Mondrostan Sevr’e - 4. Bölüm-

PADİŞAH VAHDETTİN SEVR ANLAŞMASINI NASIL KABUL
ETTİ ?
Misak-ı Millide alınan kararlar tüm
dünya parlamentolarına telgraflarla
bildirilince İngiltere
‘’N’ooluyor lan? Herkese
lolo da bize de
mi lolo?’’ Kabilinden
dellendi adeta ve
hemen karşı atağa
geçti.
Evet, zaten işgalleri altında
olan İstanbul’u bu
sefer resmen işgal
ettiler 16 Mart 1920’de.
İstanbul’da resmen katliam
yaptılar. Daha sonra da
Mebusların peşlerine düştüler.
Yakalayabildiklerini
yakalayıp Malta Adasına
sürgüne gönderdiler, yakalayamadıkları kaçarak 27
Aralık 1919’dan beri
Milli Mücadelenin merkezi olan
Ankara’ya, Mustafa Kemal
Paşa’nın yanına gittiler.
Osmanlı Devletinin Türk
Milleti adına karar
verecek bir parlamentosu
kalmamıştı. Bunun üzerine Mustafa
Kemal de karşı
atağa geçti ve
21 Nisan 1920’de
tüm ülkeye bir
bildiri gönderdi.
Misak-ı Milli gibi
bu bildiri de
6 Maddeden oluşuyordu
ve 2. Maddesinde meclisin açılış
amacı aynen şöyle ifade ediliyordu; ( Günümüz Türkçesiyle )
2- Vatanın istiklali, yüce hilafet makamının ve Saltanatın kurtarılması gibi en
mühim ve hayatî görevleri yerine getirecek Büyük Millet Meclisi'nin açılışını
Cuma gününe denk getirerek Cuma gününün kutsallığından yararlanılacak…… ( Devamı da
var bu maddenin. )
TBMM’nin açılış amacı : a) Vatanın istiklalini
( bağımsızlığını ) kurtarmak b) Yüce
Hilafet Makamını kurtarmak c)
Yüce Saltanat makamını kurtarmak.
Ne zaman
bu konuları yazsam
‘’ Belge var mı Belge ?’’
Diyenlere de aha
belgesi, fotoğrafıyla…
Neyse… Bizim taraf Türk Milleti
adına karar alacak
yeni bir meclisin
açılışı hazırlıklarını yaparken
İngiltere de müttefiklerine ‘’
Yahu birbirimizi yemeyi
bırakalım da şu
Türkleri barış masasına
oturtup isterlerse seve
seve, istemezlerse ite ite
bir antlaşma imzalatalım ve
artık bu savaşa
son verelim.’’ Der ve 18- 26
Nisan 1920 Tarihleri
Arasında San Remo’da Birleşik Krallık Başbakanı David Llyod George, Fransa Bşbakanı Alexandre Millerand, İtalya Başbakanı Francesco Saverio Nitti, ile Japonya, Yunanistan ve Belçika temsilcilerinin katıldığı bir konferans
düzenlenir.
Konferansta ne kararlar
alınmıştır tek tek yazmaya
sanırım gerek yok zira
ileride karşımıza Sevr Anlaşması
diye çıkacak olan
toplam 433 Maddenin
hepsi bu konferansta
alınan kararlardır.
Bu kararlar Paris’te Sevr
denilen bir kasabada
Türklerin önüne konacaktır.
22 Nisan 1920’de Osmanlı
Devleti’ni temsilen Paris’e
giden Sadrazam Tevfik Paşa,ilgili
maddeleri görünce ‘’ Bu
şartlar herhangi bir
devlet mefhumu ile
ilgili değildir.’’ Der ve
herhangi bir belgenin
altına imza koymadan
geri döner.
Bu arada Mustafa Kemal
Paşa da 30
Nisan 1920 Tarihi
itibariyle Türk Milletinin yasal
parlamentosunun TBMM Olduğunu
tüm dünyaya ilan eder.
Ancak İngiltere kafaya
koymuştur. Hazırladıkları
antlaşmayı Türklere zorla
da olsa kabul
ettirecektir. İşte bu
sebeple Yunanlılara
‘’Saldır Co’’ derler.
Yunanlılar başlar saldırmaya. Balıkesir, Bursa,
Uşak, Trakya Haziran
sonlarında Yunan çizmeleriyle
hunharca çiğnenir.
Bunun üzerine 22
Temmuz’da Sarayda Saltanat
Şurası toplanır ve İngiliz
baskısıyla Sadrazamlığa
getirilen Damat Ferit Paşa
başkanlığında bir heyetin
Paris’e gönderilmesine karar
verilir. ( Antiparantez
belirtelim Parlamentosu olmayan
bir devletin sadrazamı da
olmaz resmiyette. Saltanat Şurası
denilen şey ise yasal hiç
bir dayanağı olmayan bir
meşveret meclisinden öte
bir şey değildir. )
Peki Damat Ferit Paşa
Paris’e gittiğinde önüne
konan antlaşma metnini
imzalayacak mıdır? Yani
Sevr Antlaşmasını imzalayacak
mıdır?
Damat Ferit Paşa’ya
kalsa Sevr Antlaşması evet
imzalanmalıdır. Böylece en azından
tamamen yok olmaktansa
Anadolu’da ufak da
olsa bir devlet
olarak varlığımızı sürdürmemiz
mümkün olacaktır.
Bir teklif ortaya
atılır: ‘’ Antlaşma
imzalansın diyenler ayağa
kalksın ‘’
Sonra çok ilginç
bir şey olur.
Mustafa Kemal, Nutukta bu
olay için ‘’ Vahdettin bizzat
ayağa kalkarak antlaşmanın
kabul edilmesini istemiştir’’ Derken doğrudan doğruya
olayın içinde bulunan
iki kişinin yorumu
çok farklıdır.
Bunlardan Osmanlının son
baş mabeyncilerinden Lütfü
Bey (Hürriyet Gazetesini
kuran Sedat Simavi’nin Babası ) olayı
şöyle anlatır.
“Nihayet Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada
Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi.( Padişah delege
değildi. O sebeple oylamada bulunması
gerekmiyordu. ) Vahdettin dışarı
çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâr'a bir
saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki,
bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten
kıyam mı edilmiş olduğu( ayağa
kalkıldığı ) açık olarak
belirmedi. Hatta Ayan'dan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişaha hürmeten ayağa
kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid'in
oyununu açıkça protesto dahi etti.”
Yani ‘’Padişah Sevr
Antlaşmasını kabul etti’’ denilen olayın
aslı budur. Damat Ferit
Paşa denen hain
alçağın bir oldu
bittiye getirme gayretidir.
Peki Biz
T.C İnkılap Tarihi
ve Atatürkçülük Derslerinde bu olayı
nasıl öğrendik ve öğrettik?
‘’ Sevr Antlaşması
metni Padişahın önüne
konunca o , Damat
Ferit ve Saltanat
Şurasında bulunan herkes
bu antlaşmayı imzaladı, sadece Topçu
Binbaşısı Rıza Paşa ‘’
Ben bu antlaşmayı
imzalamam. ‘’ dedi.
Öte taraftan Mondros Ateşkes
Antlaşmasını imzalayan heyette
bulunan Ali Fuat (Türkgeldi
) de bu
olayı aynen Lütfü
Bey gibi anlatır.
Dahası da var.
Sultan Vahdettin Türkiye’den
ayrıldığında kaderin garip
bir cilvesi olarak ilk
gittiği yer San Remo’ydu
ve San Remo’da sürgünde bulunduğu sırada, geçmişte Sultan Abdülhamid döneminin Stockholm
Büyükelçiliğini yapmış olan Şerif Paşa’ya yazdırdığı notlarında Sevr Antlaşması’ndan
bahsederken “Sevr Antlaşması bana göre
ne bir antlaşmaydı, ne de bir pakttı: Kötülüğün baştan aşağı kendisiydi. Antlaşmayı
imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.” demişti.
Peki bu
Sevr denilen lanet
antlaşma ya da
metin ya da her
ne zıkkımsa imzalanmadı
mı?
Hangi Devletlerin Parlamentosunda
görüşüldü ve onaylandı?
Gelecek bölüme bırakmadan
cevap vereyim:
Sevr Antlaşmasını sadece
bir devlet, parlamentosunda görüşüp
onayladı.
O devlet
hangisi miydi?
Eeee onu
da gelecek bölümde
açıklayayım ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim: O
devlet Osmanlı Devleti ya
da TBMM değildi.
(
Mondrostan Sevr’e - 4. Bölüm- başlıklı yazı
Sami Biber tarafından
12.08.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.