Ay Em Bilmiyor İngiliş Ama Ay Em Uzman
AY EM BİLMİYOR İNGİLİŞ
AMA AY EM UZMAN
Aşağı yukarı on beş sene önce bir gün Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdayi Cami ve türbesine giderken bir tabela dikkatimi çekti: ’’Diltek Sürücü Kursu.’’
Dil ile şoför eğitiminin ne alakası vardı ki? Acaba yurt dışına gidip gelecek şoför adayları için hem yabancı dil, hem de sürücü eğitimi veren bir kurum muydu? Sordum, dil kursu yokmuş, direkt sürücü kursuymuş.
Üzerinde fazla durmadım. ’’Neticede vatandaş öyle uygun görmüş, kafasına göre bir isim koymuş. Kim bilir belki de okul yıllarında yabancı dil dersinden çok çekmiş bir vatandaşın espri olsun diye koyduğu bir isimdir’’ diye düşünmüştüm. Meğer öyle değilmiş.
******
Son görev yerim olan özel Akşam Lisesinde öğretmenler odasında, teneffüste kendi aramızda konuşuyorduk meslektaşlarla.
Üç öğretmen bir araya gelse ne konuşur? Tabii ki ’’ Ne olacak bu eğitimin hali? ’’
Bizler bu minval üzere konuşurken okulun kurucusu ( Yani patron ) içeri girdi. O da katıldı konuşmaya.
PATRON-Arkadaşlar bir de ben anlatayım size Milli Eğitim Bakanlığımızın eğitim yerine nelerle uğraştığını.
Bilir misiniz? Özel Akşam liseleri yönetmeliğine göre : Özel bir akşam lisesi açabilmek için okul pencerelerinin en az yüzde bilmem ne kadarının( şimdi ben hatırlayamıyorum ama sanırım %70 idi ) güneş ışığı alması gerekiyor. Evet, bir akşam lisesinden bahsediyoruz. Yani akşam 17 ile 22 saatleri arasında eğitime açık olacak bir kurumu açabilmeniz için o kurumun pencereleri mutlaka güneş ışığı alacak. Aksi halde açamazsınız. İyi de akşam vakti güneş ışığını nereden bulacaksınız? İşte böyle bir yönetmeliğe tabiydik. Sanırım şimdi de geçerli bu yönetmelik.’’
****
Gülmekten yerlere yatıyorduk. Bu yönetmeliğin hala geçerli olup olmadığını da bilmiyorduk. Bizim için önemli de değildi çünkü tüm pencerelerimiz gündüz vakti güneş alıyordu.
***
PATRON- Bu o kadar da vahim bir şey değil. Asıl vahim olanını anlatayım:
1985 yılında George adlı bir İngiliz arkadaşla bir dil kursu açmaya karar verdik. Kursun yeri, içinde bulunması gereken araç-gereçler, hatta tabelasını bile hazırladık. Açıp hizmete başlamamız için son bir şey kalıyordu : Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmış ve Tebliğler Dergisinde yayınlanmış olan müfredat programını daktiloyla 6 nüsha çoğaltıp altına imzalarımızı atarak Bakanlığın onayına sunmak. Fotokopi kesinlikle kabul edilmiyordu ‘’
BİLER-İyice saçmalamışlar. Tebliğler Dergisinde zaten var olan ve sizin uymak zorunda olduğunuz bir müfredat programını tekrar niçin yazdırıyorlar ki size? Fotokopi de kabul etmiyorlar üstelik. Tüm bu eziyetler yetmez gibi bir de onaylatmak için taaa Ankara’ya gideceksiniz.
PATRON-Arkadaşlar durun bekleyin. Bunlar değil vahim olan. Az sabredin. Evet, müfredat programını 6 nüsha olarak daktiloda yazdık ve George ile birlikte Ankara’ya Bakanlığa vardık. Orada kapısında UZMAN yazan bir odaya girdik. Bu uzman Yabancı dil kurslarını denetlemek, yol göstermek vs. konularıyla ilgili bir yabancı dil uzmanıydı.
Elimizdeki müfredatı uzattık. Adam başladı incelemeye. Sonra bize döndü.
UZMAN- Bunu yeniden yazmanız gerekiyor mesela ‘’school’’ kelimesini schol olarak yazmışsınız, bu olmaz.’’
Deyince George dayanamadı ve adama İngilizce olarak:’’
GEORGE- Efendim şekle fazla takılmasanız, neticede orada ne yazıldığı cümlenin gelişinden anlaşılıyor.
Deyince sert bir cevap aldı
UZMAN: -Beyefendi lütfen Türkçe konuşun. Ben İngilizce bilmem
PARTON ANLATMAYA DEVAM ETTİ - George anlayamadı önce. Adamın İngilizce bilmiyor olmasını tasavvur edemiyordu. Pardon diyerek cümlesini Türkçe olarak söyledi.
GEORGE-Neticede Türk’sünüz ve ülkenizde Türkçe konuşulmasını istemeniz en doğal hakkınız özür dilerim’
UZMAN- Ondan değil, ben İngilizce bilmem gerçekten de
PARTON ANLATMAYA DEVEM ETTİ -Bu sefer ben söze girdim
PATRON- Hocam şaka yapıyorsunuz herhalde
UZMAN- Yahu ne şakası kardeşim. Sizi tanımam etmem, ne şakası yapacağım
PATRON- Ama efendim önünüze koyduğumuz tamamı İngilizce olan müfredatı bir güzel okudunuz. Hatta yanlış yazılmış kelimeleri bile işaretleyip bize geri verdiniz.
UZMAN-Haa o mu. Ben o müfredatı ezberledim. Ama İngilizce filan bilmem’’
PATRON ANLATIYOR- George a baktım. O da bana baktı. İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk: İngilizce bilmeyen bir uzmanın (!) denetleyeceği ve bize rehberlik yapacağı bir yabancı dil kursu açmaktansa gider bir sürücü kursu açarız daha iyi’’ diye düşünüyorduk.
Öyle de yaptık. ‘’Diltek Yabancı Dil Kursu’’ tabelamızdaki ’’Yabancı Dil ’’ kelimesi yerine ’’ sürücü ’’ kelimesini yazdırarak kursumuzu sürücü kursu olarak açtık.
Anlamıştım Diltek’ in neden dil değil de sürücü kursu olduğunu. Ama işin o tarafı artık o kadar önemli değildi. Önemli olan eğitimimizin ahval-i pür melaliydi.
İnşallah, umarım şimdi de öyle değildir.
Umarım ve dilerim ki Özel Akşam liselerinin pencerelerinin en az yarısının güneş görüyor olması ve özel okullarda sınıf kapı genişliğinin ölçüsü eğitimimizdeki önemli kriterler değildir artık.
[ Sınıf kapı genişliği 85 Cm olursa o sınıfa 20’den fazla öğrenci alamıyordunuz. Kapı genişliği 90 Cm olursa 25 öğrenci sığdırmanıza izin veriliyordu ]
Ve hepsinden önemlisi:Umarım ve dilerim ki uzman koltuğunda oturanlar gerçek uzmanlardır.
Umarım bazı şeyler değişmiştir.
Umarım ve dilerim ki bugün eskisi gibi değildir
Bu yazı bir masal ya da kurgu değildir ama elimde yukarıdaki fotoğraf dışında da delil yok maalesef tamamen gerçek olduğuna dair.
Aşağı yukarı on beş sene önce bir gün Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdayi Cami ve türbesine giderken bir tabela dikkatimi çekti: ’’Diltek Sürücü Kursu.’’
Dil ile şoför eğitiminin ne alakası vardı ki? Acaba yurt dışına gidip gelecek şoför adayları için hem yabancı dil, hem de sürücü eğitimi veren bir kurum muydu? Sordum, dil kursu yokmuş, direkt sürücü kursuymuş.
Üzerinde fazla durmadım. ’’Neticede vatandaş öyle uygun görmüş, kafasına göre bir isim koymuş. Kim bilir belki de okul yıllarında yabancı dil dersinden çok çekmiş bir vatandaşın espri olsun diye koyduğu bir isimdir’’ diye düşünmüştüm. Meğer öyle değilmiş.
******
Son görev yerim olan özel Akşam Lisesinde öğretmenler odasında, teneffüste kendi aramızda konuşuyorduk meslektaşlarla.
Üç öğretmen bir araya gelse ne konuşur? Tabii ki ’’ Ne olacak bu eğitimin hali? ’’
Bizler bu minval üzere konuşurken okulun kurucusu ( Yani patron ) içeri girdi. O da katıldı konuşmaya.
PATRON-Arkadaşlar bir de ben anlatayım size Milli Eğitim Bakanlığımızın eğitim yerine nelerle uğraştığını.
Bilir misiniz? Özel Akşam liseleri yönetmeliğine göre : Özel bir akşam lisesi açabilmek için okul pencerelerinin en az yüzde bilmem ne kadarının( şimdi ben hatırlayamıyorum ama sanırım %70 idi ) güneş ışığı alması gerekiyor. Evet, bir akşam lisesinden bahsediyoruz. Yani akşam 17 ile 22 saatleri arasında eğitime açık olacak bir kurumu açabilmeniz için o kurumun pencereleri mutlaka güneş ışığı alacak. Aksi halde açamazsınız. İyi de akşam vakti güneş ışığını nereden bulacaksınız? İşte böyle bir yönetmeliğe tabiydik. Sanırım şimdi de geçerli bu yönetmelik.’’
****
Gülmekten yerlere yatıyorduk. Bu yönetmeliğin hala geçerli olup olmadığını da bilmiyorduk. Bizim için önemli de değildi çünkü tüm pencerelerimiz gündüz vakti güneş alıyordu.
***
PATRON- Bu o kadar da vahim bir şey değil. Asıl vahim olanını anlatayım:
1985 yılında George adlı bir İngiliz arkadaşla bir dil kursu açmaya karar verdik. Kursun yeri, içinde bulunması gereken araç-gereçler, hatta tabelasını bile hazırladık. Açıp hizmete başlamamız için son bir şey kalıyordu : Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmış ve Tebliğler Dergisinde yayınlanmış olan müfredat programını daktiloyla 6 nüsha çoğaltıp altına imzalarımızı atarak Bakanlığın onayına sunmak. Fotokopi kesinlikle kabul edilmiyordu ‘’
BİLER-İyice saçmalamışlar. Tebliğler Dergisinde zaten var olan ve sizin uymak zorunda olduğunuz bir müfredat programını tekrar niçin yazdırıyorlar ki size? Fotokopi de kabul etmiyorlar üstelik. Tüm bu eziyetler yetmez gibi bir de onaylatmak için taaa Ankara’ya gideceksiniz.
PATRON-Arkadaşlar durun bekleyin. Bunlar değil vahim olan. Az sabredin. Evet, müfredat programını 6 nüsha olarak daktiloda yazdık ve George ile birlikte Ankara’ya Bakanlığa vardık. Orada kapısında UZMAN yazan bir odaya girdik. Bu uzman Yabancı dil kurslarını denetlemek, yol göstermek vs. konularıyla ilgili bir yabancı dil uzmanıydı.
Elimizdeki müfredatı uzattık. Adam başladı incelemeye. Sonra bize döndü.
UZMAN- Bunu yeniden yazmanız gerekiyor mesela ‘’school’’ kelimesini schol olarak yazmışsınız, bu olmaz.’’
Deyince George dayanamadı ve adama İngilizce olarak:’’
GEORGE- Efendim şekle fazla takılmasanız, neticede orada ne yazıldığı cümlenin gelişinden anlaşılıyor.
Deyince sert bir cevap aldı
UZMAN: -Beyefendi lütfen Türkçe konuşun. Ben İngilizce bilmem
PARTON ANLATMAYA DEVAM ETTİ - George anlayamadı önce. Adamın İngilizce bilmiyor olmasını tasavvur edemiyordu. Pardon diyerek cümlesini Türkçe olarak söyledi.
GEORGE-Neticede Türk’sünüz ve ülkenizde Türkçe konuşulmasını istemeniz en doğal hakkınız özür dilerim’
UZMAN- Ondan değil, ben İngilizce bilmem gerçekten de
PARTON ANLATMAYA DEVEM ETTİ -Bu sefer ben söze girdim
PATRON- Hocam şaka yapıyorsunuz herhalde
UZMAN- Yahu ne şakası kardeşim. Sizi tanımam etmem, ne şakası yapacağım
PATRON- Ama efendim önünüze koyduğumuz tamamı İngilizce olan müfredatı bir güzel okudunuz. Hatta yanlış yazılmış kelimeleri bile işaretleyip bize geri verdiniz.
UZMAN-Haa o mu. Ben o müfredatı ezberledim. Ama İngilizce filan bilmem’’
PATRON ANLATIYOR- George a baktım. O da bana baktı. İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk: İngilizce bilmeyen bir uzmanın (!) denetleyeceği ve bize rehberlik yapacağı bir yabancı dil kursu açmaktansa gider bir sürücü kursu açarız daha iyi’’ diye düşünüyorduk.
Öyle de yaptık. ‘’Diltek Yabancı Dil Kursu’’ tabelamızdaki ’’Yabancı Dil ’’ kelimesi yerine ’’ sürücü ’’ kelimesini yazdırarak kursumuzu sürücü kursu olarak açtık.
Anlamıştım Diltek’ in neden dil değil de sürücü kursu olduğunu. Ama işin o tarafı artık o kadar önemli değildi. Önemli olan eğitimimizin ahval-i pür melaliydi.
İnşallah, umarım şimdi de öyle değildir.
Umarım ve dilerim ki Özel Akşam liselerinin pencerelerinin en az yarısının güneş görüyor olması ve özel okullarda sınıf kapı genişliğinin ölçüsü eğitimimizdeki önemli kriterler değildir artık.
[ Sınıf kapı genişliği 85 Cm olursa o sınıfa 20’den fazla öğrenci alamıyordunuz. Kapı genişliği 90 Cm olursa 25 öğrenci sığdırmanıza izin veriliyordu ]
Ve hepsinden önemlisi:Umarım ve dilerim ki uzman koltuğunda oturanlar gerçek uzmanlardır.
Umarım bazı şeyler değişmiştir.
Umarım ve dilerim ki bugün eskisi gibi değildir
Bu yazı bir masal ya da kurgu değildir ama elimde yukarıdaki fotoğraf dışında da delil yok maalesef tamamen gerçek olduğuna dair.
Ay Em Bilmiyor İngiliş Ama Ay Em Uzman başlıklı yazı Sami Biber tarafından
27.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 15
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.