Tarihi arka Plânı:
Evanjelizm,
İncil hakkında bilgi vermektir. Hz. İsa’ya yoğunlaşarak Hristiyan olmayanları
Hristiyanlığa davet etme amacı güden bir dinsel akımdır. Dayandığı temel,
Matta, Luka Markos ve Yuhanna tarafından yazılmış dört kanonik incilin her
birine Evanjel denilmektedir. Bu nedenle bu incilleri yazanlara “Dört
Evanjelist” denilmiş-tir.
Evanjelist
sözcüğü; “Hristiyanlık, bildirilerini vaaz eden ve yayan kişi” anlamına
geliyor. Evanjelik sözcüğü ise daha çok Protestan Kilisesi’nin muhafazakâr
kesimini nitelemek için kullanılıyor.
Evanjelikler,
ABD’yi kuran ve tutuculuğu ile bilinen Protestan mezhebi Puritenlerin
devamıdır. Bu mezhepsel akımın mensup tüm Protestanlara Evanjelik denilmişti.
20. Yüzyılın sonları ile 21. Yüzyılın başlarında bu akım başlamıştır. Temeli,
Martin Luther’in dini reformları esnasında kurduğu kilise hareketine
dayanmaktadır. Bu nedenle Kıta Avrupa’sında Evanjelik sözcüğü, Protestan veya
Lutherci olarak kabul görmüştür.
Evanjelizmin
temelleri, İngiliz George Whitefield (1715-1775), Methodizm’in kurucusu John
Wesley (1703-1791) ve Amerikalı filozof ve teolog Jonathan Edwvard (1703-1785)
tarafından atılmıştır.
1820’lerde Hristiyanlık inancı için kullanılan
Evanjelizm, ABD’de 19. Yüzyıldan itibaren iki ayrı koldan ilerlemiş-tir. Charles
G. Finney ile Amerikan halkının dönüştürülmesini sağlamak için devrimcilik
anlamı kazanmış, bir diğer taraftan Playmouth Kardeşliği hareketinin kurucusu
John Nelson Darby’nin öncülüğünde radikal bir dini yorumu temsil etmiştir.
Bugün itibariyle Evanjelizm, Amerika’daki Hristiyanların tutucu kanadını temsil ediyor.
Darby’nin
başlattığı Muafiyetçilik akımı Kitab-ı Mukaddes ve dünya tarihini yedi çağa ve
tanrının insanlık hak-kındaki takdirini gösteren yedi bölüme ayırmıştır. C.I.
Scofield tarafından yazılan “Scofield Referans Kitab-ı Mukaddesi” ile 1880 ve
1890’lı yıllarda Darby’nin. “Tanrı, tanrının krallığını temsil eden insanlara
imtiyaz ver-miştir" öğretisi çok insan tarafından kabul edilmiştir.
Martin
Luther’in başlattığı Püritenizm öğretisiyle yetişen Jimmy Carter, Ronald Reagen
ve babası Bush’un başkanlıklarında Evanjelizm gelişmiş ve 11 Eylül’den sonra da
baba Bush ile küresel emperyalizmi yönlendiren esas güç olmuştur.
ABD
Başkanlarından Donald Trump ise; İskoçya asıllı annesinin Presbiteryen
inancında yetişmiş ve 2016 başkanlık kampanyası da dâhil yetişkinlik döneminin
çoğunda kamuoyunda bu inancıyla bütünleşti. Ancak, Ekim 2020 yılında Trump,
artık Presbiteryen olarak tanınmasını istemeyerek mezhepsiz bir Hristiyan
olarak bilinmesini istemiştir.
Hristiyanlık
ya da Evanjelikal Protestanlık, İncil özünün lütufla ve sadece İsa’nın
kefaretine imanla kurtuluş öğretisinden oluştuğuna inanan dünya çapında gelişen
mezhepsel bir harekettir. Bugün itibariyle 1970’te dünya çapında 112 milyon
Evanjelik varken 2020’de bu sayı 386 milyona ulaşmıştır.
Amerikan
Mormonları hareketi; 1820’lerde New York’un kuzeyinde Joseph Smith’in başlattığı
“Son Zaman Azizleri” adıyla anılan dini ve kültürel bir grup harekettir.
Hristiyanlığın 3 Temel Öğretisi:
Kendilerini
tek tanrıcı/monoteist kabul eden Hıristiyanların mevcut dinlerdekinden farklı
en temel inanç esası ise teslistir. Teslis Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak
ifade edilen Tanrı'nın üçlü birliğini tanımlayan karmaşık bir inanç sistemidir;
ancak bugün itibariyle Hristiyan dünyasında teslis inancını kabul etmeyen ve
Tanrı’nın tekliğini kabullenen çok sayıda Hristiyan bulunmaktadır!
Kaynak.
Wikipedia.org
Sonuç:
Evanjelizm’i
tarihi süreciyle kısaca tanımış olduk. Bu metin içinde bazı detaylar bana çok
dikkat çekici geldi ve yorum yapma ihtiyacı hissettim.
1.
Örnek: “Tanrı, tanrının krallığını temsil
eden insanlara imtiyaz vermiştir”
Bu örnek
bize ne söylüyor?
Bana
göre iktidarı ele geçiren kişi veya kişiler doğrudan Tanrı tarafından seçilmiş
temsilciler oluyor! Diğer bir deyişle; Türklerde olduğu gibi; “sultanlar, Tanrı’nın yeryüzündeki
gölgeleridir!” Ve geleneksel İslam yorumuna göre; “otoriteye karşı gelmek,
itiraz etmek, Tanrı’nın düzenine karşı gelmektir ve zinhar affı mümkün
değildir!”
Ya
yönetim zalimse!
Bu durumda zulme baş mı eğilmeli? Şayet baş
eğilmesi gerekiyorsa neden “zulüm
karşısında susan dilsiz şeytandır” denilmiştir? İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin
hayatını okuyanlar iyi bilirler. Yetmiş yaşında olmasına rağmen Emevi
yönetiminin zulmüne ve hurafeci din anlayışına isyan etmiş; zindana atılmış,
aç, susuz bırakıl-mış ve kırbaçlanmıştı. Emevilerin sonu ile Abbasilerin
başlangıcı arasında yaşayan Ebu Hanife, bazı kaynak-lara göre serbest bırakılmış
ancak Abbasi yönetimi tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Yani zulüm karşı-sında “dilsiz şeytan” olmamıştır,
öyle değil mi? Bu bana çok düşündürücü geldi!
2.
Örnek: ABD Başkanları ağırlıklı olarak Evanjeliklerin desteğiyle seçilmektedir.
Pek
çok kaynaktan öğrendiğimize göre ABD başkanları Evanjeliklerin desteğini alarak
seçilmektedir. Evanje-liklerin desteğini alamayan adaylar kesinlikle başkan
seçilemezler! Önceki dönem ABD Başkanı Biden ve selefi Trump’ın Evanjeliklerin
desteğini alarak seçildiğini medya aracılığıyla ve açık oturumlarda çokça
dinlemiştik.
Bana
göre; Donald Trump, mezhepsiz olduğunu ilan etse de Evanjeliklerin isteğini
yerine getirmeyi taahhüt et-mese asla başkan seçilemezdi. Günümüz itibariyle
görüyoruz ki, ABD Senatosunda ve Temsilciler meclisinde ağırlıklı olarak
Evanjeliklerin sözü geçmektedir. Küresel düzen işte o karanlık saraylarda
planlanıyor ve uygu-lanıyor!
ABD,
neden “Haydut Devlet” İsrail’in
soykırımına ses çıkarmıyor? Neden bu soykırımın devamı yönünde karar-lar alıyor?
Neden Arz-u Mevud’un inşasına taşeronluk yapıyor?
Evanjelikler,
hem inançlarını hem de sermayelerini seferber ederek küresel anlamda yol
alıyorlar ve uyanmaya niyeti olmayan İslam dünyası üzerine saldırıyor,
parçalıyor ve yok ediyor!
Bence
ABD, kuruluş yıllarında Yahudilere verdiği sözü yerine getiriyor. Arz-u Mevud
gerçekleşene kadar desteğini sürdürecek. Küresel çete haline gelen ABD’nin
amacı; İslam ülkelerinin petrollerine, doğal gazlarına çökmek, iç işlerine
karışarak devlet adamlarını tayin etmek ve Müslüman devletleri mezhepler ve
kimlikler üzerinden parçalara ayırarak yıkmak ve yerine ABD’ye hizmet edecek
kukla devletçikler ya da ileri karakollarını oluşturmak ve İsrail’in
güvenliğini garanti altına almaktır.
Bence
yapılması gerekenler:
a-)
Benim ülkem dünya incisi bir ülkedir. Tüm akbabaların gözü-kulağı daima Türkiye
üzerindedir.
b-)
Ülkemi yönetecek liderlerin hem milli hisleri hem de refleksleri çok güçlü
olmalıdır. Asla mandacılığa boyun eğmemelidir.
c-)
Ülkemin kalkınması için pek çok alanda dışa bağımlılığa son vermeli, milli
kaynaklarımızı planlı ve programlı bir şekilde harekete geçirip ekonomiye
kazandırılmalıdır.
d-)
Uluslararası görüşmelerde taviz verilmemelidir. Şu var ki; tam anlamıyla
bağımsız olmak imkânsızdır. Örne-ğin: Türkiye’de petrol rezervleri yok denilecek
kadar azdır. Bu durumda petrolde, doğalgazda dışa bağımlıyız. Pek çok ülke
benzer sebeplerden dolayı ithalat yapmak zorundadır.
e-)
Türkiye’yi yönetenlerin acilen dış tehditlere karşı güçlü bir refleks
oluşturarak ülkemizi uluslararası alanda edilgen değil, etken ülke haline
getirmelidir.
f-)
Küresel çetelerden kesinlikle “Yahudi
üstün hizmet madalyası” almamalı, sırtının sıvazlanmasına ve pışpış-lanmasına aldanmamalıdır.
g-)
Gençliğe, eğitime, sağlığa, sanayileşmeye ve tarıma güçlü kaynaklar ayrılmalı.
h-)
Gerçek anlamda güçlü liderler seçilip, işbaşına getirilmelidir. Halkımız bu
konuda bilinçlendirilmelidir. Körü körüne biat etmenin ülkemizi ne hale
getirdiği tüm acı gerçekleriyle ortaya konularak zihinlere kazınmalıdır.
I-)
ABD-İsrail ve Batı’nın desteğiyle hayata geçirilen BOP/GOP’un hedefinde
Türkiye’nin de adının geçtiği 23 ülke sınırının değiştirileceği
açıklanmıştı. Küresel sistemin kuşatıcı planlarına karşı milli hisler ve
refleksler aci-len harekete geçmeli, BOP Eşbaşkanlığı tuzağından bir an evvel kurtulmalıyız.
Aksi halde durum vahim!
j-) Küresel çeteler, ülkemizde maden arama ruhsatı
almaktadır. Vahşi maden aramalar neticesinde hem doğa-mız katlediliyor hem de en
kıymetli madenlerimiz talan ediliyor. Bir an evvel ruhsatlar iptal edilmeli,
doğamız ve madenlerimiz güvence altına alınmalıdır. Bu durum, küresel Evanjelik
kuşatmaya karşı milli bir mesele olarak önümüzde durmaktadır.
“Kahrolsun
tüm emperyalist düzenler” diyerek
konuyu tamamlıyorum.