ÎTİRAFIM EFENDİME(sav)
Sığ kafamı boşalttım, ne düşünce ne fikir
Aklımı silkeleyip bırakmadım şom zikir
Beynimi yıkayarak, pakladım masivadan
Zaten benden değildi, ruhuma bulaşan kir
Müstekreh meyillerim, şirrettimden bir izdi
Cehlimden sadır hayıf, nefsten süren filizdi
Ne bir yâr seçebildim, ne yarenlik yaşadım
Hayat denen muamma, avuçlarımda gizdi
Tamahım dalga dalga beni çekerdi dibe
Haramı mübah sayıp suçu attım nasibe
Çağdaşlık belasına bilmeden bulaşınca
Ne İslam'a benzedim ne de ehli salibe
Kırıp kırıla geçti ömrümün sergüzeşti
Yaşadığım minderde yaşam kara güreşti
Yâr dediğim yaraymış, gönlümde sonsuz sızı
Yenilgiler koynumda sanki nikâhlı eşti
İstihareye yatıp gerçeği gördüm artık
Şu dilime mil çekip ağzımı dürdüm artık
Zem, yalan, malayani; kinaye ve hilenin
Zehirli toprağını derince sürdüm artık
Gençliğin tabip gibi koyduğu tanıların
Perdah çektim yüzüne, sivrilmiş anıların
Azabı ukde kalan berceste-i hâlimde
Bütün kökünü deştim, sanrı ve sanıların
Olacağı belliymiş, ölüm zaten yalındı
Verilen tüm payeler birer birer alındı
Galibi yokmuş meğer, bu illetli diyarın
Kalkan düştü elimden, mızrak kalbe çalındı
Enem, şimdi başını taştan taşa vuruyor
Pişmanlığın ateşi kalbimi kavuruyor
Yakan ben, tutuşan ben, söndüreni yine ben
Yeni ben, eski ben'in, külünü savuruyor
Bu anlamsız kulvarda, yitip yoruldum artık
Egomu mağlup edip, ruhen duruldum artık
Emmare, mülhimeyi, nihayet geçtim gibi
Şükür köşküne çıkıp taht'a kuruldum artık
Bu benim arzuhâlim, itirafım; efendim
Kemik kemik devrildim, canda rafım efendim
Altında kaldım heyhat, yaşadığım enkazın
Moloz yığını şimdi dört tarafım efendim
Biraz geri zekâlı, biraz böndüm efendim
Dünyalık bir ateştim, artık söndüm efendim
Sümüklü böcek gibi çekildim kabuğuma
Diz çöküp seccademe, sana döndüm efendim
Zübde-i kâinatsın rahmetenlil alemin
Nebat, eşcâr zikirde, hû çeker gök ve zemin
Esselatu vesselm aleyke ya Resulallah
Sen şahit ol yâ Rabbi, El maliki yevmiddin
Sözlük:
Şirret: kavga çıkarmaktan hoşlanan, şerli, serir
Müstekteh: iğrenç
Zübde: öz
Berceste: Değeri yüksek olan. Seçme seçilmiş
Berceste-i hâl: hayat serencamında kalan iz
Nebat, nebatat: bitki, bitkiler
Eşcâr: şecer, ağaçlar
Şecere: Soy ağacı, soy kütüğü