
Hayat, insanın ruhuna işleyen, bazen derin izler bırakan bir yolculuktur. Bu yolculukta herkesin kendine ait bir yarası vardır. Kimi, çocukken kaybettiği bir sevgili anısında takılı kalır; kimi, gitmesine izin verdiği bir insanın pişmanlığında kaybolur. Kimi ise, hiç gerçekleşmemiş hayallerin yükünü sırtında taşır. Hayat, bize sadece mutluluk sunmaz; keşkeleriyle, pişmanlıklarıyla, geç kalmışlıklarıyla, bazen de en acımasız yüzüyle karşımıza çıkar.
Zaman zaman düşünür insan; “Keşke…” diye başlayan cümleler kurar. Keşke o gün daha cesur olsaydım, keşke onu daha çok sevseydim, keşke affetseydim, keşke daha fazla yanında kalsaydım… Ama zaman, geriye alabileceğimiz bir şey değildir. Bir an geçer, bir kelime söylenir, bir kapı kapanır ve bazı şeyler bir daha asla eskisi gibi olmaz. İşte o zaman acı, kalbin ortasına oturur ve oradan hiç gitmeyecekmiş gibi hissettirir.
Bazen bir hata yaparız, öyle büyük bir hata ki, sonuçlarını bile tahmin edemeden hayatımızın yönünü değiştirir. Geri dönmek isteriz ama bazı yollar tek yönlüdür. Bizi hayatta en çok yaralayan şey, yanlış zamanda verilmiş doğru kararlardır. O an, doğru sandığımız şeyler, yıllar sonra bir pişmanlık denizine dönüşebilir. Ama zamanın çarkları geriye dönmez. Hayatın en acı gerçeği budur: Ne kadar istersek isteyelim, bazı şeyleri düzeltmek için fırsatımız olmaz.
Ama bir de “İyi ki”ler vardır. İyi ki sevdim, iyi ki vazgeçmedim, iyi ki savaştım… Bazen en büyük acılar, en güçlü yanlarımızı ortaya çıkarır. O çok sevdiğimiz insan artık yanımızda olmasa bile, onun bize öğrettiği sevgiyi taşırız içimizde. O kaybolmuş hayaller, bize yeniden başlama cesareti verir. Acı, zamanla içimizde bir güç haline gelir. Önce yakar, kavurur, sonra küllerin arasından yeni bir “ben” doğurur.
Hayatta kayıplar kaçınılmazdır. Herkes birilerini kaybeder, herkes bir gün elini tuttuğu birinin artık yanında olmadığını fark eder. Ama en ağır kayıplar, yaşarken kaybettiklerimizdir. Yanımızda olduğu halde uzaklaşanlar, aynı odada nefes alıp da birbirine yabancılaşanlar… İşte insanı en çok yıkan budur. Birini kaybetmek değil, hala var olduğu halde artık ona ulaşamamak…
Bazen en büyük pişmanlıklarımız, en büyük öğretmenlerimiz olur. Bir daha aynı hataları yapmamayı öğreniriz. Sevgiyi daha kıymetli kılar, zamanın ne kadar acımasız olduğunu fark ederiz. O yüzden, henüz vakit varken, henüz elimizdekilerin değerini bilebilirken sevmek gerekir. Çünkü bir gün her şey değişir, her şey eksilir ve geriye sadece anılar kalır. İşte o an, “Keşke daha çok sevebilseydim” dememek için bugün, tam da şu an sevmeliyiz.
Sonuç olarak, hayatın içinde hem acı hem de güzellik vardır. Her yara, her pişmanlık, her kayıp bizi daha farklı biri yapar. Bazen keşke deriz, bazen iyi ki… Ama önemli olan, her ne yaşarsak yaşayalım, yolumuza devam edebilmek ve içimizde biriktirdiğimiz o duyguları unutmamaktır. Çünkü en güzel hikayeler, en derin yaralardan doğar ve bazen en büyük acılar, en anlamlı hayatları yaratır.