Gariptir Zamanın Sessiz Sularında Yüzdükçe Bu Topraklar Yavaş Yavaş Ruhuma Sızdı
Gariptir...Zamanın sessiz sularında yüzdükçe, bu topraklar yavaş yavaş ruhuma sızdı. Artık bu sokaklar, bu duvarlar, bu gökyüzü altındaki nefes alış verişlerim, benliğime işledi. Yabancılığın soğuk gölgesi eridi; yerine, memleket sıcaklığıyla ısınan bir yuva kuruldu içimde. Can dostlarım, yüreğimin karanlık koridorlarını aydınlatan fenerler oldu. Onlar varken, gurbet bile gönül telimde hazin bir türküye dönüşmüyor.
Mahallemin havası...90'ların soluk alan bir anıtı gibi. Sanki zaman, burada unutulmuş bir sandıkta, eski fotoğrafların sararmış köşelerinde uyuyor. Apartmanlar, beton yığınları değil; her tuğlası insan hikâyeleriyle örülmüş, ruhu henüz toprağa düşmemiş birer canlı varlık. Pencerelerden taşan kahkahalar, merdivenlerde asılı kalan selamlar, o unutulmuş samimiyetin soluk ama dirençli çiçekleri.
Evim... Dört duvar değil, kalbimin dışa vurmuş hali. Dışarıdaki hayal bahçelerim ufukların ötesine uzansa da, bu küçük kâinatta huzur buluyorum. Sabahlar, kedilerimin tüylü patilerinin altında uyanıyor. Serkan Abi’nin “Çabuk çabuk!” diye yankılanan sesi, günün telaşlı ilahisi. Onu bekletmek, küçük bir isyan gibi; hayatın koşturmacasına atılmış bir çelme. Gündüzler işin çarklarında öğütülürken, geceler demlenen çayların buğusunda, muhabbetin sıcak kucağında eriyor. Bugün yorgunluğun ağır yorganı üstüme çöktü. Ama içimdeki neşe, sönmek bilmeyen bir kutup yıldızı gibi parlıyor. Uykunun koynuna dalmak vakti geldi çattı..
Otoparka yanaşırken, babamdan kalan yadigâr emanet o eski araba bana eşlik ediyor. Arka camdaki polis şapkası, sanki onun görünmez varlığının mühürü. O bakışları, o güven veren sıcaklığı, camdaki soluk yansımada hissediyorum. Kafam işlerin çetrefil iplikleriyle dolu. Tam park edecekken, aniden frene asılıyorum: Bizim apartmanın sessiz koruyucusu, gecenin gözcüsü Nazlı, duvarın gölgesinde dikilmiş. Kaşları çatık, bakışları annemin hesap soran hâlini aratmayan bir ciddiyette. Sanki, Neden geç kaldın? diye fısıldıyor karanlık. Farları söndürüyorum, gazabından sakınmak için. Ah, keşke konuşabilseydi o sır dudakları... Kapı komşum Kübra’nın kalp kırıklıkları, Mehmet Abi’nin tükenmeyen sigara dumanındaki dertleri, Iraklı o küçük yabancının gözlerindeki korku... Hepsi, kedilerin bilge sessizliğinde saklı. Onlar konuşabilseydi, belki de mahallenin kadınlarından daha çok söz dökerdi dillerinden. Evdeki siyah tontişim Tesla da iç çekerdi: Annen bugün temizlik rüzgârıyla esti, biz de o kutsal sehpanın örtüsünü kutsal bir oyunla bozduk! derdi belki. Annem, ben, kedilerimiz... Bu küçük krallıkta, dağınık mutluluklar içinde kayboluyoruz.
İçimde bir ışık var... Galaksinin en parlak yıldızından daha ışıltılı. Coşku, kabına sığmayan bir nehir gibi çağlıyor damarlarımda. Ama şimdi, Nazlı’nın o keskin bakışlarından sıyrılıp eve kaçmanın zamanı. Onu sevmeden, o çatık kaşlı yargıcın huzurundan usulca sıvışıyorum. Ayaklarımı uzatıp yatağa gömülüyorum. Yarın neler saklıyor? diye düşünürken, yastık kafamın ağır düşüncelerini taşımakta zorlanıyor. Uyku, düşüncelerimin labirentinde kaybolmuş bir yolcu gibi uzakta Balkona çıkıyorum. Pencere aralığından, Nazlı’nın geceye karışan siluetini seyrederken bir sigara daha yakıyorum. Duman, karanlığa karışan endişelerim gibi.
Sonra mı? Erem’in satırlarına dalıyorum. Ona da Nazlı gibi çatık kaşlarla bakıyorum: Neden böyle yazarsın? diye sitem edercesine. Balık burcuyum, kendimle barışık bir kaos içindeyim. Peki nasıl olur da bir yengeç burcuyla bu kadar derin bir fikir uyumu yaşarım? Bu, yıldızların garip bir şakası mı?
Kulağımda, uzaktaki ulu caminin minaresinde esen rüzgârın uğultusu... Hayat, insanları en beklenmedik, en zor anlarda karşına çıkarır. Belki de doğru zaman, aslında zor zamanların ta kendisidir. Hayat çok güzel olacak diyorum içimden. Bugünün tüm renklerini, gölgeleriyle birlikte anı defterimin sarı sayfalarına bırakıyorum. Yarın, yeni bir hikâyenin ilk cümlesi olacak...
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.