Onu kimse kaale almıyordu; “deli” diye.
Oysa kimseye zerre kadar zararı dokunmaz, kendi hâlinde yaşar giderdi.
Bazen bir fidan diker, bazen ağaçları sular; kimi zaman çocuklarla oynar, kimi zaman da sokak kedilerine mama dağıtırdı.
“Senin neden arkadaşın yok?” diye soranlara,
“Benim arkadaşlarım çoktur ve hepsi kıymetlidir; fakat siz göremezsiniz, bilemezsiniz,” derdi.
“Sen iyice kafayı yemişsin,” diyenlere ise sadece gülümser, geçerdi.
Fazla konuşmayı sevmezdi. Kimseyle tartışmaz, kimsenin kalbini kırmazdı.
“Koskoca adamsın, çocuklarla misket oynayacağına git kahveye, okey oyna,” diye çıkışırdı bazıları ama o, hep bildiğini okurdu.
Peki bu adama “deli” diyenler kimdi?
Okuma yazması yarım yamalak tanıdıkları…
Elinde deli olduğuna dair bir rapor yoktu, akıl hastanesine gitmişliği hiç olmamıştı.
Neden “deli” diyorlardı, biliyor musunuz?
Kendi kendine konuştuğu için.
Evet, yanlış duymadınız.
Konuşursun dinlemezler,susarsın "aptal',kendi kendine konuşunca "deli" derler.