Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Ben Bunları Kimseye Anlatmadım

Çok bunalmıştım. Adeta sırtımda taşıdığım bir yük her geçen gün daha da artar olmuştu. Bir zamanlar arkama bakmadan gittiğim İstanbul içime düştü aniden. Eve geldiğim gibi küçük bir valiz hazırladım. Sonra doğru otogara. Herkesin ne için koşturduğu belli olmayan bu arenada yerimi cam kenarından seçtim.

Koltuğuma oturdum. Biraz sonra sen geldin yanıma. 23 mü 24 mü sizin dedin. 23, cam kenarı benim dedim. Yerimi kaptırmaya hiç niyetim yoktu . Yüzünün şekli değişiverdi. Otobüs doluydu. Sana "bayan yanına nasıl bilet kestiklerini" sordum. "Adım Ferhan olunca ve yer bulamayınca açıkçası şansımı denemek istedim" dedin. "Sakıncası yoksa oturabilir miyim?" Yol çok uzun değildi. Derli toplu görünüyordun. "Yok" dedim kısaca. Başka cam kenarı olmadığı gibi başka yerde olmadığı için kaderini kabullenmiş bir şekilde oturdun yanıma. Gerçek bir yolculuğa çıkmıştık aslında , hayatlarımız adına…

Ve hareket vakti. İlk ferahlamanın başladığı an. Sınav kapısında sırasını bekleyen çocuklar gibi tebessümleştik tedirgince. "bende cam kenarlarını severim" dedin. Ama son dakikada çıkınca böyle evden, bilet almaya fırsat bulamadım. Evet dedim. Bende sanrım sonuncuyu aldım. Aramızdaki kapının aralandığı ilk cümlelerdi bu. Fark ettirmeden süzdüm seni. Önce gözlerine sonra ellerine baktım . Yeşil gözlerin vardı. Bakışlarının derinliğine bir mil daha katan gözlerdi bunlar. Ellerin biraz kemikli ve özenliydi. Derken çantanın içinden düz beyaz sayfaları olan bir defterle kurşun kalem çıkardın. Önceleri bir şeyler yazacaksın sandım. Malum çantamda duran iki kadim dosttur defter ve kalem. Fakat sen çizmeye başladın. Hayran olunmayacak gibi değildi. Kalemini sayfanın üzerinden geçirmenle kağıt üzerinde yeni bir dünya canlanıyordu sanki. Çok dikkatli bir şekilde bu farklı yolculuğa çıkmışken kaleminin ucunun kırılmasıyla ikimizde irkildik. Oyuncağı kırılmış bir çocuk gibi asıldı yüzün. Hemen çantamı açıp derinine karıştırdım. Sana yeni bir oyuncak buldum ,gözlerin parladı. Teşekkürler dedin. Savruk adamın tekiyim, tedbir sıfır bende. Hayatta her şeyi yedeksiz kullandığım için belki de. Bu cümlen çok dokundu yüreğime. Çantamda daha iki kalemim daha olduğunu düşündüğümde sırtımdaki yükün ağırlığını da anlamaya başlamıştım aslında. Her duygudan birkaç kat yüklenmiştim. Nasıl bükülmesindi ki yüreğim…

Çizmeye devam ettin. Denizin ortasında su yüzeyine dik duran bir balık çizmiştin profilden. Yerçekimine aykırı değil mi dedim kendimi tutamayarak. O amuda kalkmış bir balık dedin sayfayı çevirip. Gerçekten de öyleydi. Balığın dünyası denizse eğer aksi komik olurdu. Hep aynı yönden ve yerden bakarsan fark etmen çok zor. Arada bir ters döndürmek gerekiyor dedin. Oracıkta çizilen bir resmin hayatımı bu kadar sorgulamama sebep olması garipti gerçekten. Sanki sıkıntılarımı bilircesine elinde bir projektörle kör noktalarımı aydınlatmaya başlamıştın. Belki de bugüne dek başaramadığım şey bir kum saati gibi dönememiş olmaktı hayatta.

Ne zamandır çiziyorsun diye sordum. Çok küçükken başladığını anlattın . Bunu meslek haline getirmemek için gösterdiğin özeni , sana bir gaz odasından çıkılacak tek kapı kadar yakın olduğunu anlattın. Bende seni hayran hayran dinledim. Derken otobüs durdu. İlk mola senin bana yol vermenle başlıyordu…

Masa da telefonumu karıştırırken elinde iki fincanla yaklaştın masaya. Yine cam kenarını kapmışsın dedin dudağının kenarındaki gülümsemeyle. Doğal olarak bende güldüm ,teklifsizce masaya oturdun. Elindeki fincanın birini bana uzatırken sen ne için kullanıyorsun kalemleri dedin. Yedekli gezdiğine göre sen benden daha bağlısın tutkuna. Ben yazıyorum dedim,amatörce kendime göre karalıyorum arada. Bazen çok tuhaf yerlerde kelimeler gelince ellerime , bu yüzden hep kalem ve defterim olur yanımda. O zaman sıra sende dedin. Ne için? der gibi baktım sana. Bana öyle bir şey yaz ki yolculuğumuz bittiğinde cam kenarını sana kaptırdığıma sevineyim. Sonra sessizlik girdi aramıza. Çay fincanına düşen günün son ışığından süzülen belki de hüzünlerimizdi, çok farlı bahçelerde yetişen. Farklı suları içmiş,farklı havaları solumuş , farklı hüzünler ; tanışmak için bu garip tesadüfle beslenen.

Çaylarımız henüz bitmişti ki otobüsün hareket anonsunu duyduk. Aynı anda oturduğumuz yerden doğrulduk. Yan yana duran iki tren rayı gibi birbirimize hiç yaklaşmadan yürüdük. Otobüse bindik , koltuklarımıza bir daha yerleştik. Güneş batmış , geride kızıl ışığı kalmıştı artık. Karanlık yaklaşırken ikimizde aydınlanmak için birbirimizin sözlerine birer mum tuttuk. Usulca , rüzgarına siper kurmuşcasına hafiften birbirimize eğilerek konuşmaya başladık. Karşıdan gelen araçların farlarına boyun eğmeden , konuştuk.

Bir ara günün yorgunluğuna yenilmiş ve biraz uyumuştum. Uyandığımda kucağımda kendi portremi buldum. Aynaya bakar gibi hissettim kendimi. Kızmadın değil mi dedin onay bekleyerek. Şaşırmıştım. Yok hayır dedim sesim yalpaladı biraz. Çok güzel olmuş. Şimdi dikkatli bak resmine dedin,ne görüyorsun? Hafifçe başımı sallayarak dudaklarımı hafif indirdim yanlardan. Ben işte dedim. O zaman ben söyleyeyim dedin. Senin bana anlatacakların var diyor resim. Bana bu yolculuğun sırrını anlatmak istemeli bence ,olmaz mı? O zaman önce sen başla dedim. Bu yolculukta aynayı önce kendine tut. Sonra bende katılırım. Böyle başladı senin hikayen. Gecenin 01:37 sinde bilmediğim bir hayatın derinlerine iniyordum.

Ben 39 yaşındayım. Aslında grafikerim. Bu yüzden istediğim yerde rahatça çalışıyorum. Bir kızım var,adı Arya. Adını ben koymuştum. 8 yaşında ,annesiyle yaşıyor. Bu yolculuğun sırrı da o zaten. Kızıma gidiyorum. Bugün işten çıktığımda Arya sızladı burnumda sanki. O yüzden aceleyle geldim otogara. Cam kenarını bile beklemek istemedim. Annesinden ayrılalı 4 sene oluyor. Anlayacağın bu yollar 4 senedir bir ipek yolu gibi seriliyor önüme. Her gidişimde ve dönüşümde farklı bir adam olduğumu hissediyorum. Zor günler yaşadım bunu kendime de etrafıma da inkar edemem. İşte bu yüzden çiziyorum. Senin yazdıkların gibi birbirine bağlı çizimlerim var. Ardı ardına baktığında beni çok açık anlatıyor. İleride kızıma bırakmak için yaptım bu çalışmayı. Çünkü oda çizebiliyor benim gibi. Beni en iyi bu şekilde anlayabileceğini düşündüm. Ne dersin,anlayabilir mi? dedin sesin biraz titreyerek. Tam o sırada radyoda Bülent Ortaçgil in "Kimseye Anlatmadım" şarkısı çalıyordu. Otobüsünün camından dışarı baktım bir an. Mutlaka anlar dedim. Bak ben bile anlamaya başlıyorum artık sanki seni…suskunluk girdi aramıza.Yağmur başlamış uzun çizgiler halinde pencereden geçip kalbimizi çizmeye başlamıştı. Şarkı da dediği gibi…

Ben bunları kimseye anlatmadım
Bir tek sen bil diye sen duy diye
Sen anla diye…

fısıldadık geceye.

 

Muğla

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 4
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Ben Bunları Kimseye Anlatmadım

ÇİLER GÖKSEL ÇİLER GÖKSEL