Elleri boğazımda sıkar beni şu şehir
Can havliyle aniden bir tekme vuruyorum
Fikirler birer cellat, yağlı urgan, eller kir
Ben de bilmem ki neyi arayıp duruyorum?
Gecenin saat üçü… Sokaklarda bir adam
Her sokağın başında aşina bir yüz arar
Üzerine gelirken dört duvar, koca bir dam
Cenderedeki ruhu, kıldı sokakta karar.
Gölgeler kavak boyu sanki adam yutuyor
Şurda bir metruk bina devrildi devrilecek
Beyin anaforunda bataklığa itiyor
Bir sokak lambasında yanmadan kavrulacak.
Yaşlı incir ağacı ihtişamı arıyor
Mazinin geçmişinde benim ile kol kola
Şurda cılız bir kök betonları yarıyor
O cılız yüreğine karanlık dola dola.
Bir kedi miyavlıyor… İlerde donmuş çeşme
Yıldızlar ışıldamaz gece ayaza durmuş
Dur ey gölgem önümde beni geçip de koşma
Tanıdığım şu sokak… O da mı pusu kurmuş?
Yapayalnız bir adam… Düşünceler boğuyor
Sırdaşını ararken şu karanlık gecede
Karanlıkta puslu ay mehtap olup doğuyor
Satır satır dökülür şiir olup hecede.
Yıldızlar mı ağlıyor nedir bu iniltiler?
Sokaklar eşlik eder o sessiz diliyle
Bozmayın huzurumu ey ruhsuz gürültüler
Sevmişim ben onları şu karanlık haliyle.
Mehtap neden çıkmamış başka yerde mi gezer?
Oysa kaç gece derdim boşaltmıştım koynuna
Boynu bükük yürürken halimi bir o sezer
Bir ümitle dolardım kollarımı boynuna.
Yıldızlardan selam yok küsüp de gittiler mi?
Bulutlar hüzün yüklü hemen ağlayacaklar
Gönlümdeki kaygılar bilmem ki bittiler mi?
Yoksa çıkıp her biri kolum bağlayacaklar.
Ellerim de buz kesti yürüyorum soğukta
Nefesim şekil şekil duygudan resim çizer
Belki düşüp kalırım bir köşede, kovukta
Şu öksüz şiirlerim arkamdan ağıt dizer.
Ufukta bir beyazlık yoksa şafak mı söktü?
Fecr-i sadık mı doğan uzaktan ezan sesi
Sayha sayha yayılır şehre birden nur çöktü
Birer birer soluyor her canlı o nefesi.
Yolum düştü mescide başım secde yerinde
Dilim hep şükürde ruhumda bir sükunet
Bir huzur var şuramda bilmem ki ta derinde
Seccadem de ıslanmış gönlüm kaplamış rahmet.
Nuri Baş