Aynı mahallenin aynı bakkalına gidelim.
Annemizin verdiği tabağa açık yoğurt alırken,
İkimizde üstündeki kaymağı süzelim..
Ve eve gidene kadar, güle eğlene o kaymağı bitirelim..
Henüz ellerimiz kirlenmemişken..
Sonra.
Elele okula gittiğimizi düşleyelim..
Aynı okulun aynı sınıfında büyüyelim birlikte..
Koşup oynarken düşelim..
Sadece kir ve toprak değsin önlüklerimize..
Henüz kalplerimiz kirlenmemişken..
Hafta sonlarını iple çekelim.
Gökyüzümüzü kapatmayan apartmanların olduğu sokaklarda
Seksek çizgileri tebeşirden, umutları dizlerimizden yaralı koşalım akşama kadar.
Annelerimizin sesi balkondan düşene dek.
Bir bilye yuvarlansın avuç içlerimizde,
dünyanın en büyük hazinesiymiş gibi..
Ceplerimiz delik ama hayallerimiz dopdolu.
Bir uçurtma takılsın mesela tellere,
biz yine de göğe bakmayı bırakmayalım.
Akşamüstü güneş, portakal rengiyle boyasın yüzümüzü.
Zamana inat geç kalalım eve.
Çünkü çocukluk, hiç bitmeyecek sandığımız bir yazdı.
ve biz, büyümeyi bilmeden mutluyduk.
Henüz hayâllerimiz kirlenmemişken.
Büyüyelim birlikte, aynı sokaklarda, aynı kaldırımlara basıp aynı anda nefes nefese kalalım..
Böyle aşık olalım.
Tam da en genç halimizle, camdan kalplerimizle.
Zamanı avucumuzda buruşturup saklayalım dizlerimizde.
Durduralım bu filmi, gözlerimizin en parlak yerinde.
ve dünya dönsün bizim etrafımızda, bir çocukluk ekseninde.
Ötesi olmasın, nokta koyalım bu sahnenin sonuna.
Çünkü her adım büyümekti ve her büyümek yeni sorunları görmekti.
Biz büyüdükçe delirdik, akıl dar geldi ruhumuza.
Yaşamak isteyen insan delidir.
Ve işte o delilik,
Aklın vazgeçtiği yerde devam etmenin
ve karanlığa rağmen yürümeyi seçmenin yeridir.
TaŞKın Sarıca