Allah Reslününe Ve Şanlı Sahabesine Müşriklerin Yaptıkları Eziyetler 8
Hazreti peygamber tarafından cennetle müjdelenen sahabilerdendir.590 yılında Mekke'de doğmuştur.Bütün ömrünü Allah Resulü'ne ve İslam'a vakfetmiştir. Çok kahraman bir sahabi idi Bilhassa Uhud savaşında Allah Resulünü korumak için insanüstü gayret gösterenlerden birisi de O idi.
Kendisi anlatıyor:
-Busra çarşısına gitmiştim, bir rahip manastırından çıkarak kalabalığa "Sorun bakalım içlerinde Hicaz'lı kimse var mı?" diyordu.Hicaz'lı olduğumu söyleyince "Ahmet isminde bir peygamber çıktı mı? diye sordu. "En son peygamber olarak şu sıralar çıkması gerekiyor. O'na ilk inanalardan olmaya bak."
Busra'dan ayrılıp Mekke'ye geldiğimde "Yeni bir hadise var mı?" diye sorduğumda Muhammed bir Abdullah'ın (sav) peygamber olduğunu açıkladılar ve Ebu Bekir'in de O'na tabi olduğunu söylediler.
Talha Ebubekir'e giderek rahibin O'na anlattıklarını anlattı.Beraberce Resulallah'ın huzuruna giderek müslümanlığı kabul etti.
Müslüman olunca Nevfel b. Huveylid Hz. Ebukirle Talha'yı ikisini ortak bir ipe bağlayarak günlerce işkence etmiştir.
Henüz17-18 yaşlarında bir genç olan Talha'yı müşrik olan annesi ellerini boynuna bağlayarak Mekke sokaklarında dolaştırır Kabe civarına getirir "Bu dininden döndü" diye azılı müşriklerin hakaret ve kahkaha sesleri arasında O'na küfreder , hakaretler yağdırırdı. Müşrik olan kardeşi de annesinden ve Mekke'nin müşriklerinden aldığı güçle O'nu günlerce aç ve susuz bırakırdı.
Elleri boynuna bağlı aç ve susuz olan Talha asla imanından taviz vermez her türlü işkenceye, hakarete göğüs gererdi.
Hz. Talha’nın Uhud Savaşı’ndaki kahramanlığı dillere destandı. Müşriklerin Allah Resûlü’nü öldürmek için bütün kuvvetleriyle hücuma geçtikleri bir sırada, Peygamberimizin etrafında etten ve kemikten bir set meydana getirerek, insanüstü gayret gösterenlerin birisi de oydu. Ölmek, fakat Resûlullah’ın yanından ayrılmamak üzere biat etmişti. Bir ara müşrikler iyice yüklenmişlerdi. Resûlullah (sav):
“Bunlara kim karşı koyar?” buyurdu. Hz. Talha:
“Ben!” dedi.
Fakat Peygamberimiz ona müsaade etmedi. Ensar’dan biri çıktı, çarpışa çarpışa şehit oldu. Bir grup daha çıktı. Resûlullah aynı soruyu yine sordu. Hz. Talha:
“Ben, yâ Resûlallah!” dedi.
Peygamberimiz yine müsaade etmedi. Ensar’dan biri daha çıktı ve çarpışa çarpışa o da şehit oldu. Üçüncüsünde Peygamberimiz, kendisine müsaade etti. Hz. Talha kahramanca çarpıştı ve müşrik güruhunu dağıttı.
Harbin en dehşetli ânında Peygamberimiz, Hz. Talha’ya:
“Bana kendini feda eder, vücudunu siper yapar mısın?” buyurdu. Hz. Talha:
“Yâ Resûlallah, vücudum yolunuza feda olsun!” cevabını verdi ve bu sözünde sadakatle durdu.
Keskin nişancı Mâlik bin Züheyr’in attığı bir okun Peygamberimize isabet edeceğini anlayınca hiç tereddüt etmeden hemen elini karşı koydu. Ok parmağını delip geçti. Ama vücudunu Resûlullah’a feda eden bir kahraman için bunun ne ehemmiyeti vardı?!
Hz. Talha birçok yerinden yaralandığı hâlde bir an olsun Resûlullah’ı yalnız bırakmadı. Fakat aşırı kan kaybından bir ara bayılmıştı. Peygamberimiz, Hz. Ebû Bekir’e, onunla ilgilenmesini söyledi. Hz. Ebû Bekir yüzüne su serpince ayıldı. Peygamber âşığının ilk sorusu:
“Resûlullah ne yapıyor?” oldu. Hz. Ebû Bekir;
“Allah’a bin şükür, çok iyidir. Beni sana o gönderdi.” deyince, Ebû Talha (r.a.) büyük bir teslimiyet içerisinde:
“Allah’a şükürler olsun. Peygamber’im sağ olduktan sonra, bütün musibetler hafif gelir bana!” dedi. Sonra Resûlullah’ın yanına geldi. Peygamberimiz:
“Allah’ım, ona şifa ve kuvvet ver!” diye dua etti. Hz. Talha bu duanın bereketiyle hiçbir şey olmamış gibi çarpışmaya devam etti. Hz. Talha, daha sonra, Peygamberimizi omuzuna alarak yüksekçe bir yere çıkardı.
Talha (r.a.), Uhud’da 75 yerinden yaralanmıştı. Onun gösterdiği fedakârlık ve kahramanlık sebebiyle Peygamberimiz ona, “Talhatü’l-Hayr [Hayırlı Talha]” lakabını taktı. Ayrıca, “Cennet, Talha’ya vacip oldu. Talha, cennete girecek bir iş yaptı.” buyurdu.
Hz. Talha, kendisini son derece mutlu eden bir hadiseyi şöyle anlatır:
“Sahabilerden bir zat, bir gün Resûlullah’a ‘Müminler içerisinde öyleleri vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadakat gösterirler. Onlardan kimi canlarını feda etti, kimi de bu şerefi beklemekteler.’ âyet-i kerimesindeki ‘şehit olmayı bekleyenler’in kimler olduğunu sorar.
“Fakat Peygamberimiz cevap vermez. Sahabi sualini üç defa tekrarlar, fakat yine cevap vermez. O sırada ben, üzerimde yeşil bir elbise olduğu hâlde mescide girdim. Resûlullah beni görünce, ‘Sual soran nerede?’ diye buyurdu. Sahabi, ‘Buradayım, yâ Resûlallah!’ deyince, beni göstererek, ‘İşte bu, şehit olmayı bekleyenlerdendir.’ buyurdu.”
Ebû Talha (r.a.), Hendek Savaşı’na, Mekke’nin Fethi’ne, Huneyn ve Tebük Savaşlarına ve Peygamberimizin katıldığı bütün seferlere katıldı.
Hz. Talha varlıklı bir insandı. Ticaretle meşgul olurdu, ama Hicret’ten sonra ziraatle de uğraştı. Bununla beraber yiyip içmesi, giyinip kuşanması son derece sade ve mütevaziydi. Kılıcıyla olduğu kadar, malıyla da cihat ederdi. Tebük Seferi öncesinde, hazırlanan orduyu teçhiz kampanyasına diğer müminler gibi, büyük bir şevkle sarıldı. Servetinin büyük bir kısmını, cihat ordusuna sarf etmesi için Resûlullah’a getirdi ve:
“Bunlar size Talha’nın küçük bir hediyesidir.” dedi.
Peygamberimiz onun bu cömertliği karşısında çok sevindi:
“Ey Talha, sen çok feyizli ve cömertsin.” diyerek ona iltifat etti.
Bir defasında da Hz. Talha, cihada çıkan müminlerin susuz kalmamaları için bir kuyuyu satın alarak onlara vakfetti. Huneyn Savaşı’nda gösterdiği kahramanlık ve cömertlik sebebiyle Resûlullah (a.s.m.) “Talhatü’l-Cûd (Cömert Talha)” lakabını verdi.
Veda Haccı’na da katılan Hz. Talha, Peygamberimizin irtihâline çok üzüldü. O kadar üzülmüştü ki, diğer sahabiler Resûlullah’tan sonra halifenin kim olacağını müzakere ederken o bir köşeye çekilmiş, hazin hazin ağlıyordu...
Hz. Ebû Bekir’e biat ederek halifeliğini kabul eden Hz. Talha, onun vefatına kadar müşavere heyetinde vazife yaptı. Müslümanlar birçok meselede kendisine müracaat ediyordu.
Aradan iki sene geçmişti. Hz. Ebû Bekir hastalandı, “kendisinden sonra yerine halife olarak kimin geçeceği” hususunda sahabilerin ileri gelenlerinin fikrini almaya başladı. Meseleyi Hz. Talha’ya açınca, Hz. Talha, halifeliğe Hz. Ömer’i layık gördüğünü söyleyerek fikrini açıkladı:
Hz. Ömer’in hilafeti zamanında da şûra heyetindeki vazifesine devam etti. Meşverete getirilen meseleler hakkında isabetli fikirler serdederek görüş beyan etti.
Hz. Ömer’in, vefatından önce gösterdiği halife adayları arasında Hz. Talha da vardı. Ama o, adaylıktan feragat ederek Hz. Osman’a oy verdi. Münafıkların yürüttüğü ifsat faaliyetleri karşısında hep Hz. Osman’a destek oldu. Ama hadiseler öyle gelişiyordu ki, artık gelişmelere engel olacak bir imkân kalmamıştı. Nitekim kaderin sırlarıyla iç içe cereyan eden hadiseler, Hz. Talha’nın hayatının son devrelerini bütünüyle doldurdu. Vefatı da münafıkların eliyle oldu. Hicret’in 34. senesinde şehadet mertebesine erip Rabb’ine kavuştuğu sırada, 64 yıllık şeref ve haysiyet dolu bir ömrün sahibi idi.
Hz. Ali bu bahtiyar sahabinin öldürülmesine çok üzüldü. Naaşının yanına geldi ve şöyle konuştu:
“Ey Talha! Yıldız dolu bu semanın altında seni toprağa serili görmek bana çok ağır geldi. Keşke ben 20 yıl evvel ölseydim de bu günü görmeseydim!” dedi.
Allah onlardan razı olsun.Bizleri de şefaatlarına nail eylesin.
Devam Edecek
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.