Her aşk ölü doğar ve güdük kalır memleketimde. Çünkü herkes aşkın büyümesi için değil ölmesi için çaba gösterir. Aşık olmak, aşık olunmak ve aşkı yazmak çok büyük bir suç gibi algılanır. Aşkın dışındaki her şey bir şekilde kabul görürken aşk neden ötekileştirilir anlayamıyorum.

            Aşk olsun herkese! Aşk adına başlıyorum hikayeme. Aşk için.

            Yağız bir delikanlı vakti gelince huyu huyuna, boyu boyuna, suyu suyuna benzeyen bir kızcağıza aşık olur.Hem de nasıl sever bu kızı. Ayakları yere basmaz, aklı başında olmaz.

            Çocuk buğday rengindeydi ve başı öne eğikti her vakit. Buğday gibi kutsardı aşkı. Nimet bilirdi ve kalbine aşk ateşi düştüğü vakte şükrederdi hep.                  

            Kız dağlarda gezen ceylandı, yazılarda seken keklikti. Nazlı mı nazlıydı. Ama şanslı değildi.

            Delikanlı ölümüne sevdi kızı, kızda delikanlıyı... Dünya gül bahçesine döndü. Gül koktu herkes onlara. Kız da delikanlı da güldü. Bu cümleyi anlayabilene gülüverdiler.

            Baba ayrı bir alemdi, ana ise kendi halindeydi. Çocuk evlenme yaşındaydı ve sanki bu mesuliyet babanın sırtına vurulmuş bir yüktü. İlla ki illa halledecekti ve bu yükten kurtulacaktı. Bu yüzden alelacele bir karar aldı. Ve bu kararı uygulamaya kalktı.

            Bir gün babası tutar elinden delikanlının götürür pazar yerine. 'Bak evladım' der ' Sen şu tezgahta babasına yardım eden kızla evleneceksin. Kızın babasıyla tanışıklığım var. Çok iyi bir aile ve çok iyi bir kızları var.'

            Çocuğu çarptı bu sözler.

            Akla ziyan gerisi hep talan!
            Dünya resmen durdu. gök yıkıldı, yer yarıldı.
            Çocuğun dünyası başına yıkıldı.

            'Ama baba! Ben onu sevmiyorum ki! Başkasını seviyorum. Hem benim hayatımı hem de başkasının hayatını karartma sakın! Asla evlenmem gösterdiğin kızla! Ve o kız dünya ahret bacımdır artık!' dedi demesine ama ıslak yara nasıl dikiş tutmazsa bu aşkta artık dikiş tutmazdı.

            Çocuğun gözleri fal taşı gibi oldu.

            İçten içe yanmaya başladı, tansiyonu çıktı, canı...

            Serzeniş devamlıydı.

            Bakış sitayişliydi.

            "Baba, yapma bunu ve yakma beni lütfen!" dedi bir ara.

            Bir sıcak el aradı sırtında.

            Bir iki güzel kelam...

            Sevmeden evlenmek!

            Olamazdı bu!

            İmkanı yoktu sevmediği biriyle evlenmenin!

            Oysa halihazırda yanı başında aşık olduğu biri vardı.

            Delikanlı,  babasına serzenişte bulunuyordu durmadan.

            Yalvar yakar hem de!

            Atasını geçemezdi, töreydi.

            Aşkını da bir kalemde silemezdi.

            Yazıktı günahtı.

            "Neden beni sevmediğim bir kızla evlendirmek zorundasın?" diye haykırdı tekrar. Babası evladına cevap verdi hemen "Sevdiği kızı alan mı var oğlum? Herkes sanki sevdiği kızla mı evlenmiş!" diye. Çocuk beyninden vurulmuşa döndü. Bu cümlede kaybediş vardı, ağlayış vardı, içleniş vardı, kahrediş vardı. Çocuk yıkıldı bu kelam üzre! Maçın uzatma dakikalarında gol yiyen bir takımın haleti ruhiyesi içindeydi. Mağluptu bu aşkta! Sen sevdiğin kızla evlenmemiş olabilirsin ama evladın neden seninle aynı kaderi yaşasın?

            Hem aşk üstüne evlilik olmaz.

            Tatlı üzerine yemek gibi olur.

            Bedene bol gelen bir elbise gibi.

            Baba, Nuh dedi peygamber demedi. Ve çocuk babası gibi, amcası gibi sevdiği kızla değil de sevmediği bir kızla evlenmeye mecbur kılındı. Karar verildi, sözler alındı, tarih kesinleştirildi.

            Her aşk bir hayat gerçeğine mağlup olur.

            Her kalp taşıdığı hissiyat kadardır.

            Her insan vicdanı kadar insandır.

            Delikanlı "Ey baba!" diye seslendi son kez "Sen aşık olduğunla evlenemedin diye bizlerde mi sevdiğimizle evlenemeyeceğiz? Sen arzu ettiğine ulaşamadın diye bizler de mi arzuladığımızın peşinde koşmayacağız? Onlara ulaşmak için çaba da mı göstermeyeceğiz? And olsun ki sevdiğimle evlenmeyeceksem ve senin işaret ettiğin kızla evleneceksem beni yaşarken defnetmiş olursun aile mezarlığına! Beni yaşarken gömersin bir masum kızın kalbine!"

            Delikanlı onurluydu ve gururluydu. Yapamazdı böyle, biliyordu kendini. Bir ömür boyu zorda kalacaklarına birkaç saatliğine kalsalardı. Bir gece kaçtı şehirden. Dayanamazdı buna, rıza gösteremezdi, kabul edemezdi. Koptu kendi ehlinden. Bir yandan babası, bir yandan abasını yaktığı aşkı, bir yandan da babasının ona münasip gördüğü kızcağız! Gel de çık işin içinden, gel de ayıkla pirincin taşını, sil göz yaşını!

            Gözleri kan çanağıydı delikanlının.Kalbi köpek yalağıydı bu aşkta.  Tabiri caizse köpek gibi seviyordu olamazdı bir başkasıyla.

            Seviyordu derinden, gidiyordu serinden. Eksik olmuyordu dua dilinden. Şüphe yoktu dininden. Rabbim onu bana nasip et diyordu gizliden. Rabbim babamı affet beni de sevdiğime lütfet diyordu içinden.

           

           

 

 

 

 

( Islak Yara başlıklı yazı GürhanGürses tarafından 28.06.2014 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu