklı şairlerden ama söz konusu gözler olunca senin şiirlerinin üzerine şiir tanımadım henüz.
Yine oldukça güzel, oldukça özel ve muhteşemdi.
Can-ı gönülden tebrikler.
Selam ve sevgiler.
Sen beni sevmiyor musun cümlesi, basit bir soru gibi görünse de içinde çok katmanlı bir duyguyu barındırır. Öncelikle bir kırgınlık vardır; kalp, beklediği karşılığı bulamamış, sevginin karşılıklı olduğunu hissetmek isterken yalnız kalmıştır. Aynı zamanda bir umut taşır; belki de soran kişi, sevgiyi hissetmese de karşı tarafın onu sevmesini ister. Bu soru, sessiz bir çığlık gibidir; dudaklardan çıkarken, yüreğin derinliklerinde “Belki bir gün anlayacak mısın diye sorulur.
Bu cümlenin bir diğer yönü de korkudur: Cevap, beklenenden farklıysa kalp kırılacak, ancak yine de sorulması gerekir, çünkü susmak, cevabı bilmeden yaşanan boşluk kadar acı vermez. Söz, yalnızca bir sevgi sorgusu değil, aynı zamanda bir aidiyet ve değer arayışıdır. Sevildiğini bilmek, insanın ruhuna güven ve sıcaklık verir; sevilmediğini bilmek ise çoğu zaman sessiz bir çöküşe dönüşür.
Kendi haline bırak abi hatta birda sorma .
Selamlar saygılar