
Bir suskunluk devridir içimde çağlayan,
Ne söz yetişir zamana, ne yürek bir anlam bulur.
Düşlerimden kovulmuş çocukluk sancılarım,
Artık gül değil, cam kırığı açar ellerimde.
Her seherde doğar bir başka yıkım,
Aynalara küs kalır yüzümün hatırası.
Gecenin koynunda beslerim karanlığı,
Işık, uzakta bir vaattir yalnızlığa.
Göçtü dualar dudaklarımdan usulca,
Bir çınar gibi söküldüm toprağımdan.
Ruhum, sürgün secdelerde yankı bulur,
Kelâm susar; öz, susarak büyür.
Zaman, küskün bir âbid gibi beklerken,
Dakikalar sustu, saatin kalbi durdu.
Bir perde arkasından bakar gibiyim hayata,
Ne ben varım tam, ne de zaman uyandı.
Kırılmış bir haritanın kenarında,
Kendimi ararım boş kıtaların ardında.
Ne yön bilir pusulam, ne güneşim kalır,
Sonsuzluk bile yorgun bu kırık çağda.
Ey içimin unutulmuş sabah ezanı,
Kalk da konuş, küllerimi delip geç!
Yağmuru çağır da paklansın bu yürek,
Sessizlik bile artık susmakta geç.
----------------------------------------
***Necip Fazıl Sezai Karakoç İsmet Özel***
“Kırık Saatler Çağı” şiiri, bu üç büyük ismin ortak damarlarında yankı bulan bir bilinç yükünü taşıyor. Hem metafizik bir boşluk, hem medeniyetin kaybolmuş yankısı, hem de bireyin içsel çöküşüne tanıklık eden bir şiir.
Her biri bu şiiri kendi cephesinden bir uyarı, bir arzu, bir itiraz olarak görürdü. Fakat hepsi için de bu şiir:
“Suskunluğun içindeki en yüksek haykırıştır.”Bozuk çağa bir isyan,bir direniş,bir DİRİLİŞ'dir bu şiir.