Su’ya yazılan mektup…
“…
Sevgili Su,
Sana bu
satırları köhnemiş, basık ve küf kokulu bir şehirde yazıyorum.
Ve sensizliği
şu an iliklerime değin yaşıyorum.
Olmadığın
her yer rezil!
Rabbim,
yüreğim sökülüyor;
Sabır ver, akıl
ver, güç ver. Onu ver!
Rabbim onu
nasip et! 24 saat duam bu, kabul et!
Su diyorum
bu yazımda sana, Rabbimin bana vermiş
olduğu en güzel hediye... Seni yaşamak istiyorum Su. Tıka basa, doyasıya… Kanmak
istiyorum, yanmak, donmak ve Allah kahretsin sende kalmak yoksa canımı almak
olsun son arzum Rabbimden.
Gittiğinde bütün
çiçeklerim soluyor, hele papatyalarım… Kuşlarım düşüyor bir biri, ölüce, hele sığırcıklarım…
Her gün bir cenaze kalkıyor canımdan, sensizliğe kalp mi dayanır? Toprağın
altına girmek kurtuluştur inan sensizliğin altına girmek asıl ölümdür.
Rabbime
şükrediyorum bugün, beni sen gibi seven yok bu dünyada, bana sen gibi değer
veren, bana sen gibi ağlayan yok! Bunu itiraf mı kabul edersin, iltifat mı?
Sen
gökyüzümsün ya! Sende yok olmak istiyorum. Sana düşmek ve sende yok olmak… Sen
yeryüzümsün. Sende gezmek, dolaşmak, turlamak… Sende olmak istiyorum. Çok mu
şey istiyorum. Yeşilliğinde, masumiyetinde, safiyetinde, varlığında… Yaşamak istiyorum.
Kimim, neyim,
neredeyim, ne yapıyorum bilmek istemiyorum. Sen hüviyetimsin. Kaptan adını sen
verdin bana, rotam oldun. Dilimden düşmeyen notam… Bütün kotam seni sevmekle
dolu… Seni özlemekle seni gözlemekle… Ah çekmek istiyorum, ah!
Su, seninle yüz
yüze gelemem, ölürüm. Sana elimi süremem, kül olurum. Bakamam, kul olurum. Dokunamam,
buz olurum.
O kadar şey
var ki sana söyleyeceğim lakin gel gör ki düğümleniyor boğazıma her şey; aşk
diyemiyorum buna çünkü aşkı yaşıyorum boğazıma kadar. Sen bu dünyadaki her
aşkın neşet ettiği kaynaksın. Bu iddia bana ait, sen aşkın kaynağısın Su!
Bu basbayağı
sen aşkı… Dosdoğru sen aşkı… Seçmeli sorularımın tek doğru yanıtı “sen şıkkı…”Seni
seviyorum. Bana karşılık versen de olur vermesen de!
Var olduğun bir dünyada yaşaman dahi bana
mutluluktur. Çünkü aynı havayı soluyoruz belki de sam yeli nefesini nefesime
katar da kokunu bana getirir de gözüm arkada kalmaz artık bu dünyada. Ölsem de
gam yemem ölmesem de!
Senden bana
gelecek ne varsa kabulümdür. Ezan, cefan, hüznün, kahrın gıdadır bana! Canım
fedadır sana.
“Seni
seviyorum” diyemiyorum zaten “seviyorum sensin” bende. İçim içime sığmıyor
kaynadıkça kaynıyorum ve infilak ediyorum bir yanardağ gibi. Sen yangını sarmış
beni. Lav lav akıyorum. Sen sen taşıyorum. Kafayı yemek üzereyim sensizliğe
dayanamıyorum.
Bana asla
acıma, yanmak istiyorum. Belki kül olup esen yelle ayaklarının bastığı yere
düşerim de bir nebze de olsa senin yanında olmanın ferahlığını yaşarım. Söndürsen
de olur söndürmesen de!
Senin olmak
istiyorum. Elinin altında, gözünün önünde, nefesinde… Sen bana Rabbimin vermiş
olduğu en güzel armağansın. Ömrümün görüp görebileceği en güzel şey! Yaşayıp
yaşayabileceğim en harika şey! Öpüp kalbime koyabileceğim… Nimet bilip gözümden
bile sakınacağım… Ah Su!
Sana
bakamıyorum, o kadar masumlaşıyorum ki sana bakınca ağlıyorum. Bu kadar güzel olmak zorunda mısın? Zaman
ötesi güzelsin. Mübalağa ne kadar da çaresiz kalıyor seni tanımlamakta! Şaşıyorum.
Mekân üstüsün, olağanüstü… Bir masal kahramanısın da düşmüşsün yaşamıma!
Peri misin,
huri misin, nesin sen?
Canımı alan
Azrail misin?
Seni o kadar
seviyorum ki bir şey yazamıyorum. Hep eksik, hep noksan kalır. Artık şunu iyi
biliyorum ki sen kaderim olacaksın. Eğer olmazsan sensiz yaşamaktansa “Rabbim alsın canımı” dileğim olsun.
…”
Kaptan’dan…