Fazlasıyla kan gördüm bu aralar, sevgilim. Yaralar gördüm; başkalarının acısında direnen yanlışlıklar gördüm. Gün, tebeşirle yazılırken tahtalara, sensizliğin çoğalışını yaranın hakikati olarak benimsemeyi öğrendim.
Sessizlik bizde aşkın müsait çığlığıdır. Ses veriyoruz birbirimize, eslerimizde. Esenlik dolu yarınlarda birbirimize yâr olmamayı ezberlemişken… Sana geceler tatlı, bana yokluğunun gözünün aydığı saniyelerle geliyor. Bir ömür gibi.
Nefesinin paydosuna başkasının gözlerini işlemişsin. Kokunun baharına kolonyalar dost olmuş: ona sarılırken.
Ben, hayalinin namzeti nimet sayılan fütursuz hayaletlerin hayata karşı savunma geliştirip bir daha insan sevemediği silik sonbaharlardayım. Senin mevsimine yaraşamam.
Çok sevmenin ve hep sevmenin bir bedeli var: rahatça kaybetmek. Hiçbir kaybediş bu kadar kolay olmuyor. Bir sevişinle yitiriyorsun.
Güzüne değmeyen hallerim, sözüme itimat etmeyen dakikaların alarm kurup ayrılığa her gece yeniden başladığı zaferlerdedir.
Tamam.
Peki.
Sözsüz kıyamlara kıyamam ben de. Yol, iç çekişlerime bir frenk üzümü; şarabın hoşluğunda kaldı saadetimiz.