Dr. Melike’nin İlk Günü

Hastanenin koridorları, dışarıdaki bahar neşesine inat metalik bir serinlik ve ilaç kokusu taşıyordu. Melike, yeni ütülenmiş beyaz önlüğünün cebinde titreyen ellerini gizlemeye çalışarak Çocuk Nefroloji servisinin ağır kapısını itti. Bugün, tıp fakültesinden mezun olduktan sonraki o "büyük" ilk gündü. Heyecanı avuçlarında terliyor, cebindeki not defteri taze bir umut gibi duruyordu.

 

Hocası Gülsüm Hanım, koridorun sonunda bir dosyayı inceliyordu. Deneyimli, bakışları otoriter ama ses tonu güven veren bir hekimdi. Melike’yi görünce hafifçe gülümsedi: "Hoş geldin Melike. Burası Çocuk Nefroloji. Buradaki her makine bir umudu kollar, her çocuk ise yaşından büyük bir sabrı taşır. Hazırsan başlayalım."

 

Birlikte vizite çıktılar. Diyaliz ünitelerinin ritmik sesleri arasında yürürken, Gülsüm Hanım hastaların durumlarını anlatıyordu. Ancak Melike’nin dikkati, cam kenarındaki boş yatağın yanındaki komodine takıldı. Yatağın sahibi o an tetkikler için götürülmüştü ama komodinin üzerinde çerçevesiz, küçük bir fotoğraf duruyordu.

 

Melike, fotoğrafı eline alıp baktı. Yedi-sekiz yaşlarında, tedavi süreçlerinden dolayı saçları dökülmüş ama gözleri pırıl pırıl bir çocuk, elinde devasa bir sarı uçurtma tutuyordu. Fotoğrafın arkasında mor bir kalemle şu not düşülmüştü: "Doktor abla, iyileşince bu uçurtmayı beraber uçuracağız, söz mü?"

 

"Onun adı Deniz" dedi, Gülsüm Hanım yanına gelerek. "Üç aydır burada. O fotoğrafı buraya geldiği ilk gün koydu. Her sabah o uçurtmaya bakarak uyanıyor." Melike o an, tıp kitaplarında yazmayan bir sızının kalbine yerleştiğini hissetti.

 

Tam o sırada kapı açıldı ve tekerlekli sandalyede Deniz içeri getirildi. Melike, heyecanını bastırıp Deniz’in boyuna inmek için diz çöktü.

 

"Sen de mi o acı ilaçlardan yazacaksın?" diye sordu Deniz. Sesi bir fısıltı kadar inceydi. Melike, Deniz’in minik ellerini tutarak gülümsedi: "İlaçlar bazen tatsız olabilir Deniz. Ama ben daha çok, o fotoğraftaki uçurtmanın rüzgârını nasıl yakalayacağımızı konuşmaya geldim. Gülsüm Hanım'la planımızı yaptık; biz dermanı hazırlayacağız, sen de o rüzgârı bekleyeceksin. Söz mü?"

 

Deniz’in gözleri aniden parladı: "Söz doktor abla... Ama rüzgâr çok sert eserse elimi bırakma, tamam mı?"

 

"Söz Deniz. Ne kadar sert eserse essin, elini hiç bırakmayacağım."

 

O gün Melike bir sürprizle karşılaştı. Deniz, Gülsüm ve Melike’yi beraber çizdiği bir resmi ona uzattı. Melike göreve başladığı ilk gün, mutluluktan yanağına birkaç damla gözyaşı düşmesine engel olamamıştı. Deniz’in kalemiyle hayat bulan o resmin fotoğrafını çekip babasına gönderdiğinde, babası kızıyla ne kadar övünse azdı; evladı artık sadece bir diplomanın değil, bir çocuğun hayallerinin de sahibiydi.

 

Aylar süren o zorlu mücadele, uykusuz nöbetler ve umut dolu bekleyişlerin ardından o büyük gün gelmişti. Deniz, artık tekerlekli sandalyede değil, kendi küçük adımlarıyla hastanenin döner kapısından çıkıyordu. Elinde ise o meşhur sarı uçurtması vardı.

 

Hastanenin hemen arkasındaki parka yürüdüler. Melike uçurtmanın kuyruğunu düzeltti, Deniz ise makarayı sıkıca kavradı. "Şimdi!" diye bağırdı Melike. Deniz koşmaya başladı; önce ürkek, sonra özgürce... Sarı uçurtma rüzgârı karnına doldurup gökyüzünün maviliğine süzülürken, Deniz neşeyle kahkahalar atıyordu.

 

Gülsüm Hanım, Melike’nin gurur dolu yüzüne bakarak fısıldadı: "Bak Melike, senin ilk reçeten işte şu an gökte dalgalanıyor. Umudun nasıl uçurulacağını ancak böyle anlarda öğrenirsin."

 

Deniz, gökyüzüne bakarken arkasına dönüp bağırdı: "Doktor abla! Bak, elini bırakmadım ama artık uçabiliyorum!"

 

Melike, rüzgârın dağıttığı saçlarını silerken gülümsedi. Bir stajyerin ilk günü çoktan bitmiş, bir hekimin ömür boyu sürecek kutsal yolculuğu o sarı uçurtmanın kuyruğuna takılıp sonsuzluğa uzanmıştı.

 

Dr. Osman Akçay (Seğmenoğlu)

 

( Dr. Melike’nin İlk Günü başlıklı yazı Seğmenoğlu tarafından 5.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu