
Tezgâhlara Ucuzluk Düştü
Ne mutlu bize ki, bu güne kadar
görmediğimiz merhameti ve şefkati görüyoruz bizi yöneten muhterem
beylerden. Eee, sosyal devlet dediğimiz
kurum garibin, gurabanın ve geçim derdi olanların ümit kapısıdır. İşte, tepemizde
bizleri yöneten veya yönettiğini düşünen kelli-felli ve hatta kravatlı
muhteremler tezgâhlarda bitlenmiş, çürümüş-pörsümüş ürünlerin ¼ fiyatına
satılmasına göz yumuyor. “İsraf haramdır(!)” mantığı mıdır nedir anlayamadım!
Hal böyle olunca doğal olarak midelerimiz çöplük vazifesi görüyor.
İnsanlar gerçekten geçim zorluğu
çekiyor. Bunun yalanı yok, her şey ortada. Çarşı-Pazar dolaşanlar hayatın
çirkin yüzünü pekâlâ görebilir. Cebi şişkin olanlar, dünyaya ve ülkemize kendi
gözüyle bakanlar elbette hayatın bu acı ama gerçek yüzüyle yüzleşmek
istemiyorlar. Onlar için hayat “vur patlasın çal oynasın” havasında.
Geçmiş dönemleri hatırlıyorum da
çarşı-pazar ve işletme denetimleri yapılırdı. Usulsüz, hileli, çürük ürün
satanlar cezalandırılırdı ve bu tür ahlaksız esnaflara göz açtırmazlardı.
Basarlardı cezayı, gözlerinin yaşına bakmazlardı.
Ücretler, maaşlar enflasyonun
altında maalesef. Hele ki, kiralar asgari ücret seviyesine çıkmışken maaşlar
bir aylık ihtiyacı karşılayamıyor. Çarşı-Pazar gezenler, özellikle akşam
vakitlerinde çarşıya inip, atılmış, ezilmiş sebze ve meyveleri topluyorlar. Bunu
bizzat defalarca gördüm. Şimdi yeni bir formül geliştirdi muhterem zevatlar. Esnaflar
şimdi ezilmiş-çürümüş, bitlenmiş ürünleri ekonomik tezgâhlarda ve market
raflarında satışa sunuyorlar. Ekonomik reyon!... Pardon, neresi ekonomik! Taze
ürünün fiyatını yüksek bulan yurttaşlar ekonomik reyonlara yöneliyor, çürümüş
ürünler arasında en az çürümüş sebze ve meyveleri seçiyor! Ne de olsa ¼ fiyatına!
Neden böyle oluyor acaba! Bunun
bir izahı olmalı değil mi?
Bence sebepler şu şekilde
sıralanabilir.
a- Çürük
mal düşük fiyatına satılsa da esnaf vergi öder. Bu demek oluyor ki, çürük
ürünler üzerinden devlete gelir sağlanmış olur.
b- Zaten
vatandaş zorda, “dardayım dostlar dardayım” türküsünü söylerken, “çürük olsun,
benim olsun. Kursağımdan bir dilim sebze meyve geçsin yeter” mantığı veya
çaresizliği.
c- Sosyal
devlet, gıdalar üzerinden de vatandaşların sağlığını korumakla mükelleftir. Vergi
alalım, çürüğe-çarığa milleti yönlendirelim sesleri kesilsin. En pratik
iktisadi çözüm bu olsa gerek.
Bizi yöneten kelli-felli ve hatta
kravatlı zevatlar, ülkenin şu haline baktığınızda kelinizden-kravatınızdan ve
dahi oturduğunuz koltuğunuzdan hiç mi utanmıyorsunuz. Sizin bu ahlaksız ve
aymaz tutumunuz memleketi çöplüğe mahkûm etti. Sonra çıkıp; “nereden nereye”
nakaratını söylüyorsunuz.
Evet nereden nereye, şimdi o sözü
biz söylüyoruz sizin utanmayan suratlarınıza. Sizden önceki, altının, gümüşün, simidin,
çayın, kiranın, et ve sütün, yumurtanın velhasıl tüm ihtiyaç maddelerinin
fiyatlarını sizin döneminizle yan yana getirin ve o şarkıyı tekrar söyleyin
bakalım, söyleyebiliyorsanız.
Velhasıl, her toplum geleceğine
kendi karar verir ve layık olduğu gibi yönetilir. Tepemizdeki çürümüşlük ve
aymazlık devam ettiği, halkın gözlerini açıp gerçekleri görmediği veya görmek istemediği
müddetle bu ahlaksız yapı varlığını sürdürecektir. Toplum olarak çürüyoruz ama
uçuşa geçtiğimizi sanıyoruz. Ne tuhaf bir durum. Acayip bir illizyon!...