
Yeryüzünde
kış,
Ölmek
için süren çılgın bir yarış,
Yaşamın
nihayetinde kulaklarda çınlayan alkış,
İlk
insanın kadim yalnızlığı,
Evrenin
binlerce yıllık ıssızlığı,
Toprağın
alnına düşen her bir kar tanesi,
İlmek
ilmek örülmüş bembeyaz bir kefenin,
Unutulsa
da oluşmuş çığlık çığlığa dokunma hikayesi.
Ağaçlar
susmayı öğrendi bu mevsimde,
Kuşlar
terk etmeyi,
Dökülenler
yapraklar değildi sanki,
Acının
ve çilenin kum taneleri zamanın cenderesinde.
Ömrün
buğulu penceresinde
İnsan
değil miydi yaşadıkça eksilen,
Isınmaya
çalıştıkça titreyen?
Zemheri
kemiklerime değil,
Tüm
ömrüme işledi bu gece.
Çünkü
kış,
Soğuğuyla
değil,
Zemherisiyle
değil,
Yüzleştirdikleriyle
acıttı canımı sadece.
Yarım
kalmış dualar,
Hiçbir
zaman sağılmamış yaralar,
Boy
boy hayal kırıklıkları,
El
değmemiş umutlar,
Vaktinde
söylenememiş sözler,
Göğün
altında asıl kalmış,
Nefes
gibi buz tutmuşlar birer birer.
Yaşam,
Yeryüzü
macerası ya da adı her neyse,
Donmamak
için,
Hayatta
kalmak için,
Yanmak
için; için için
Bir
ateş arayışı aslında,
Her
doğan biraz ısınmak istemez mi
Ve
her ölen soğuğa gömülmez mi?
Her
yaşayan üşüyerek büyümez mi?
Çocukluk,
içimizdeki en sıcak yazdı,
Sonrası
hep mevsim kayması şimdi.
Bu
gece,
Bu
kış,
Üşüyorum,
Kendimden
geçtim bir ara,
Şimdi
kendimi bulamıyorum.
Yazarın
Önceki Yazısı