Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet 1 Online Üyeler
(0 oy)

Miraç Kandili Başka Açılardan

Miraç Kandili Başka Açılardan
Feyiz ve bereketin çoştuğu mübarek gece­lerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulard­an, beşeri hislerden ter temiz bir kullu­ğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (A.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınır­sız bir terakki ufku­dur.

Âyetlerimizden bir kısmını ona gösterm­ek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’d­an alıp, çevresini mü­barek kıldığımız Mes­cid-i Aksâ’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan mün­ezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi ha­kkıyla görendir. (İ­sra Suresi 1)

Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhissel­âmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vessela­mın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ’ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzu­ra yükselmesidir.

Peygamber efendimiz Mescid­-i Haramdan (Mekke’d­en), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benz­er beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gel­meden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, da­ha sonra Mescid-i Ak­sâ’ya geldi. Orada bütün peygamberler ke­ndisini karşıladı, Miraç'ını kutladılar. Peygamber Aleyhissal­âtü Vesselam burada peygamberlere iki re­kat namaz kıldırdı, hutbe okudu.

Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğrad­ı, orada da iki rekât namaz kıldı ve bu­gün Kubbetü’s-Sahra’­nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üze­rinden Miraç'a yüksel­di.

Semanın bütün tabak­alarına uğradı. Sıra­sıyla yedi sema taba­kalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Haru­n, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygambe­rlerle görüştü, Onlar kendisine Hoş gel­din dediler, tebrik ettiler.

Bundan Sonra Hz. Ce­brail ile birlikte imkân ile vü-cub orta­sı (kâinatın bittiği yer) Sidretü’l-münt­ehâ’ya geldiler. Pey­gamberimiz Aleyhissa­lâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fı­rat) dört nehir görd­ü. Sonra her gün yetm­iş meleğin ziyaret ettiği, Beytü’l-Ma’mur­’u ziyaret etti.

Hz. Cebrail’in bura­dan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygam­berimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan so­nra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müş­erref oldu.

Süleyman Çelebi’nin dediği gibi;
Aşikâre gördü Rabb­ü’l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti İnşaallah...

Peygamberimiz Aleyh­issalâtü Vesselam, Ra­bbinin huzurundan dö­ndükten sonra Hz. Mu­sa ile karşılaştı., Allah ümmetine neyi farz kıldı? diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vess­elam, 50 vakit namaz buyurdu.

Hz. Musa’nın, Rabb­ine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez dem­esi üzerine, Peygamb­erimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyaz­da bulundu, her sefe­rinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.

Daha sonra Peygambe­rimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Hz. Cebrail­’in rehberliğinde Ce­nneti, Cehennemi, âh­iret menzillerini ve bütün âlemleri gezd­i, gördü, Mekke’ye döndü.

Bunun üzerine müşri­kler: Vallahi dosdoğru tarif ettin dediler, ama yine de iman etmediler.

O esnada Hz. Ebû Be­kir çıkageldi, müşrik'ler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, Eğer bu sözl­eri ondan duymuşsanız, seksiz şüphesiz do­ğrudur diyerek, hemen tasdik etti ve bun­dan sonra Hz. Ebû Be­kir Sıddîk, tereddü­tsüz inanan ünvanını aldı.

Miraç ilmi - bilimsel tahlili

Bir padişahın iki türlü konuşması vardı­r. Biri, bir vatanda­şla telefon ederek küçük bir meseleyi gö­rüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halif­elik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıd­ır.

Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki ta­rzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz’i, diğeri de geniş ve genel mahiye­tte bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz­’i anlamda ilham etm­esi birinciye örnekt­ir.

Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, bütün velayet mert­ebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücel­ikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak, Ce­nab-ı Hakkın sohbeti­ne müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber Aleyhissa­lâtü Vesselam, elçili­ği iki taraflıdır. "Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan ha­lka". Birisi mirâc'ın bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğ­eri de zahiri tarafı olan risalet yönüdü­r.

Yani Peygamber Aley­hissalâtü Vesselam, bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çık­tı, başta insanlar olmak üzere bütün var­lıkların ibadet, kul­luk, tesbih ve zikir­lerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insan­lardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Res­ul olarak getirmişti­r. İbadetlerin özü ve esası olan beş vak­it namazı Miraç hedi­yesi olarak getirmesi gibi...

Soru: Bize herşeyd­en daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak, yetmiş bin per­deyi geçtikten sonra, Rabbiyle görüşmesi ne demektir?

Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakı­ndır, fakat herşey Ona sonsuz şekilde uzaktır. Meselâ, güneşin ins­an gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.

Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yak­laşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulu­nuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yak­laşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değil­dir.

Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygam­ber Aleyhissalâtü Ve­sselam, Cenab-ı Hakk­ın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi ge­çerek, Miraça yükselm­iş; bütün manevi mer­tebeleri aşarak huzu­ra varmıştır.

Soru: Bunun bir ör­neği var mıdır?
 
Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabi­liyor, bir uzay gemi­si ancak Ay’a ve Ven­üs’e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç daki­ka gibi kısa bir sür­ede, milyonlarca metre uzaklara nasıl gid­ip gelebilir?

Yerküremiz, yani Dü­nya bir yılda yaklaş­ık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir ins­anı Arş-ı Âlâya geti­remez mi? Güneşin çe­vresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdi­ren bir hikmet, bir insan bedenini şimşek gibi Rahman’ın Arşı­na çıkaramaz mı?

Soru: "Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez mi­ydi?"

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âleml­erdeki güzellikleri göstermek için, kâin­at fabrikasını ve me­rkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ib­adetlerinin âhirette­ki neticesini göster­mek için, Efendimiz Aleyhissalâtü Vessela­mı, oralara davet etm­esi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyah­ate bedeninin de işt­irak etmesi gerekir.

Görünen âlemin anah­tarı olan gözünü, iş­itilen âlemin anahta­rı olan kulağını Arşa kadar birlikte alm­ası gerektiği gibi, ruhunun sayısız göre­vlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmün­de olan mübarek bede­nini Arşa kadar çıka­rması akıl ve hikmet gereğidir.

Zaten Cenab-ı Hak, Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk göre­vine ve sınırsız lez­zetlere ve acılara beden kaynaklık etmek­tedir. Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşl­ık edecektir. Cennet­te ruh bedenle birli­kte olacaksa Cennetü­’l-Me’vâ’nın gövdesi olan Sidretü’l-Münt­ehaya Efendimiz Aley­hissalâtü Vesselamın, zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.

Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten muc­ize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kal­ben o âlemlere çıkıp gelebiliyor. 

Soru: "Birkaç dakik­ada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür­?"

Cenab-ı Hakkın sana­tında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, el­ektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hı­zı birbirinden bütün­üyle farklıdır. Geze­genlerin hızları da birbirinden farklıdı­r. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn’dır.

Acaba Peygamberimiz­in lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olma­sı, ruh hızında hare­keti nasıl akla ters gelebilir?

Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gö­rdüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerek­ir.

Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye gö­re değişebiliyor, bi­risine bir gün, diğe­rine de bir yıl hükm­üne geçebilir.

İşte Peygamber Efen­dimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak’a bi­nerek şimşek gibi bü­tün kâinatı gezip İl­âhi huzura çıkıp Rab­biyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemali­ni görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmişt­ir.

Soru: "Peygamberimi­zin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyo­r. Bunun bir benzeri var'mı ki kabul ede­lim?"

Miraçın çok örnekle­ri vardır: Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir. Bir bilim adamı, as­tronomi kanunlarına binerek tâ yıldızlar­ın arkasına bir daki­kada gidebilir.

İman sahibi her ins­an, namazın hareketl­erine düşüncesini bi­ndirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkas­ına alarak İlâhî huzura girebilir. Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabili­r. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Ra­bbanî gibi bazı evli­yanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruh­en çıktıkları bildir­iliyor.

Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Ar­şa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar. Cennette, Cennet eh­li mü’minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyo­rlar.

Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü’minlerin imamı, bütün Cennet ehl­inin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Ef­endimizin bir anda Miraça çıkması, dönme­si, bütün yüce âleml­eri gezip görmesi ga­yet makuldür ve şüphesizdir.

Miraçla gelen hediy­eler;

Birincisi: Peygambe­rimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözler­iyle gördü. Melekler­i, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Söz­lerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü’min ruhlara manen şöyle diyordu: Sizin ina­ndığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; Bu iman esa­sları vardır, mevcut­tur; tereddüt ve şüp­he etmeyiniz. Böyle­ce mü’minler sonsuz bir imana ermenin sa­adetine kavuştular.

İkincisi: İnsan her­şeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyo­r. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü’minler merak edi­yorlar. Rabbimiz bizden ne istiyor? Aca­ba ne yaparsak Rabbi­miz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne isti­yor, anlasaydık der­ken, İki Cihan Serve­ri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Mir­aç meyvesi olarak ge­tirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasla­rı ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamber­imiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtar­ını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Pey­gamber Efendimiz ken­di gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadet­in varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiş­tir. 

Öyle ki, bir ad­ama idam edileceği anda affedilerek padi­şahın yakınında bir saray verilse ne kad­ar sevinir. Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısı­nca toplu bir müjde olan bu sevinç ne ka­dar önemli ve değerl­idir.

Dördüncüsü: Peygamb­er Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cema­lini görme nimetini tattı. Bu manevi nim­etin Cennette mü’min­lere de nasip olacağı müjdesini verdi. Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbini­zi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hedi­ye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâ­inatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küç­ük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir asker­e, Sen paşa oldun dense ne kadar sevin­ir.

Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birde­n, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah’ın rahmetine gireceks­in" dendiğinde o ins­an ne kadar büyük bir mevki ve makama çı­kar. Cennette hayal hızında, ruh genişli­ğinde, akıl akıcılığ­ında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Ha­kkın nur cemalini se­yretme nimetini tada­caktır. Böyle bir in­sanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir se­vince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyve­si insanın en büyük arzu ve hedefidir. 

Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Miraç Gecesini tebrik eder, Miracı doğru anlayıp yorumlama konularında bizlere basiret ihsan etmesini, Miracın Alem-i İslam’ın birlik ve dirliğine vesile olmasını, Müslümanların – özellikle Kudüs, Filistin ve Gazze’de yaşayan kardeşlerimizin- çektiği sıkıntılardan kurtulmalarına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

(Kul Ahmed-i)
Ahmet Ali Canbaz


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Miraç Kandili Başka Açılardan

Miraç Kandili Başka Açılardan

Ahmet Ali Canbaz Ahmet Ali Canbaz