İstiklal Ahdimiz
Cümle yar ve ağyar anlamalıdır ki ;

Ezelden beri hür yaşamış ve hür yaşamaya yemin etmiş bu millet, kendine zincir vuracak ahmaklara nasıl meydan okunur her zaman gösterecektir.

İman dolu göğüslerdeki serhadde
siper edilen bedenlere
ve toprağın her karışında var olan şühedaya and olsun ki,  
HAKK'A tapan bu millet, hakkı olan istiklâlden asla vazgeçmeyecektir.

Zira bu istiklâl,
masa başlarında yazılmış 
bir hikâye değil,
anaların gözyaşlarıyla,
yiğitlerin kanlarıyla yazılmış 
bir destandır.

Dün Çanakkale’de, 
Sakarya’da, 
Dumlupınar’da
göğsünü siper eden o iman, 
bugün de aynı göğüslerde çarpmaktadır.

Bu yüzden bu vatan,
sadece üzerinde yaşanan bir toprak parçası değil;
uğruna can verilmiş
mukaddes bir emanettir.

O emanetin ağırlığı ile satırlara dökülen şu on kıta,
yalnız bir marş değil,
bir milletin 
ebedî ve sarsılmaz yeminidir.

'Korkma' diye başlayan o ilk kelime
Efendimiz'in(sav) Sevr Mağarası'nda sadık dostu Hz.Ebû Bekir'e söylediği sözdür. 

Aynı ruhla yazıldığına inandığımız milli marşımızın kabulünün 105.yılında 
şiiri ve şuuruyla tarihe adını yazdıran milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy 'a rahmetle... 



İSTİKLÂL MARŞI

-Kahraman Ordumuza-

Korkma, sönmez bu şafaklarda 
yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde 
tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim 
milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım 
çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… 
ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız 
sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, 
milletimin istiklâl.

Ben ezelden beridir 
hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana 
zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; 
bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, 
enginlere sığmam, taşarım.

Garb’ın âfâkını sarmışsa 
çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi,
serhaddim var
Ulusun, korkma! 
Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin 
tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları 
uğratma sakın;
Siper et gövdeni, 
dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana 
va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… 
belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 
"toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki 
binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, 
incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyâları alsan da, 
bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın 
uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, 
toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı 
alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan 
beni dünyâda cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhî, 
şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne 
nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri 
dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde 
benim inlemeli
O zaman vecd ile bin secde eder
 –varsa- taşım;
Her cerîhamdan, İlâhî, 
boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi 
yerden na’şım;
O zaman yükselerek Arş’a değer, 
belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi 
ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen 
kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, 
ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış 
bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan 
milletimin istiklâl!


"Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı   yazdırmasın"
                        M. A. ERSOY





( İstiklal Ahdimiz başlıklı yazı hatice-kilinc tarafından 12.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu