27 Temmuz 2004 günü, öğle vakti bir devlet hastanesinde dünyaya geldiler hem ikizdiler hem de eksik doğmuşlardı. Doktorlar, “yaşamaz” dediklerinde tüm ailenin başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü.Bir yandan kaybetme korkusu, bir yandan da ümitsizliğin verdiği çaresizlik, sevinmemize engeldi. Çok iyi hatırlıyorum; kucağımıza bile alamazdık, incitiriz diye,beşik yerine minderde büyüdüler desem yeridir. Kafa taslarında çukurluklar vardı, parmakları kibrit çöpünden farksızdı, gözleri kuş üzümü, kulakları mandalina, burunları zeytin,yanakları lokum kadardı.
Bugün o ikizlerden biri artık üniversiteli…
Geçen hafta kendinden öyle emin konuşuyordu ki Özgür, beni mest etti. Atalarımız dereyi görmeden paçaları sıvama ve doğmayan çocuğa don biçilmez demiş ama o kararlıydı.
“Okuyacağım ben dayı” diyordu.
“Ya yerleşemezsen?” dedim.
“Kesin yerleşeceğim,yüzdelik dilimine göre yaptım tercihlerimi.” dedi.
Annesinin yanında da hava atıyordu:
“Hani kazanamaz diyordunuz,haftaya sonuçlar açıklansın,bakalım ne diyeceksiniz?"
Bana göz kırpıp ekliyordu:
“Babamın emekli maaşına el koyacağım.”
Milyonlarca ailemizin ve öğrencimizin beklediği gün geldi,dün üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı. Müjdeli haberi bizzat yiğenimden aldım: Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Çağrı Merkezi Hizmetleri Bölümü.
Ablam ise şimdiden karaları bağlamaya başladı,ilk ayrılık,konuşurken sesi titriyor, gözleri doluyor. Hüzün ile sevinci aynı anda yaşıyor, ana yüreği işte, ne kadar teselli etsek de üzülüyor kadıncağız. Odalardan birisi onun eşyalarıyla dolu-o gittiğinde bomboş kalacak-para biriktirip aldığı motoru ise dut ağacının altında onu bekliyor olacak.
Sevgili yiğenim; okul ve iş yaşamında sonsuz başarılar diliyorum. İnşallah hedeflerine ve amaçlarına yılmadan, zorlanmadan, azim ve gayretle tez zamanda ulaşırsın. Dilediğin mevkilere gelir, söz sahibi olur ve alanında aranan insan olursun.
Yolun ve bahtın açık, Allah yar ve yardımcın olsun.