Adem Babamız Aslında Frig Kralı Gordiyos Muymuş 3 Bölüm
ADEM
BABAMIZ ASLINDA FRİG KRALI GORDİYOS MUYMUŞ? -3. BÖLÜM-
Efendim, bu dizide
yer yer mizahi unsurlara da yer verdiğim için şimdi
yazacaklarımın da ‘’Sami Hoca da bu mizah
işini iyice abarttı ‘’ düşüncesiyle mizah zannedilmemesi açısından baştan
belirteyim: Okuyacağınız doğum
olayı tamamen gerçektir.
****
Sicilya Kralı II.
Rugerro’nun kızı ve Alman İmparatoru VI.Heinrich’in karısı
olan Kostanza’nın doğum
sancıları tutmuştu.
‘’ Beni
hemen dışarı, meydana
çıkarın. ‘’ diye
emretti. Karnındaki bebeği herkesin
gözleri önünde doğuracaktı.
Çünkü Sicilya halkı
çoktan başlamıştı dedikoduya.
Onlara göre yaşı kırkı aşmış
bir kadın çocuk
mocuk doğuramazdı. Kral VI. Heinrich
kim bilir hangi
fahişeden peydahladığı ( ya da
peydahlayacağı ) bir çocuğu, ileride başlarına
kral yapacaktı.
Kostanza, herkesin şeksiz
şüphesiz inanması için çocuğunu
herkesin gözleri önünde
doğurdu. ( Bu, dünyanın ilk
kamuya açık doğumuydu sanırım. )
Doğan çocuğa Frederich
adını taktılar.
Babası VI. Heinrich’in ölümünden
sonra tahta geçen II.
Frederich, önce Sicilya,
Sonra Almanya ve
nihayet Kutsal Roma Germen
İmparatoru oldu.
Bu arada papalık, Avrupa’dan
ayartabildiği kontları, dükleri
ve bilumum düdükleri Kudüs’ün Müslümanlardan geri alınması
için sefere göndermişti ama bu
dükler ve düdükler başarılı
olamamışlardı.
İşte bu
II. Frederik, Kudüs’ü
Müslümanlardan geri almak
için sefere çıkacağına söz
verdi ama sefere çıkmak için
çok çok gecikti.
Bu arada söz verdiği
Papa III. Honorius ölmüş,
yerine IX. Gregoryus
geçmişti.
IX.Gregoryus, Frederich’in çok fazla
güç kazandığına, bunun da
Papalık için tehlikeli
olduğuna inandığı için tam
da II. Frederich, büyük bir
orduyla gemilere binip deniz yoluyla Suriye’ye yöneldiği
sırada ‘’ Aslanım sen niye
verdiğin sözü tutup da
sefere zamanında çıkmadın?’’
Bahanesiyle onu aforoz etti.
Kral Frederich, Papaya ‘’ Gerzeklik
yapma! Bak sefere çıktım ve Kudüs’ü
geri alacağım. ‘’ Mealinde
yazsa da Kudüs önlerine geldiği halde
kılını kıpırdatmıyordu.
Papa bir
daha uyardı.
-Savaşsana ulan zibidi.
II. Frederich cevap verdi.
-Zibidi sana banzer.
Pabucumun papası. Senden papa
değil olsa olsa
paspas olur. Yürrüüüü taş arabası.
Yürü de ense tıraşını görelim.
Papa küplere bindi.
Öfkesinden kudurdu adeta
-Yaktım ulan seni. Demek
öyle ha? Seni
ayrıca Deccal ilan edeyim de
gör.
II. Fredrech , umursamaz bir şekilde cevap
verdi:
- Çok da tın. Çok da fifi.
Papa daha da
parladı.
-Tın ne demek, fifi
ne demek ulan?
Frederich daha da dalgasını geçti:
- Plaza dili, sen
anlamazsın.
Papa bu
sefer cidden merak etmişti?
-Plaza ne?
II. Frederih, tahtada ders anlatan
Sami hoca edasıyla cevap
verdi:
-Sümer ve Babillilerin
zigguratlarını gör, plazayı
görme
Papa nihayet anlamıştı.
-Gök yüzüne doğru
uzanan kuleler yani.
-Aynen
- Bak bunu da
biliyorum. İnsanlar artık beş
kelimeyle konuşabiliyorlarmış: ‘’
Aynen, ne alaka, yani, eyvallah, sıkıntı yok ‘’
-Neyse, ben Kudüs’ü
alacağım. O zaman göreceğiz senin
boyunu posunu.
Evet, II. Frederich gerçekten
de Kudüs’ü Müslümanlardan geri
aldı. Hem de
hiç savaşmadan, hiç
bir Allah’ın kulunun
burnunu kanatmadan.
Kendisi çok iyi
Arapça biliyordu Sicilyalı olması sebebiyle ( Başka beş dil daha biliyordu ) Kudüs’teki Eyyubi
hükümdarı Kamil ile yazışa
yazışa sonunda Kudüs’ün çok
büyük bölümünün ve Hıristiyanlarca kutsal sayılan
toprakların Haçlılarda, Mescid-i
Aksa, Harem-i Şerif
ve Kubbetü’s Sahra’nın Müslümanlarda
kalması şartlarıyla anlaştılar.
II. Frederich, diliyle
ikna etmişti bir Müslüman
hükümdarı. Sultan Kamil
resmen ‘’ Kudüs hem sizin,
hem bizim için
kutsal olduğuna göre her iki
taraf da diğerinin inancına, haklarına saygı gösterdiği müddetçe
yönetimi ha sizde
kalmış, ha bizde ne fark
eder ki? ‘’ diyordu.
Evet, II. Frederich,
çok iyi bildiği
bir yabancı dil ( Arapça ) sayesinde çok
kanlı bitebilecek bir
savaşı kansız bir şekilde barışa döndürmüştü
ama kafasına da
bir soru takılmıştı: Tanrının dili
nedir? İnsanoğlunun ilk ana dili
hangisidir?
Ona göre
insanoğlunun ilk dilinin Frigçe olmasının
imkanı ve ihtimali
yoktu. Olsa olsa İbranice, Latince, Grekçe ya da Arapça
olmalıydı.
Çılgınca bir fikir geldi aklına: Eğer elli bebek, anne babasından
alınıp minimum insan etkileşimiyle yetiştirilirse, temel ihtiyaçları giderilir
ama kendileriyle hiç konuşulmazsa, hatta en küçük bir göz temasında bile
bulunulmazsa, bu bebekler büyüdüklerinde hangi lisanla konuşurlar? Ana dil diye
bir şey varsa eğer, dünyanın ilk ana dili hangisiydi?
Bu insanlık dışı deneyi gerçekten
de yaptı kral II. Frederich. Peki sonucu ne oldu dersiniz?
Hemen söyleyeyim:
Evet, bebeklerin her türlü ihtiyaçları karşılanıyordu ama çok çok önemli bir
ihtiyaçları göz ardı edilmişti: SEVGİ
Bebekler; sevgi görmedikleri için beyinlerindeki "hipokampus merkezi"
bu dünyada istenmediklerinin sinyalini verdi ve sonuçta hepsi, herhangi bilinen
bir dille konuşamadan öldü gittiler.
Bu acımasız deney insanoğlunun ilk ana dilinin hangisi olduğunu açıklayamadı
ama bir başka gerçeği tüm dünyanın gözleri önüne serdi: İnsanoğlunun en fazla
ihtiyaç duyduğu dil SEVGİ diliydi. Sevgi görmeyen insan- hele bir de bu, bir
bebekse- ölüp gidiyordu.
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.