Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Kuran Ve Gelenekçilik Allahın İndirdikleri İle Hükmetmek Ve İnsanların İçtihatları

Kur'an, İslam’ın Allah tarafından indirilen kutsal kitaplardan sonraki tek kaynağıdır ve insanlık için Allah tarafından gönderilen en son vahiydir. Kur'an, insanlara hayatlarını doğru bir şekilde yönlendirebilmeleri için Allah’ın emir ve yasaklarını açıkça bildiren, nihai ve değişmez bir rehberdir. Bununla birlikte, Kur'an’ın mesajı ve hükümleri, tarihsel olarak birçok kişi ve toplum tarafından farklı şekillerde yorumlanmış ve içtihatlar yapılmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bu içtihatların Kur'an’ın orijinal mesajı ile ne kadar uyumlu olduğudur.
Kur'an, Allah’ın indirdiği bir kitaptır ve içeriğinde herhangi bir çelişki yoktur. Kur'an Allah’ın sözü olduğu için, her bir ayet kendine özgü bir anlam taşır ve bütünlük içinde anlaşılmalıdır. Ancak tarihsel süreçte, dini otoriteler, Müslüman toplumlar arasında bazen geleneksel öğretileri ve kendi içtihatlarını, Kur'an’dan daha belirleyici kabul etmişlerdir. İslam toplumlarında pek çok âlim ve evliyanın sözleri saygı görebilir, ancak bu kişiler Kur'an’ın emirleriyle kıyaslandığında, bu saygı bazen teolojik yanlış anlamalara yol açabiliyor. Bilgileri de Kur'an'a aykırılıklar içermektedir. 
Kur’an’da, “Ve kim Tanrı'nın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerdir” (Maide 44) ifadesi, Allah’ın emirlerini göz ardı eden veya onun yerine başka bir rehber arayanlar için çok güçlü bir uyarıdır. “Ve kim Tanrı'nın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalimlerdir” (Maide 45) ve “Ve kim Tanrı'nın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar fasıklardır.” (Maide 47) ayetleri, aynı zamanda, bu tür bir tutumun sadece dini değil, aynı zamanda toplumsal ve ahlaki bir bozulma anlamına geldiğini belirtir. Kur’an’a bakarak mı âlim ve evliyaların konumları belirlendi. Yoksa bu kişiler, geleneksel yorumları ve içtihatlarıyla toplumda bir güç ve mevkî mı kazandılar? Bu soru, İslam’ın özünden sapmadan önce iyi düşünülmesi gereken bir sorudur. İslam tarihinde, bazı âlimler ve evliyaların konumları Kur’an’a dayanmaktan çok, toplumun geleneksel değer yargılarına dayalı olarak inşa edilmiştir. Bu da bazen doğru olanı bulma yerine, yanlış yargılarla hareket edilmesine sebep olmuştur.
Gelenekçilerin uygulamaları, Allah’ın indirdiği vahyi esas almak yerine, hadis kitaplarındaki rivayetleri, mezhep kurallarını ve eski alimlerin içtihatlarını temel almışlardır. Ancak, hadis kitaplarında bile çelişkili rivayetler bulunduğu görülmektedir. Bu durum, hadislerin Allah tarafından gönderilmediğini ve bazen farklı yorumların ortaya çıkabileceğini gösterir. Bir hadis, diğer bir hadisle çelişebilir veya farklı yorumlara açık olabilir. Oysa, Kur’an ayetleri arasında hiçbir çelişki yoktur. Bu da, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olarak mutlak ve değişmez bir kaynak olduğunu gösterir.
Kur’an’da helal ve haram konuları, insanların yaşamlarını doğru bir şekilde sürdürebilmesi için belirlenmiştir. Ancak bazen bazı insanlar, Allah’ın belirlediği helalleri haram, haramları ise helal ilan edebilmişlerdir. İyice düşünün “Allah’ın helallerini haram, haramlarını helal yaptılar mı yapmadılar mı?” bu durum bu tür içtihatların ne kadar yanlış olduğunu ve Kur’an’ın hükümleriyle çeliştiğini gösterir.
Kur’an’a bakmak, sadece ayetleri okumakla kalmayıp, onları hayata geçirip Kur'an'ın yeterliliğini kabul ederek olur. Kur'an'ın yeterliliğini kabul etmeden yorumlarda bulunmak, ayetlerin gerçek anlamını saptırabilir. “Ve o Tanrı katındandır derler. Oysa o Tanrı katından değildir. Ve onlar Tanrı'ya karşı bile bile yalan söylerler.” (Âl-i İmrân 78) ayeti, insanların yanlış iddialarda bulunarak, Allah’ın kelamını başka bir şekilde gösterme çabalarına işaret eder. Böylece, insanlara sunulan içtihatların bazen Allah’ın indirdiği gerçeklere dayanmadan yapıldığını kabul etmek gerekir.
Kur’an, Allah’ın insanlara öğüt verme amacıyla gönderdiği bir kitaptır. “Sana mübarek kitabı ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri ders alsınlar diye indirdik.”(Sad 29) ayeti, Kur’an’ın amacının insanlara doğruyu göstermek olduğunu vurgular. Buradan hareketle, bizlere düşen görev, geleneksel yargıları hadisleri, mezhepleri, cemaatleri, müffesirleri değil, Kur’an’ı anlamak ve Allah’ın emirlerini doğru bir şekilde öğrenmektir.
Kur’an, insanlar için en yüksek rehberdir ve onun ışığında hükmetmek, en doğru yoldur. Ancak tarihsel süreçte, gelenekçiler kendi içtihatlarını ve toplumsal yargılarını, Kur’an’ın yerine koymuşlar ve kendi içtihadlarını, mezheplerini eleştirmeyi dahi dine saldırı olarak kabul etmişlerdir. Bu, doğru bir yaklaşım değildir. Allah’ın indirdiği vahyi, insanlara doğru bir şekilde anlatmak ve yaşamak, bizim asli görevimizdir. Kur’an, insanlar için en temiz ve en doğru yolu gösteren bir kitaptır ve bu yola her şeyin ötesinde saygı göstermek gerekir.
Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Kuran Ve Gelenekçilik Allahın İndirdikleri İle Hükmetmek Ve İnsanların İçtihatları

muhammed-ridvan-kaya muhammed-ridvan-kaya