Makale / Tarihsel Makaleler

Eklenme Tarihi : 12.08.2025
Güncelleme Tarihi : 12.08.2025
Okunma Sayısı : 371
Yorum Sayısı : 12
Mondrostan  Sevr’e - 4.  Bölüm-


PADİŞAH  VAHDETTİN SEVR  ANLAŞMASINI NASIL  KABUL  ETTİ ?

Misak-ı Millide  alınan  kararlar tüm  dünya  parlamentolarına  telgraflarla  bildirilince  İngiltere ‘’N’ooluyor  lan?  Herkese  lolo  da bize  de  mi  lolo?’’  Kabilinden  dellendi  adeta  ve  hemen  karşı  atağa  geçti.

Evet,  zaten işgalleri  altında  olan  İstanbul’u  bu  sefer  resmen  işgal  ettiler 16  Mart  1920’de.  İstanbul’da  resmen  katliam  yaptılar. Daha  sonra  da  Mebusların  peşlerine  düştüler.  Yakalayabildiklerini  yakalayıp  Malta  Adasına  sürgüne  gönderdiler,  yakalayamadıkları kaçarak  27  Aralık  1919’dan  beri  Milli Mücadelenin  merkezi  olan  Ankara’ya,  Mustafa  Kemal  Paşa’nın  yanına  gittiler.

Osmanlı  Devletinin  Türk  Milleti  adına  karar  verecek  bir  parlamentosu  kalmamıştı. Bunun  üzerine  Mustafa  Kemal  de  karşı  atağa  geçti  ve  21  Nisan  1920’de  tüm  ülkeye  bir  bildiri  gönderdi. 

Misak-ı  Milli  gibi  bu  bildiri  de  6  Maddeden  oluşuyordu  ve  2.  Maddesinde meclisin  açılış  amacı   aynen  şöyle ifade ediliyordu; ( Günümüz  Türkçesiyle )

2- Vatanın istiklali, yüce hilafet makamının ve Saltanatın kurtarılması gibi en mühim ve hayatî görevleri yerine getirecek Büyük Millet Meclisi'nin açılışını Cuma gününe denk getirerek Cuma gününün kutsallığından yararlanılacak…… ( Devamı  da  var   bu  maddenin. )

TBMM’nin  açılış  amacı : a) Vatanın  istiklalini  (  bağımsızlığını  ) kurtarmak  b) Yüce  Hilafet  Makamını kurtarmak  c)  Yüce Saltanat  makamını  kurtarmak.

Ne  zaman  bu  konuları  yazsam  ‘’ Belge  var  mı Belge ?’’  Diyenlere  de  aha  belgesi,  fotoğrafıyla…

Neyse… Bizim  taraf Türk  Milleti  adına  karar  alacak  yeni  bir  meclisin  açılışı  hazırlıklarını  yaparken  İngiltere de  müttefiklerine  ‘’  Yahu  birbirimizi  yemeyi  bırakalım  da  şu  Türkleri  barış  masasına  oturtup  isterlerse  seve  seve, istemezlerse  ite  ite  bir  antlaşma imzalatalım  ve  artık  bu  savaşa  son  verelim.’’ Der ve  18- 26  Nisan  1920  Tarihleri  Arasında  San  Remo’da Birleşik Krallık  Başbakanı David  Llyod  George, Fransa  Bşbakanı Alexandre  Millerand, İtalya  Başbakanı Francesco  Saverio Nitti, ile Japonya,  Yunanistan  ve Belçika
 temsilcilerinin katıldığı bir  konferans  düzenlenir.

Konferansta  ne  kararlar  alınmıştır  tek tek  yazmaya  sanırım  gerek yok  zira  ileride  karşımıza Sevr  Anlaşması  diye  çıkacak  olan  toplam  433  Maddenin  hepsi  bu  konferansta  alınan  kararlardır.

Bu  kararlar  Paris’te Sevr  denilen  bir  kasabada  Türklerin  önüne  konacaktır.

22  Nisan 1920’de  Osmanlı  Devleti’ni  temsilen  Paris’e  giden Sadrazam  Tevfik  Paşa,ilgili  maddeleri  görünce  ‘’ Bu  şartlar  herhangi  bir  devlet  mefhumu  ile  ilgili  değildir.’’ Der  ve  herhangi  bir  belgenin  altına  imza  koymadan  geri döner.

Bu arada  Mustafa  Kemal  Paşa  da  30  Nisan  1920  Tarihi  itibariyle  Türk Milletinin   yasal  parlamentosunun  TBMM  Olduğunu  tüm  dünyaya ilan  eder.

Ancak  İngiltere  kafaya  koymuştur. Hazırladıkları  antlaşmayı  Türklere  zorla  da  olsa  kabul  ettirecektir.  İşte  bu  sebeple   Yunanlılara  ‘’Saldır  Co’’  derler.

Yunanlılar  başlar  saldırmaya. Balıkesir,  Bursa,  Uşak,  Trakya  Haziran  sonlarında  Yunan  çizmeleriyle  hunharca  çiğnenir.

Bunun  üzerine  22  Temmuz’da  Sarayda  Saltanat  Şurası  toplanır  ve İngiliz  baskısıyla Sadrazamlığa  getirilen  Damat  Ferit Paşa  başkanlığında  bir  heyetin  Paris’e  gönderilmesine  karar  verilir. ( Antiparantez  belirtelim  Parlamentosu  olmayan  bir devletin  sadrazamı  da  olmaz  resmiyette. Saltanat  Şurası  denilen  şey  ise  yasal  hiç  bir  dayanağı  olmayan bir  meşveret  meclisinden  öte  bir  şey  değildir. )


Peki  Damat  Ferit Paşa  Paris’e gittiğinde  önüne konan  antlaşma  metnini  imzalayacak  mıdır?  Yani  Sevr  Antlaşmasını  imzalayacak  mıdır?

Damat  Ferit  Paşa’ya  kalsa Sevr  Antlaşması evet imzalanmalıdır. Böylece  en  azından  tamamen  yok  olmaktansa  Anadolu’da  ufak  da  olsa  bir  devlet  olarak  varlığımızı  sürdürmemiz  mümkün  olacaktır.

Bir  teklif  ortaya  atılır: ‘’ Antlaşma  imzalansın  diyenler  ayağa  kalksın ‘’

Sonra  çok  ilginç  bir  şey  olur. 

Mustafa  Kemal, Nutukta  bu  olay için ‘’  Vahdettin  bizzat  ayağa  kalkarak  antlaşmanın  kabul edilmesini  istemiştir’’  Derken doğrudan  doğruya  olayın  içinde  bulunan  iki  kişinin  yorumu  çok  farklıdır.

Bunlardan  Osmanlının  son  baş mabeyncilerinden  Lütfü Bey  (Hürriyet  Gazetesini  kuran  Sedat  Simavi’nin  Babası ) olayı  şöyle  anlatır.

“Nihayet Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi.( Padişah  delege  değildi. O sebeple  oylamada  bulunması  gerekmiyordu. )  Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâr'a bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu( ayağa  kalkıldığı )  açık olarak belirmedi. Hatta Ayan'dan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişaha hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid'in oyununu açıkça protesto dahi etti.”

Yani  ‘’Padişah  Sevr  Antlaşmasını  kabul  etti’’ denilen  olayın  aslı  budur. Damat  Ferit  Paşa  denen  hain  alçağın  bir  oldu  bittiye  getirme  gayretidir.

Peki  Biz  T.C  İnkılap  Tarihi  ve  Atatürkçülük  Derslerinde bu  olayı  nasıl  öğrendik ve  öğrettik?  ‘’  Sevr  Antlaşması  metni  Padişahın  önüne  konunca  o ,  Damat  Ferit  ve  Saltanat  Şurasında  bulunan  herkes  bu antlaşmayı  imzaladı,  sadece Topçu  Binbaşısı  Rıza  Paşa ‘’  Ben  bu  antlaşmayı  imzalamam. ‘’  dedi.

Öte taraftan  Mondros  Ateşkes  Antlaşmasını  imzalayan  heyette  bulunan  Ali  Fuat  (Türkgeldi ) de  bu  olayı  aynen  Lütfü  Bey gibi  anlatır.   

Dahası  da var.

Sultan  Vahdettin  Türkiye’den  ayrıldığında  kaderin  garip  bir cilvesi  olarak  ilk  gittiği  yer  San Remo’ydu  ve  San  Remo’da  sürgünde bulunduğu sırada,  geçmişte Sultan Abdülhamid döneminin Stockholm Büyükelçiliğini yapmış olan Şerif Paşa’ya yazdırdığı notlarında Sevr Antlaşması’ndan bahsederken  “Sevr Antlaşması bana göre ne bir antlaşmaydı, ne de bir pakttı: Kötülüğün baştan aşağı kendisiydi. Antlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.” demişti.

Peki  bu  Sevr  denilen  lanet  antlaşma  ya  da  metin  ya  da her  ne  zıkkımsa  imzalanmadı  mı?

Hangi Devletlerin  Parlamentosunda görüşüldü  ve  onaylandı?

Gelecek  bölüme  bırakmadan  cevap  vereyim:

Sevr  Antlaşmasını  sadece  bir  devlet,  parlamentosunda  görüşüp  onayladı.

O  devlet  hangisi  miydi?

Eeee  onu  da  gelecek  bölümde  açıklayayım  ama  şimdilik şu kadarını  söyleyeyim: O  devlet  Osmanlı Devleti  ya  da  TBMM  değildi. 


( Mondrostan Sevr’e - 4. Bölüm- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 12.08.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu