Keleminizden güzel bir hikaye okudum.
Sanırım elmalarla insanların kaderi aynı. Ya birileri tarafından yok ediliyorsunuz ya da belirli bir süre yaşadıktan sonra sizin için aynı zamanda yaşam kaynağı olan oksijenin etkisiyle pörsüyor, buruşuyor, şekl-ü şemailinizde değişimler oluyor ve sonunda ölüyorsunuz.
Kısaca elmanın da insanın da kaçarı yok. Ölüyorlar.
Selam ve saygılar.
Tarihi güncel hayatla birleştirip yorumlamanızda ki maharet ,
insanlarda hayret ve hayranlık bırakıyor.
Tarihsel hafızanın bunca detayı işlenmesi
sorgulayıcı ve ironi dozu yüksek bir eleştiri kaleme alınması
yazının okunmasını sağlıyor.
Özellikle Ermenistan üzerinden verdiğiniz tersine hayal kurma örneği,
savunduğunuz "karşılıklılık" ilkesini çarpıcı bir şekilde somutlaştırıyor.
Kendi atalarının (Balkan Türklerinin) yaşadığı büyük trajedileri görmezden gelip
sadece ötekinin acısına odaklanan aydın profilini
ve buna destek veren siyasi yapıyı,
tutarlılık üzerinden yerden yere vurmuşsunuz.
Empati, ancak kendi köklerine ve gerçeklerine yabancılaşmadan yapıldığında
samimiyet kazanıyor.
Harikaydınız Can Abim.
Selam ve saygılarımla
Efsane bir şiir olmuş.
Doğanın tüm renklerini ve çiçeklerini
bir düğün alayı görkeminde buluşturan,
görsel zenginliği çok yüksek bir tablo çizmişsiniz.
Tabiatı adeta canlı bir tiyatro sahnesine dönüştürmüşsünüz.
Estetik algısı yüksek,
çiçek kokulu ve çok zarif bir anlatımdı.
Daha nicelerine
Kaleminize sağlık.
Dili hem bir şifa kaynağı
hem de bir yıkım aracı olarak ele alan,
oldukça hikmetli ve dengeli bir şiir olmuş
Sözün haysiyetini ve gönül kırmamanın önemini hatırlatan,
dervişane bir dokunuş olmuş.
Daha nice şiirlere
Destanımsı,bir şiir olmuş.
Her ne kadar yüreklerimiz yansa da şiir acı bir hatırayı oldukça güzel bir anlatımla okuyucuya aktarmış..
Diğer bölümlerini de aynı heyecan ile okuyacağımdan emin olabilirisin değerli hocam. Merakla bekliyor olacağım.
Selam ve sevgiler.
Tevziat hep nizami, kalemin ucunda geçek hayatın bizden çaldıkları, amberde arzuların alevi, göğüs kafesinde dert tomurcuklayan şeker agaçları..
Bazı insanların suçlu olduğunun kanıtı, kitap sanınca okumaktan vazgectikleri bir çift gözün ahında gizli..
Parlak kırmızıya büründükçe kalemin insafı, insanı farkında olmadan delirtir ya üstadım..
Ekinler biçilirken çiçek açan ıhlamur ağaçlarının, yüreğin "Sen ve senden başkası yoktur." çığlığıyla ovalarin ardına aşması kaçınılmazdır.
Uçucu bu alımlılık, yüreği üç parçaya ayırınca, insanı hasta eden hint sümbülleri saksılara ekilir..
İkrar üstadım, sabır ağaçları gibi..
Mürekkebin tek damlası şiirin geniyle hemhal..
Selam ve saygılarımla..
Şiir çok çok güzel candan tebrikler.
Ancak? '' sallanda, allnda, yollanda, ballanda, pullanda, dillende, bollanda, güllende '' kelimelerindeki de- da eklerinin tamamı ayrı yazılacak.
Böyle yazınca güzelim şiire gölge düşüyor.
Selam ve sevgiler.
''
İlginç ve farklı, kendine özgü şiirlerin adresi Halit Duruca'dan oldukça güzel bir şiir.
Tebrik ederim.
Selam ve saygılar.
Namazın anlam ve önemini çok güzel dile getirmişsiniz. Kutlarım.
Selam ve saygılar.
Mutluluk üzerine derin bir sorgulama!
Şiirinizde, mutluluğun basit bir kelime olmadığını, özümüzde ve yolculuğumuzda saklı olduğunu hatırlatarak anda kalmayı ve küçük şeylerde mutluluğu bulmayı öğütlemişsiniz.
Çok güzel bir mesaj!
Tebrikler.
Kendisiyle barışık olan , iç dünyasında mutluluğu yakalayan alemle barışık olur zaten
Bu mutluluk nasıl yakalanır peki?
Bunu da değerli şairem şiirinde birer birer açıklamış. Öğrenmek isteyenler şiiri dikkatle okusunlar lütfen.
Selamlarımla değerli şairem.
Atayurdundan hüzün.
Tam da final arefesi Uygur Edebiyatını ve tarihçesini çalışırken tevafuk oldu şiiriniz.
Bir yanda tarihî hafıza,
bir yanda bugünün sancıları
Bir zamanlar özgürce at sürdüğümüz topraklarda halâ zulüm gören kardeşlerimiz var.
Kafkas Cephesi ve o esaret kamplarındaki
Türk'ün o mertliğini ve cesaretini hatırlarken, bugünkü yaşanan düşkünlüğü de sorguluyoruz bir yandan
Aziz vatan.
Ecdadın döktüğü kan ve ter ile var olan vatan.
Orta Asya'dan bugüne kadar uzanan
Ata yurdundan ana yurduna şahlanan yurt şad olsun her daim
Hüzün, özlem ve cesaret dolu ata selamına
Aleyküm selam
Yüreğinize sağlık hocam
Selamlar saygılar
Uzak durulacak tipler çok Hocam kutlarım içtenlikle
Nazım'ın dediği gibi sadece Abidin mi yapar mutluluğun resmini yeter ki yürek coşkuyla atsın herkes mutluluğun yanına koyar ismini... Kutlarım yürekten...
emeği geçenlere birer birer teşekkürler. herkes yazıp çizsede
sitemizin bu hale gelmesine sebep, tuvali, fırçaları boyaları vs.
hani çoğu yerde reklamlarda vs. olmasaydın olmazdık tabiri vardır ya
işte burada tam bu söz yerini buluyor.
Hüzünlü bir hikaye insan hele de evladıysa hayattan koparılan kendisi de yaşam ile ölüm arasında iki arada bir derede dedikleri gibidir adeta... Yüreği soğur mu yakalansa bile failleri... Zor bir durum gerçekten... Kutlarım...
Ne kadar doğal ortamlarda ne güzel çocukluklar yaşamış ne güzel anılar yüklemişsiniz aklınıza ve ruhunuza. Unutulur mu o güzellikler o günler hiç? Şimdiki zamanlarda insanların isteyip de yapamadığı şeyler o zaman sizin yaptıklarınız... Güzel bir öykü kutlarım
Merhaba Adem Beyciğim,
Sitenin yenilenmiş halini henüz ilk görüp incelediğimde de yazmıştım; bila bedel kullanımımıza sunduğunuz bu platform ile hakikaten ne denli onur duysanız azdır, bunun tek izahatı var; edebiyata ve özellikle Türk Edebiyatına duyduğunuz aşk. Öylesine bir aşk ki içerisinde ve elbette en başında Rabbimiz var, vatan var, ulusumuz var, ilaveten insanlığımız var... neler yok ki...toplumsal katma değeri ömre bedel, iyi ki Edebiyat ile iştigaldesiniz. Kendisiyle tanışabilme şansım hiç olmadı ama Yener Bey'e de minnettarım kendi adıma. Müthiş bir iş çıkarmışsınız ekipçe. Bir tutam amiyane bir deyiş oldu ama yazabildiğimden çok çok daha fazla samimi bir hissiyat ile kelimelerimi zorladığıma inanınız. Harikasınız yahu... ne diyeyim başkaca bilemedim.Çokçana çokçana kutluyorum sizleri. Bu sitenin bir üyesi olmak, burada yazabiliyor olmak çok güzel.
Selam, sevgi ve saygılarımla.
çağatay
Yağmur, gökte sessiz bir niyet iken yerde musikiye dönüşür. Tıpkı bunun gibi, hakikat de zihindeyken bir düşünce, kalbe düştüğünde ise bir cinnettir. Bu yazıda geçen o muazzam tespit gibi: "Aşk bir ömür sürerse, delilik de onunla gezer." İnsan, ölçülerin dışına çıktığında toplum ona "deli" der; ancak o eşiği geçtiğinde vardığı yer, aslında varlığın özüdür.
Aslında hepimiz biraz eksiğiz. Kimimiz bunu topuklu ayakkabıların boyuyla kapatmaya çalışırız, kimimiz ise sökük bir kazak kolunda saklarız noksanlığımızı. Gerçek delilik, her şeyin yolunda olduğuna dair kurduğumuz o sahte düzendir. Gerçek velilik ise, fırtınanın ortasında şemsiyesiz durabilmek ve yağmura "istediğin gibi yağabilirsin" diyebilecek kadar kendinden geçmektir.
Biri akılla her şeyi ölçerken yorulmuş bir "deli", diğeri gönülle her şeyi çözmüş bir "veli"... Hangisinin daha özgür olduğu ise, sadece yağmuru ıslanmadan dinleyebilenlerin değil, o yağmurda ıslanırken şarkı söyleyebilenlerin bildiği bir sırdır.
Eyvallah
Tebri...
Dünya, üzerine giydirilmiş tanımlarla dönen devasa bir sahnedir. Bizler, o sahneye çıktığımız andan itibaren bir uyum gömleği giyeriz. yakası ilikli, ütüsü bozulmamış, ölçüsü cemiyet tarafından alınmış bir gömlek bu. Oysa yağmur başladığında, topraktan geldiğini hatırlayan her hücremiz, o gömleğin boğucu düğmelerinden kurtulmak ister. Üsküdar sahilinde bir saçak altına sığınan iki karakterin yani iki figürün karşılaşması, aslında insanın kendi içindeki iki kutbun, analiz eden akıl ile hisseden hakikatin çarpışmasıdır.
Bizler, noksanlığımızı renkli ipliklerle örtmeye, yaralarımızı çengelli iğnelerle tutturmaya çalışan ruhlarız. Hikâyedeki o yabancı, sökük kazağı, tek bacağı kesilmiş pantolonu ve iplerden örülü saçıyla, aslında ruhun o yamalı bohçasını dışa vurmuştur. Akıl, onu "anormal" olarak etiketlerken; o, aklın en büyük kalesi olan "kimlik" üzerinden sarsıcı bir soru sormaktadır. "Sen kimsin?"
Bu soru, tüm unvanların, topuklu ayakkabıların ve beyaz elbiselerin üzerimizden düştüğü...