İçimizde Hâlâ O Topun Peşinden Koşan Çocuklar Var
İçimizde Hâlâ O Topun Peşinden Koşan Çocuk Var

Bir zamanlar yalnızlığın hüküm sürdüğü topraklardı burası.
Rüzgâr, hiçbir şeye çarpmadan geçerdi; ne bir duvar, ne bir pencere, ne de bir
insan sesi. Gökyüzü, yere dokunmadan süzülürdü. Ama sonra, bilinmeyen bir
çağrıya kulak veren eller geldi. Eller ki, geçmişin suskunluğuna karşı bir
direnişti. Her biri bir umut taşıyordu, her biri bir hikâye. Yavaş yavaş
yükseldi yapılar. Her biri, bir başka hayalin gövdesiydi. Kimisi çocukların
kahkahasını sakladı duvarlarında, kimisi yaşlıların sessiz duasını. Kimisi bir
aşka tanıklık etti, kimisi bir vedaya. Ama hepsi, bir zamanlar unutulmuş olanı
hatırlatmak için vardı. Bu yer artık sadece taş ve betonla örülü değil. Her
köşesinde bir dokunuş, her sokakta bir nefes var. İnsanlar yürürken geçmişin
izlerini silmiyor, aksine üzerine yeni anlamlar inşa ediyor. Her adım, bir
başka yaşamın yankısı.
Ve belki de en güzeli: burası artık sadece bir yer değil.
Burası, yeniden doğmanın, yeniden bağ kurmanın, yeniden sevebilmenin mümkün
olduğunu fısıldayan bir hikâyeyi barındırıyor. Sessizlikten doğan bir melodi
gibi dinliyorum sokağımızı. Gün doğarken, bu yerin ruhu da uyanıyor. Her
pencere, bir başka sabaha açılıyor; her sokak, yeni bir karşılaşmanın eşiğinde.
İnsanlar birbirine selam verirken, geçmişin izleriyle bugünün umutları iç içe
geçiyor. Burada zaman, sadece ilerlemiyor—aynı zamanda iyileştiriyor. Bir
çocuk, kaldırımda tebeşirle bir güneş çizerken, yanından geçen yaşlı bir adam
gülümsüyor. O gülümseme, belki de yıllar önce kaybedilen bir dostluğun yankısı.
Belki de hiç tanımadığı bir geleceğe duyulan güvenin işareti. Bu şehirde her
şey, bir başka şeye dokunuyor. Her yaşam, bir başka yaşamla kesişiyor.
Ve en güzeli: kimse buraya tesadüfen gelmiyor. Her gelen, bir
arayışın peşinde. Kimisi huzuru, kimisi anlamı, kimisi sadece bir nefeslik
durak arıyor. Ama hepsi, bu yerin sessizce sunduğu cevabı duyuyor: “Buradasın.
Ve bu yeter.” Zaman, sokakları değiştiriyor. Eskiden ayakkabılarımızın izini
taşıyan kaldırımlar şimdi yabancı adımlarla dolu. O eski taşların arasına
sıkışmış kahkahalar, bağırışlar, “taç mıydı değil miydi” tartışmaları… Hepsi
birer hatıra artık... Ama belki de mesele sokakların değişmesi değil, bizim
değişmemiz. O günlerde bir duvar, bir taş, bir boş arsa bile oyun alanıydı.
Şimdi o yerlere dev yapılar dikildi, sessizlik yerini gürültüye bıraktı. Ama o
sokaklar hâlâ bir yerlerde yaşıyor—belki bir fotoğrafın köşesinde, belki bir
rüyanın içinde, belki de tam şu anda bu cümlelerde. Çocukluk, mekâna değil ruha
bağlı. O yüzden bazen bir esinti, bir ses, bir koku bile bizi yıllar öncesine
götürebilir. Belki sokaklar benzemiyor ama içimizde hâlâ o topun peşinden koşan
çocuk var, vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.