Aşk…; çok değişik…
öyle bir şey ki…
yüreğinin ortasından başlayıp
tüm bedenine yayılan
ılık bir meltem…
Yanından ayrıldığı an içinde oluşan boşluk…
Çok değişik, anlatamıyorum ki…
Onun beni sevmesi…
benim onu sevmem…
mucize gibi.
Hani her şeyi unutsam bir gün,
Onu unutamam gibi…
çünkü o benim içime işlemiş.
Ruhların karışması gibi…
Onun ruhunun bir parçası bende,
benim ruhumun bir parçası onda.
Hani bir gün ruhlar bedenine dönsün deseler,
Bizim ruhlarımız ayrışamaz birbirinden.
Öyle işte…
Değişmek aşkın bir adı da…
O kişi için daha iyi bir hale bürünmek,
Ona benzemek…
Sarılınca…
…güvenli bir limanda olmak gibi
Tercih yapmak aşkın bir adı da…
Her gün aynı kişiyi tercih etmek,
İlle de ille onu sevmek…
Onu tercih etmek…
Onun için içindeki güzeli bulmak…
Öyle işte…
Çok değişik, anlatamıyorum ki…
&
öyle bir şey ki…
Yeni bir kelime öğrenmek sanki, senin için…
unutmak ve, bildiğin bütün kelimeleri…
Manasını söyleyip sana, kaçmak oradan…
Kendini aratmak sonra…gizli kapaklı…
Hiçlik makamından hepliğe koşmak, el ele…
Adımlarımız ritim, adımlarımız müzik…
Yahut türküdür bir;
çığırtkan ama yumuşak…
Belki bir rüzgârdır,
Ardından esen unutulan kelimelerin…
Biz ise karadayız ve deniz kıyısı…
Rakım bir metre,
Mevsim yaz.
Sen…
En çok yazı sevdiğine karar vereli…
Anlatamıyorum ki, çok değişik…
Ardına gelen sonbaharda…
Ki eski bir sonbahardır sanki bu,
Şimdiki yazın ardına gelen, eski…
Eski bir sonbahar…
Şimdiki sonbaharımızda yâd ettiğimiz…
Ve her sonbaharda, birlikte ve bir girdiğimiz,
O şaheser lirik ruh halimiz…
Sahi, sen yokken seni düşlemiştim belki…
Ve ilk düşlerimle büyülenişimdi bu, sahi…
Mevsim yazdı, hava serin… garip…
Konumum: köyüm, yaylam…
Yaylamda ufak bir tepe, köşeden görünür ırmak.
Karşımızda sıra sıra dağlar,
Ardımızda sıra sıra dağlar…
Yeşil her yer, yem yeşil…
Seni kesinlikle oraya götüreceğim.
Orada anlatmayı deneyeceğim,
Bu, -sensizken sen- mevzumuzun karekökünü.
Anlatamıyorum ki, çok değişik.
Sevmemiştim çok değil biraz küçükken, bazı kışları…
Üşürdü ayaklarım, okuluma yürürken…
O kış, uzun zaman söylemedim anneme bunu…
Çünki;
Babam gurbette mahcup,
Annem evimizde mahcup… …olmasın.
Sözlüğe ihtiyaç duyduğum satırlarda …mahcup ben gibi…
Söyledim sonra,
Ayakkabılarımın, dikişleri üzerinden nem aldığını…
Hemen gitmiş, en kaliteli botlardan almıştı.
Çok güzeldi şimdi botlarım…
İlk başlarda hiç kıyamazdım,
Havalar ısınmaya doğru, bir ders arası…
Ayaklarımda bot ayakkabılarımla futbol oynadım.
Tabanından koptu ve botlarım…
Güzel botlarım harap…
Eve nasıl gideceğim şimdi?
Anneme ne diyeceğim şimdi?
Nolacak sonra?
Kuyudaymışız gibiydi o zamanlar…
Sonra sultanlık zamanlar…
O zaman da noksandı ruhlarımız,
Sultanlıkta da noksan…
Takmıştım ya ama topu tam da doksana, yırtılırken sağ botum…
O yetti bana, işittiğim azara gık demedim.
Eğmedim ve başımı, yerken güzel anamın güzel aşını,
Dedim ki: “ anne vallahi çok güzel gol attım!..
Hoca dedi: ‘kim vurdu o topa?’ “
Ve alkışladı, şaşırmakla birlikte…
Çünkü güçsüzdü ayaklarım…
Bundan mütevellit çokça rahatsız ettim komşularımızı, o dönem…
O dönem…
İçimdeki ses şu:
Tüm gücünle Yusuf!
Halen güçsüz ayakların!
Çarpar sonra duvara top,
Ve tekrar tekrar: pat paat paaat!
Komşu ve akraba Selahattin Amcanın,
Sağlammış duvarı…
Tüm gücünle Yusuf!
Halen güçsüz ayakların!
Ve çarpar duvara top tekrar tekrar…, paat paaatt!
Yankılanır gecekondular sokakta yankısı, çıın çın!
Annem dedi ‘aferin’…
…hayal mi meyal mi yoksa, bilmem.
Yoksa rüya mıydı…?
Annem dedi ‘aferin’…
Bulunmaz işte, iddialıyım…
Ben gibi meczup, hesap etmesi zor bir aşk.
Kısa süren soğuklarıyla,
Bol yağışlı, şimdi ama eski, o kış gibi…
Anlatamıyorum ki, çok değişik.
Sonra bir ilkbahar…
Bir yanı ilkbaharımızda ben gibi,
Bir yanı sen gibi ilkbahar…
Açar çiçekler, tomurcuktan çiçeğe doğru…
Ve ağaçlar, meyve ağaçları…
Çiçekten meyvelerine doğru…
Dos doğru olmak lazım gele şair!
Sendin o!
O sendin!
Yine de şendin!
Çünkü emindin, sever seni Yaradan!
Ve emindin, çünkü sever seni Yaradan!
Ve yine sever, sevdandan ötürü yine sever…
Yine sever seni …Yaradan!
Hani derler ya: bilmem ki …hadis mi?
Sahte mi? Gerçek mi? …Sahih mi?
Hani…Yaradan kelamıdır; şöyle:
“Kimi benden çok sever…isen” diye başlar…
Biter, “O’nu senden alırım.” diyerek…
Eğer böylesi…
Yerine göre, yeri gelince Yaradan…
Böylesi gaddar ise…
Meğer öylesine gaddarmış Yaradan!
İnanmazsın belki, inanmasan da…
İşte budur, sahte dünyanın doğru gerçeği.
Tanığı, şahidiyim!
Gaddarlıktan kastım, haksızlık etmek değildir.
Aksine hakkıyla hakkını vermektendir, vermektir.
İyiliğin bedeli, daha büyük iyilik olmalı bence…
Bu benim açımdan bir kesin kesinlik.
Peki ya kötülük hususunda?…
Ne düzeyde olmalıdır cezası…?
Ya hiç bitmeyecek, geçmeyecekse o masumun mazlumun ezası?
Bence ve kesin olmaya yakındır bu düşüncem!
:…kötünün hiç bitmez cezası:
…iyi olana değin çekeceği ezasıdır.
iyi olmadı mı her şeye rağmen…?
Bitmez biterlerle, biter bitmezler arası…
…’Muallakta bir(?) hayat…’
Peki ya ahiri n’olacak, sonrası…?
Sonrası…
Sonsuzluk iyi bir kelime sanırdım.
Sanırım değil, kesin kes yanıldım.
Sondur iyi olan; sonsuz kötü, beter…
Bir nihayete ulaşmak ne de güzel…
Reenkarnasyon dahi gerçektir belki…
Tüm ömrünü kötü yaşayanlara,
Bir ömür cezası daha,
Bir ömür ezası daha…
İyiliği bulana değin…
İyi olana değin…
Daha ne ola ki?
Yani cehennem midir burası?
Satır satır doğramak işte satırlarımı satırlarla…
Ve satırlarını, yapmak baş tacım…
Sen… ve seninle koyulmak yola…
Yanım, yörem, yolum.. sana doğruydu.
Yol… Sana doğrudan, sona doğru…
…Yaradana çıktı.
Şimdi söyleyin haydi!
Yaradanı mı daha çok sevmeli?
Ve nasıl?
Sevemezsem O’nu O’ndan daha çok,
Gerçekten mi alır O… …O’nu benden?
Anlatamıyorum ki, çok değişik…
—— Yusuf & Yağmur ——
-19 Ocak 2026