Ay Karanlık Bulamadım Yolumu
Kimileri talih der kimileri felek.Ömür yol alırken,kötü giden her şey için,buymuş alın yazım denilir.Hiç gülmemiş,mutluluk nedir yaşamamış,tanımamış insanlar da vardır.Yaş yaş,evre evre aşk vardır kafalarda,karşıt cins belleklerde fazlaca yer işgal eder..Aşk bir sömürüdür,çoklayı rotayı bu kavram belirler.Bilerek istenerek har ateşler içinde yanılsa da,yanmalardan haz alınan,hoşlanılan ömür törpüsü.Kimileri gözlerini işle açar,işle kapatır,hayatları çalışılarak sür git sarmalının içindedir.Bir zamanlar yokluğun en katı evreleri yaşanılan zamanlarında,daha çok Bulgaristan'dan ülkemize gelerek,yeni bir yerde yaşam koşulları gereği,tutunabilmek için,bu vatandaşlarımızın,hayatlarını kazanmak,sürdürmek,ekmek paralarını kazanmak adına,sirk,çadır tiyatroları,cambazlık gösterileri sunuları yapılırdı.Bu sunuları beğeni ile izler,hoşumza gider,tarifi imkansız zevkler alırdık.Şinemayı ülkemize getirenler de yine ülkemizde yaşayan ermeni kökenli vatandaşlarımızdır.Vahi Öz,Danyal Topatan,Kenan Pars,Suphi Kaner,Nubar Terziyan gibi sanatçılar ve bu yazdıklarım haricinde bazılarının buraya isimlerini yazmadığım daha bir çok ermeni kökenli vatandaşlarımız ülkemizde sinema emekçiliği yapmış,yeşilçam sineması sanatçılarımız olarak,kaplerimizde uzun yıllar yer işgal etmişlerdir.Konuyu dağıtmadan ana temaya döneyim.Bulgaristan'dan gelen bu vatandaşlarımızdan bazıları,çadır tiyotralarında gösteriler yapar,yine bu küçük çadırlarda o zamanlar görmediğimiz,seyrederken ilginç ve heyecan verici bulduğumuz,maymun,yılan,domuz gibi hayvanları gösterime sunar,bir tabla üzerinde duruşlarıyla bir birlerine mesafeli sigara paketlerine yine belirlenen bir mesafeden kasnaklar attırır,kirli yüzlü hizmet yapan kızlarıyla da Anadolu insanının eğlence anlayışlarına hizmet ederler ve nafakalarını temin etmeye çalışırlardı.Neler görmezdikki oralarda..Niyet kısmet adı altında belirli özel bölmelerdeki yerlere,içine maniler yazılmış kağıtlar konularak,bu işler için alıştırılmış güvercinlere,bu bölmelerin önüne yerleştirilmiş tablalar içindeki kağıtlarından güvercinin kağıtların bulunduğu tabla üzerinde ku ku diye ötüp bir süre dolaştıktan sonra,özel bölmeden bir tanesini dıdıklayarak çıkarmasıyla,güvercinin çektiği kağıttaki yazıyı da kısmetçi yüksek sesle okur,bizlerde okunan bu manileri dinler,mest olurduk.Konuşlanılan alana gelen vatandaşın ücretini ödeyerek,ufak bir hediye adına oynamış olduğu bahis üzerine,bahisi kaybeden kişiye "Şansın varsa gelir Hinten Yemenden,şansın yoksa ne gelir elden"diye de bir mani söyler,bu maninin söylenişiyle şans faktörünü ön plana çıkarılır,kişide güvercinin çektiği çıkan mani söyleyişle şansı hayatında en önemli faktör olarak benimserdi.Hiç bir sermayeleri olmayan bu kişilerin yapmış oldukları bu gösterilerde,elbette fazla zarar etmemek adına küçük hileler vardı ama bizler bu hileleri görmeyecek kadar marjinal akıma kendimizi kaptırmışlığın heyecanıyla,her zaman şehrimize gelmeyen bu farklılığı,doyasıya rüya alemlerinde yaşarcasına haz alarak hayatımızın en önemli eğlencesi olarak kabül ederek zevkle izlerdik.Konya/Bozkır'da bir ara bir eyvallah terimi türedi.Her erimin (Bitimin) sonunda Eyvallah aldı yürüdü.Anlamı çoktu Eyvallahın.İyiye yorulan,minnet duyulan,güven teşkil eden anlamlara geldiği kadar veda edilirken en basit söyleyişle,kişinin kişi yahut kişilerle esenleşmesi,vedalaşmasıydı.Sonra Felek çıktı şarkılarda türkülerde."Felek beni düşürdü,çıkmayan sokaklara,kahpe felek ben sana ne ettim"gibi...Küçücük bir çocukken içinde felek geçen türküleri evin bir köşesinde vakit öldürmek için müzik aletsiz ağzımla tınılandığım zamanlar,merak eder Ana'ma sorardım."Ana Felek ne"diye.Anam feleğin hayat,kader olduğunu söylerdi ama ben bunları algılayamayacak kadar çok küçüktüm.Mısır'da bir rüzgar esti bir zamanlar.Ümmü Gülsüm'dü bu ılık rüzgarın adı.Taa Akdeniz'den tüm Ortadoğuyu kasıp kavuran bu rüzgar,bir devri kapatacak kadar ülkemizi de etkisine aldı.Bu akımı başlatan Mısır'ın 4.piramidi olarak adlandırılan gelmiş geçmiş orta doğunun en güzel sesli şarkıcılarından Ümmügülsüm'dü.Onun radyo proğramları olduğu zamanlarda orta doğuda sırf onu dinlemek için vatandaşların işe güce gitmediğini,bu yüzden arap şeyhleri ve krallarının Ümmügülsün'ün proğramları olduğu günleri resmi tatil ilan ettiklerini öğrendiğimiz zamanlar,müziğin insanlar üzerindeki etkisini servetlerden daha önemli olduğu kanılarına vardık.Sonra yine Mısır asıllı Dalida sesiyle büyülendiğimiz ve severek dinlediğimiz sanatçılar arasında olmuştur.Ya bizim Zeki Müren'imiz!! Onun radyo proğramlarında,radyo sahibi olmayanlar,olanlara misafirliğe gider,bu değerli santçımızı kuzular sessizliğinde mest olarak dinlenirdi.Kader nerelere götürdü.Eski günlerin anılarını yaşarken mutluluk duydum ve bir yandan da youtube den şarkılar dinliyorum.Anamın yaramazlık yaptığımız zamanlar anlattığı hikayeler aklıma geliyor.Anamın dizlerinin dibine çöker,essahmışçasına o hikayeleri dinler,birden bire çok kardeşli evde gürültü patırtılar biter,evimiz sus pus olurdu.Bir çobanı anlatırdı,bu çobana ve çocuklarına o yıllarda çok üzülmüş,bu hikayenin uzun bir süre etkisinde kalmıştık.Aklımda kalan kadarını anlatmadan geçemeyeceğim.Şöyleki!! Yaradan Azraile "Git şu çobanın canını al" demiş.Azrail canını almak için gittiği çobanın 7 çocuğu olduğunu,başka hiç bir desteği olmadığını,canını alırsa o 7 çocuğun perişan olacaklarını düşünmüş ve bu yüzden canını almak istememiş.Dönmüş yaradana"Yarabbi 7 çocuğu var,bir türlü elim varmadı,ne olur biraz ömrünü uzatamazmıyız" demiş.Yaradan,"Buna senmi karar vereceksin,benmi karar vereceğim"demiş.Azrail "Nasıl yapacağım yarabbi" demiş,Yaradan;"Keçileri kayalık bir yere doğru yönlendireceğim,sen kayalardan iteceksin" demiş.Hikaye bu ya,biz ise bunun bir hikaye olduğunu algılayamayacak kadar küçüğüz,pür dikkat Anamı dinliyoruz.Emir yaradandan diyor Anam devam ediyor anlatmaya.Azrail aldığı emirle,keçilerin kayalıklara yönlenmesiyle,keçilerin peşinden giden çobanı kayalardan aşağı itmiş.Çobanın bu düşüşünü görenler çığlıklar atmışlar,koşuşmuşlar çobanın düştüğü yere."Vah vah keçi peşinden koşarken kayalardan düştü" demişler.Ee diyoruz Anama,bu kadar diyor Anam.Hikayenin etkisiyle yataklarımıza gidiyoruz.Anamın buradaki maksadı;aralarımızda fazla yaş farkı olmayan biz çocuklarının yaptıkları gürültüyü,patırdıyı kesmesi muhakkak. Suç felekte,güvercinin dıdığıyla çektiği şans kağıdında,işte kimimiz hayatın içinde feleğin sillesini ama bir kayadan düşerek ama bir yolculuk anında trafik kazasına uğrayarak yada ecellerimizle yaşlanıp elden ayaktan düşerek bitiriyoruz,adıda trafik kazası yahut çok katlı apartman balkonundan düşüldü veya yaşlılık neden gösteriliyor.Bir sebep,bir vesile bu bitimlere gün gün,adım adım yaklaşılıyor. Gece 23,30 saatleri devam ediyor.Muzaffer Akgün hanımefendinin bir dönem tüm ülkeyi kasıp kavuran "Ay Karanlık Bulamadım Yolumu" türküsünü internet imkanlarıyla bu türkü herkeslerin beğenisini o zamanlar nasıl almış düşünceleriyle youtube den dinliyorum.Aklıma köyüm geliyor.Orada geçen zamanlarım bir sinema şeridinin gözlerimin önümden geçişi gibi anılarımı usumda canlandırıyor.Gün biter hava kararır,dinlenilecek beklenen akşam gelmiştir.Evet köylerde çalışmalar bitmez akşamla dinlenilecek ve bu dinlentiyle kendinizi özgür hissedeceğiniz zaman başlamıştır.Öylemidir acaba? Koca dünya bana dar misali beklenen akşamlarda,başka bir açmaza,seyyahlar misali bilinmeyen,bitmeyen girdapların yolculuğu köyde sadece çalışmalardır.Köy yaşamım zamanın en gerilerinde kaldı ama hiç unutulmadan,bir giz gibi bende canlanır durur.Tarlalarda gün sıcaklarında öküzle,atla,eşekle,koyunla,kuzuyla,tavukla,keçiyle başlar çalışmalar.Harman zamanlarında gün ufuklardan yavaş yavaş tepelerin arkasına çekilirken,alacakaranlıkla akşam başlar.Akşamla hafif serinlikte bir rüzgar eser.Hayvanlar müstesna bir yerde,bizlere ettikleri hizmetlerin karşılığı,önlerine konan ottur,samandır,şudur,budur kulaklarınıza hışır hışır masumca onları yemelerinin sesleri gelir.Kuşlarda son ötüşlerini yapıp,akşamla tüneyecek bir yer bulup geceye teslim olurlar.İşte böyle anlarda bir türküm olmuştur."Ay karanlık bulamadım yolumu,felek kırdı kanadımı kolumu,amman amman" Aman ne aman..Radyolardan duyduğum bu türkünün tamamını bilmez aynı şeyleri gecenin akışında uyuyasıya söyler durur,farkındalıksızlıkla yorgunluktan uykulara teslim olurdum...Felek hakikaten kırıyor kanadınızı kolunuzu.Yaz akşamlarında içinizde yıldızlı gecelerden uzak,bir sır gibi içinizde tuttuğunuz sevdanızla başbaşa kalıp,umulara,hayallere gömülüp gidiyorsunuz..Galiba uykum geliyor yavaştan.Son bir şarkı daha dinleyip yatağıma gidiyorum...11/Temmuz-2017 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan
Ay Karanlık Bulamadım Yolumu başlıklı yazı Şerafettin Sorkun tarafından
25.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.