Ben Bunları Kimseye Anlatmadım
Çok bunalmıştım. Adeta sırtımda taşıdığım
bir yük her geçen gün daha da artar olmuştu. Bir zamanlar arkama bakmadan
gittiğim İstanbul içime düştü
aniden. Eve geldiğim gibi küçük bir valiz hazırladım. Sonra doğru otogara.
Herkesin ne için koşturduğu belli olmayan bu arenada yerimi cam kenarından
seçtim.
Koltuğuma oturdum. Biraz sonra sen geldin yanıma. 23 mü 24 mü sizin dedin. 23, cam kenarı
benim dedim. Yerimi kaptırmaya hiç niyetim yoktu . Yüzünün şekli değişiverdi. Otobüs doluydu. Sana "bayan yanına nasıl
bilet kestiklerini" sordum. "Adım Ferhan olunca ve yer bulamayınca açıkçası
şansımı denemek istedim" dedin. "Sakıncası yoksa oturabilir miyim?" Yol çok
uzun değildi. Derli toplu görünüyordun. "Yok" dedim kısaca. Başka cam kenarı
olmadığı gibi başka yerde olmadığı için kaderini kabullenmiş bir şekilde
oturdun yanıma. Gerçek bir yolculuğa çıkmıştık aslında , hayatlarımız adına…
Ve hareket vakti. İlk ferahlamanın başladığı an. Sınav
kapısında sırasını bekleyen çocuklar
gibi tebessümleştik tedirgince. "bende cam kenarlarını severim" dedin. Ama son
dakikada çıkınca böyle evden, bilet
almaya fırsat bulamadım. Evet dedim. Bende sanrım sonuncuyu aldım. Aramızdaki
kapının aralandığı ilk cümlelerdi bu. Fark ettirmeden süzdüm seni. Önce
gözlerine sonra ellerine baktım . Yeşil gözlerin vardı. Bakışlarının
derinliğine bir mil daha katan gözlerdi bunlar. Ellerin biraz kemikli ve
özenliydi. Derken çantanın içinden düz beyaz sayfaları olan bir defterle kurşun
kalem çıkardın. Önceleri bir şeyler yazacaksın sandım. Malum çantamda duran iki
kadim dosttur defter ve kalem. Fakat sen çizmeye başladın. Hayran olunmayacak
gibi değildi. Kalemini sayfanın üzerinden geçirmenle kağıt üzerinde yeni bir
dünya canlanıyordu sanki. Çok dikkatli bir şekilde bu farklı yolculuğa
çıkmışken kaleminin ucunun kırılmasıyla ikimizde irkildik. Oyuncağı kırılmış
bir çocuk gibi asıldı yüzün. Hemen çantamı açıp derinine karıştırdım. Sana yeni
bir oyuncak buldum ,gözlerin parladı. Teşekkürler dedin. Savruk adamın tekiyim,
tedbir sıfır bende. Hayatta her şeyi yedeksiz kullandığım için belki de. Bu
cümlen çok dokundu yüreğime. Çantamda daha iki kalemim daha olduğunu
düşündüğümde sırtımdaki yükün ağırlığını da anlamaya başlamıştım aslında. Her
duygudan birkaç kat yüklenmiştim. Nasıl bükülmesindi ki yüreğim…
Çizmeye devam ettin. Denizin ortasında su yüzeyine dik duran
bir balık çizmiştin profilden. Yerçekimine aykırı değil mi dedim kendimi
tutamayarak. O amuda kalkmış bir balık dedin sayfayı çevirip. Gerçekten de
öyleydi. Balığın dünyası denizse eğer aksi komik olurdu. Hep aynı yönden ve
yerden bakarsan fark etmen çok zor. Arada bir ters döndürmek gerekiyor dedin.
Oracıkta çizilen bir resmin hayatımı bu kadar sorgulamama sebep olması garipti
gerçekten. Sanki sıkıntılarımı bilircesine elinde bir projektörle kör
noktalarımı aydınlatmaya başlamıştın. Belki de bugüne dek başaramadığım şey bir
kum saati gibi dönememiş olmaktı hayatta.
Ne zamandır çiziyorsun diye sordum. Çok küçükken başladığını
anlattın . Bunu meslek haline getirmemek için gösterdiğin özeni , sana bir gaz
odasından çıkılacak tek kapı kadar yakın olduğunu anlattın. Bende seni hayran
hayran dinledim. Derken otobüs durdu. İlk mola senin bana yol vermenle
başlıyordu…
Masa da telefonumu karıştırırken elinde iki fincanla
yaklaştın masaya. Yine cam kenarını kapmışsın dedin dudağının kenarındaki
gülümsemeyle. Doğal olarak bende güldüm ,teklifsizce masaya oturdun. Elindeki
fincanın birini bana uzatırken sen ne için kullanıyorsun kalemleri dedin.
Yedekli gezdiğine göre sen benden daha bağlısın tutkuna. Ben yazıyorum
dedim,amatörce kendime göre karalıyorum arada. Bazen çok tuhaf yerlerde
kelimeler gelince ellerime , bu yüzden hep kalem ve defterim olur yanımda. O
zaman sıra sende dedin. Ne için? der gibi baktım sana. Bana öyle bir şey yaz ki
yolculuğumuz bittiğinde cam kenarını sana kaptırdığıma sevineyim. Sonra
sessizlik girdi aramıza. Çay fincanına düşen günün son ışığından süzülen belki
de hüzünlerimizdi, çok farlı bahçelerde yetişen. Farklı suları içmiş,farklı
havaları solumuş , farklı hüzünler ; tanışmak için bu garip tesadüfle beslenen.
Çaylarımız henüz bitmişti ki otobüsün hareket anonsunu
duyduk. Aynı anda oturduğumuz yerden doğrulduk. Yan yana duran iki tren rayı
gibi birbirimize hiç yaklaşmadan yürüdük. Otobüse bindik , koltuklarımıza bir
daha yerleştik. Güneş batmış , geride kızıl ışığı kalmıştı artık. Karanlık
yaklaşırken ikimizde aydınlanmak için birbirimizin sözlerine birer mum tuttuk.
Usulca , rüzgarına siper kurmuşcasına hafiften birbirimize eğilerek konuşmaya
başladık. Karşıdan gelen araçların farlarına boyun eğmeden , konuştuk.
Bir ara günün yorgunluğuna yenilmiş ve biraz uyumuştum.
Uyandığımda kucağımda kendi portremi buldum. Aynaya bakar gibi hissettim
kendimi. Kızmadın değil mi dedin onay bekleyerek. Şaşırmıştım. Yok hayır dedim
sesim yalpaladı biraz. Çok güzel olmuş. Şimdi dikkatli bak resmine dedin,ne
görüyorsun? Hafifçe başımı sallayarak dudaklarımı hafif indirdim yanlardan. Ben
işte dedim. O zaman ben söyleyeyim dedin. Senin bana anlatacakların var diyor resim.
Bana bu yolculuğun sırrını anlatmak istemeli bence ,olmaz mı? O zaman önce sen
başla dedim. Bu yolculukta aynayı önce kendine tut. Sonra bende katılırım.
Böyle başladı senin hikayen. Gecenin 01:37 sinde bilmediğim bir hayatın
derinlerine iniyordum.
Ben 39 yaşındayım. Aslında grafikerim. Bu yüzden istediğim
yerde rahatça çalışıyorum. Bir kızım var,adı Arya. Adını ben koymuştum. 8
yaşında ,annesiyle yaşıyor. Bu yolculuğun sırrı da o zaten. Kızıma gidiyorum.
Bugün işten çıktığımda Arya sızladı burnumda sanki. O yüzden aceleyle geldim
otogara. Cam kenarını bile beklemek istemedim. Annesinden ayrılalı 4 sene
oluyor. Anlayacağın bu yollar 4 senedir bir ipek yolu gibi seriliyor önüme. Her
gidişimde ve dönüşümde farklı bir adam olduğumu hissediyorum. Zor günler
yaşadım bunu kendime de etrafıma da inkar edemem. İşte bu yüzden çiziyorum.
Senin yazdıkların gibi birbirine bağlı çizimlerim var. Ardı ardına baktığında
beni çok açık anlatıyor. İleride kızıma bırakmak için yaptım bu çalışmayı.
Çünkü oda çizebiliyor benim gibi. Beni en iyi bu şekilde anlayabileceğini
düşündüm. Ne dersin,anlayabilir mi? dedin sesin biraz titreyerek. Tam o sırada
radyoda Bülent Ortaçgil in "Kimseye Anlatmadım" şarkısı çalıyordu. Otobüsünün
camından dışarı baktım bir an. Mutlaka anlar dedim. Bak ben bile anlamaya
başlıyorum artık sanki seni…suskunluk girdi aramıza.Yağmur başlamış uzun
çizgiler halinde pencereden geçip kalbimizi çizmeye başlamıştı. Şarkı da dediği
gibi…
Ben bunları kimseye anlatmadım
Bir tek sen bil diye sen duy diye
Sen anla diye…
fısıldadık geceye.
Muğla
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.