Bu Şiir, Bu Kader -2-
(1)
Sonra anladım,
Her “dün” aslında
Biraz da vazgeçmekmiş.
İnsan,
En çok alıştığı yerden eksilirmiş.
Ve eksildikçe
Büyürmüş içindeki sessizlik…
⸻
(2)
Dost dediklerim…
Birer birer çekildi içimden,
Birer akşamüstü gölgesi gibi.
Ne kavga kaldı geriye,
Ne de bir barışmaktan söz edilebilir…
Sanırım sadece,
Yarım kalmış cümlelerle anlatılabilir…
Ve ben,
o cümlelerin sonuna…
⸻
(3)
Meğer bazı insanlar,
Bir ömürlük değilmiş de
Bir “derslik”miş.
Girip çıktıkları kalpte
İz bırakırlar ama
Yer tutamazlar imiş.
Ben de artık
Kimseyi,
Taşıyamayacağı yükle
Yarınlarıma yazmıyorum.
⸻
(4)
Acı mı?
Geçmedi gibi…
Ama şeklini değiştirdi.
Eskiden yara gibiydi,
Şimdi yalnızca bir iz.
Bakınca sızlıyor hâlâ…
Ama kanatmıyor.
⸻
(5)
Ve kardeş,
Şunu da öğrendim:
Her giden
Eksiltmez insanı.
Bazıları gider…
Yer açılır.
Daha az kalabalık,
Daha çok kendim olurum.
⸻
(6)
Şimdi dönüp bakınca
…“dün” dediğim her şey,
Beni bugüne taşımış aslında.
Ne eksik, ne fazla…
Tam kararında bir yalnızlık,
Tam yerinde bir kabulleniş.
⸻
(7)
O yüzden
Ne sitemim kaldı artık,
Ne de hesap soracak hâlim.
Giden gitmiştir.
Kalanla,
Kalanı,
Kendi içerimde yaşarım ben.
⸻
(8)
Ve eğer bir gün
Yine bir “dost” çıkarsa karşıma…
Bu kez
Güvenimi ayaklar altına sermem.
Seremem…
Zaman söyler kim olduğunu.
Zamanla söyler kim olduğunu.
Ben değil.
Zaman ve dost olacak o…
⸻
(9)
Çünkü artık biliyorum:
Her şiir yazılmaz…
Bazısı yaşanır!
Bazısı yaşanmaz.
Ve bazı kaderler, anlatılmaz…
Sadece kabullenilir.
Yaşanamaz bir şiirdiniz, a dostlar.
Kabul edelim!
Yaşanılabilirliliğiniz kadar,
Yaşanılamazlığınız kader…
Bu şiir de, bu kader.
23 Mart 2026
Yazarın
Önceki Yazısı