
Fıtratımızda bize yüklenen özelliklerden biri olmasa da
sonradan kazandığımız ya da kazandığımızı düşünürken özümüzden kaybettiğimiz
özelliklerimizden bir tanesidir doyumsuzluk ve şükürsüzlük. Muhtemelen daha
önce hiç kimseden duymamışızdır parasının çokluğundan şikâyet eden birisini.
Tatil gününde çok fazla uyumaktan beli ağrımış bir insan bile bu durumdan
şikâyet etmez ve genel anlamda mutlu olarak ve gülümseyerek paylaşır bu
anekdotu sizinle değil mi?
Genel anlamda yapısal olarak her zaman çokluktan değil de
yokluktan şikâyet ederiz. Yalnızlık hissi de bence bunların en tanıdık
olanıdır. Yalnızlık nedir? Ne zaman insan yalnızdır? Yalnızlık insanın tatmin
duygusunun doyurulmaması mıdır? Bu soruların cevapları kişiden kişiye göre
değişecek sorulardır ve bunun sonuncunda da cevapları da kişiden kişiye göre
değişir. Fakat bu soruların değişken cevaplarından yalnızlık problemiyle
alakalı birtakım değişmeyen genel geçer sonuçlara ulaşabilmemiz mümkündür.
Mümkündür çünkü cevap değişken olsa da soru ve bu sorunun insanlarda
oluşturduğu sıkıntılı hissiyatlar sabittir.
Bir gün katıldığım bir söyleşide Değerli Üstadım Sn.:
Müzeyyen Ocaklı Hoca’mın yalnızlık üzerine harika bir cümlesini duydum diyordu
ki Üstat orada ‘’yalnızlık eğer seçilmişse güzeldir ‘’ Hiç o açıdan bakmamıştım
Üstat her zamanki gibi zihnimde kocaman kocaman lambalar yakmayı başarmıştı ve
konuya değişik bir bakış açısıyla bakmam için beni farklı bir noktaya
sürüklemişti. Seçilmiş yalnızlık ne kadar güzeldi? Ve insan yalnızlığı neden ve
nasıl seçerdi?
Sonra durdum düşündüm kendi kendime sahi bu yalnızlık neydi?
Asıl olan şuydu bana kalırsa nicelikte değil nitelikteydi yalnızlık bazen tek
başına bir ordu bazen bir ordunun içinde tek. Yalnızlık sayılardan bağımsızdır.
Kalabalık sokaklarda yürürken, yüzleri size tanıdık olmayan binlerce insanın
yanından geçersiniz ister istemez ve tüm insanlar size boş gelen gözlerle size
bakıyorlardır. Hiç birisi sizin bir gece önce ayrılmak zorunda kaldığınız
işinizdeki sıkıntıları bilmiyordur. Ya da az önce bir ilişkiniz bitmiştir ve
hiçbir el omuzunuza dokunup size teselli vermeyecektir. Bu yüzden gerçek
anlamda yalnızlığın sayılarla hiçbir bağlantısı yoktur.
Genel anlamda insanoğlunun yapısına baktığımızda evli
olanlar bekarlara bakıp iç çeker, kendini şişman olarak düşünen insanlar kilo
vermeye zayıf olarak düşünen insanlar kilo almaya çalışır. Etrafı kalabalık
olan insanlar bundan şikayetçi olup kalabalıktan kaçmak isterken kendisini
kimsesi olmayan yalnız olarak hisseden insanlar da bu insanlara imrenirler.
Muhtemelen varlıklar ya da kavramlar zıtlarıyla vardır ve insanlar kendisinde
olmayan özelliklere ilgi duyarlar. Biz farklı dünyaların insanıyız devrini sanıyorum
ki çoktan geride bıraktık. Eskiden farklı dünyalar insanları ürkütürken şimdi
farklı dünyalar insanlara cazip geliyor.
Yalnız kalmak, yalnız olmak, yalnızlıktan korkmak. Bunlar
çağlar boyunca biz insanoğlunun temel sorunlarındandır. Ancak yüreğimizin
kaldırımlarında gezen ayak izlerinin varlığını bildiğimiz için o sokaklar boş
kalınca o sokaklara gözlerimizden dökülen yağmurlar yağar zaten. Bizim irademiz
dışında oluşur bazı şeyler ki biz buna nasip deriz ve nasibin bize gösterdiği
yola doğru yelken açarız burası kesin ancak çabaladığımız bir olgu bir olay ya
da bir insanı kaybettiğimiz zaman bu yalnızlık hissi olması gerekenden çok daha
fazla yakar canımızı. Yalnız kalmış olmamızın yanında bir de yenilmişlik
mağlubiyet hissiyatıyla birleşerek çok daha fazla can yakıcı bir hal alır. Ve o
zaman başlar kalplerimizde hüzün işgali.
Ya yalnızlık içinde büyüyoruz ya da yalnızlık içimizde
büyüyor. Girdiği kabın şeklini alabilen bir yapıya dönüştüğü için kalplerimiz
her halükârda her şartta olduğumuz gibi görünmeyi reddedip olmasını istediğimiz
kişi gibi görünmeye çalışmaya başladığımız günden beri aslında nefret ettiğimiz
durum ya da duyguları ölümüne savunmaya başlıyoruz. Kaybettiğimiz yârimiz bize
mesaj attı mı diye gün içinde belki de binlerce kez telefonumuzu kontrol
ediyoruz, anlamlı anlamsız her konuyu ona bağlıyoruz ancak söz gerçekten oraya
geldiğinde bittiği iyi oldu bekarlık sultanlıktır yalnızım özgürüm diyoruz.
Karşındakini kandırabilir insanoğlu ancak aynanın karşısındakini asla
kandıramaz. İçimiz kan ağlayarak doğrusunu bildiğimiz yalanları karşımızdaki
insana söylüyoruz. Kaldı ki bir insan için en büyük acı esaret sandığı duygunun
veya durumun aslında en özgür olduğu yer ve alan olduğunu anlaması. İşte o
zaman bir kat daha artıyor insanın içindeki acı ve kendisiyle inanılmaz bir
şekilde çatışma içerisine giriyor.
Kendimizi yalnız hissedebilmek için bazen bir kişi kaybetmek
yeterken bazen bir şehir kaybetmek gurbete gitmek el gibi çıplak yapayalnız
hissettirir ruhumuzu. Baktığımız zaman bu şarkılar boşuna yazılmış olamaz.
Seviyor mu? Sevmiyor mu? Dönecek mi? Dönmeyecek mi? Bu papatya falları boşuna
bakılmış, papatyaların canı boşu boşuna bu kadar yanmış olamaz değil mi?
Seçilmiş te olsa yalnız kalmanın acısı ve içimizdeki
boşluğun büyüklüğü sanıyorum ki herkesin aşina olduğu hislerdendir. Keşke bazı
şeyleri kırmadan kaybetmeden anlayabilseydik. Annesini babasını kaybetmiş bir
insana yalnızlığı kaybetmeyi sorsak ilk söyleyeceği şey ‘’keşke daha çok
sarılsaydım, şimdi yanımda olsa hayatta olsa onu asla üzmezdim’’ olurdu.
Dolayısıyla madem yalnızlık çok korktuğumuz bir duygu madem asla yaşamak
istemediğimiz bir şey madem sadece Allah’a mahsus olabilecek kadar bize büyük
gelen bir hissiyat o halde elde kalan yapılması gereken tek şey herkesin her
şeyin kıymetini varken, yanımızdayken bilinmesidir.
Elbette ki bazı durumlar istisna, her canlı ölümü
tadacaktır. Şu an bundan elli yıl sonra bırakın bizi belki de bizi tanıyan hiç
kimse bu dünyada olmayacaktır ama bir şeyin varlığında kıymetini bilirsek
kaybettiğimiz zaman onun yokluğuna alışma sürecinde aklımıza vicdanımızı
sızlatacak hiçbir şey takılmaz. Keşke daha fazla diye başlayan cümleler
kurmayız.
Dolayısıyla insanoğlunun varoluşundan beri sorulan
sorgulanan, nesiller tarihsel süreç boyunca nice düşünürler nice bilim
insanları tarafından ele alınan bu ‘’yalnızlık’’ sorunsalı büyük bir ihtimalle
dünya döndükçe insanoğlu var oldukça sorgulanmaya devam edecek. İnsanoğlu bu
konuya çok daha farklı bakış açıları getirip çok daha farklı sorular
soracaktır. Dolayısıyla ben bunun yerine yani değişik sorular sormaktansa bu
sorunun çözümü üzerine odaklanmamız gerektiği kanaatindeyim. Gücüm yettiğince
nefes almaya devam ettiğim sürece değer verdiğimiz ne varsa kim varsa onun
değerini kaybetmeden önce bilmemiz gerektiğini anlatmaya devam edeceğim. Umarım
bize bahşedilen nimetlere şükreden sahip olduklarımızın değerini ölmeden
veyahut kaybetmeden bilebilen insanlardan olabiliriz. Çünkü nankör olmayan bir
insan olabilmenin yolu, vefanın yolu da bana kalırsa tam olarak ta buradan
geçiyor.