Karanlık bir nehir gibi akar nihilist yalnızlık,
İç
sesiyle koklaşırken boğar umutları,
Sürükler
insanı depresif bilinmeyene.
Anlamsızlığın
kıvılcımıyla yükselen sağır bir feryat,
Ezer
düşünceyi, huzursuzluğun uğultusunda.
Var
olmayan bir varoluşun ağırlığı çöker omuzlara,
Sızar
her hücreye bir zehir gibi hiç iz bırakmadan.
Tüm
umutlar kurur, boşlukta kaybolup,
Ama
beyinde var olan şüpheler hep yerinde durur.
Yeni
ekinlerin hasat mevsimi yaklaştığını,
Ruh
fısıldayınca derinden,
Çıkmak
gerek sığılamayan korunaklı kozadan.
Göbek
bağı koptuğunda soğuyan vücut,
Rahimden
daha huzurludur elbette,
Sıcacık
anne kollarında…
Dur
bir dakika!
Anlamsızlığın
kıvılcımından doğan bir umut filizi,
Yeşersin
kalbinde bir an önce.
Nasuh
yağmurlar kuru toprağa yaşam verir,
Varlığını
fark eden aydınlığa kavuşur.
Teslimiyet
içinde salaha ermek,
İçteki
fısıltılarla yeniden doğmak gerek.
Kendini
koyacak ne çok yer var Hayyam,
Yalnızlığın
dışında…
Ölüm
var, kabir var; yaşam var bir daha.
Dr.
Osman Akçay (Seğmenoğlu)
Yazarın
Önceki Yazısı