En sevdiğim programı izlerken televizyonum kararıverdi. Odama sessizlik çökerken içime de bir hüzün çöktü. Mapushane avlusunda dolanır gibi odaları dolaştım, dışarıya baktım. Komşuların ışıkları da yanmıyor. Bekliyoruz gelmesini dört gözle… Ya gelmezse? Akşamleyin tuttuğum takımın Avrupa maçı var; onu kalben desteklemeden duramam ki.
Buzdolabım isyan bayrağını çekmiş; içerisinde etler, sucuklar ve sebzeler bozulacakmış, dinler mi?
Çamaşır makinemin boynu bükük. “Senin kirlilerini yıkamak istedim fakat nasip olmadı.” der gibi
yüzüme bön bön bakıyor. Ağlayasım geliyor ancak elimden bir şey gelmiyor.
Su ısıtıcım ise öksüz çocuklar gibi bir köşeye sinmiş. “Seni bu akşam çaysız bırakacağım için çok üzgünüm.” der gibi mahcup ve masum şekilde gözlerime bakıyor.
Fırınım: “Sakın aç kalma! Bilirim, sen açlığa dayanamazsın. Sana kızarmış tavuk ile patates hazırlayamayacağım.” der gibi.
Klimam karşımda; ne sıcak üflüyor ne soğuk. “Benim değerimi hiçbir zaman bilmedin.” der gibi sitem ediyor sanki.
Telefonum ise durmadan beni uyarıyor:
“Şarjım bitmek üzere. Biterse nereden dolduracaksın?”
Bu gibi eşyalarımızın canı, kanı ve ruhu elektriktir. Hem güvenli kullanalım hem de tasarruflu olalım.