Kurban kesildikten sonra bizim ailemizde tatlı bir koşuşturma başlardı. Rahmetli babam kurbanı daha yüzmeden annem bahçede ateşi yakar, seslenirdi:

“Kelleler, paçalar hazır mı?

Babam da sinirlenir, çıkışırdı:

“Arkamızdan kovalayan mı var? Akşama kadar tek işimiz bu kurban!”

Annem tez canlıydı; durduk yere hem strese girer hem de babamı strese sokardı:
“Komşular çoktan bitirdi.”

Babam kıyaslanmayı hiç sevmezdi. Komşularımız çoban olduklarından yüzme işinde hem becerikli hem de hızlıydılar. Biz ise küçüktük; babama yardım edemez ama keyifle seyrederdik.

Ocakbaşı, hamamlık, sedir ve yüklükten oluşan ufacık odamızda şen şakrak oynardık; mutluyduk. Annem ütülediği kelleleri isli tencerede pişirince tadına doyum olmazdı. Odaya girip çıktıkça birkaç lokma atıştırırdık,özellikle dilini ve kulağını yemek için sıraya girerdik; bazen de yakalanırdık:
“Ekmekle yiyin, midenizi bozar!”

“Tamam anne,” derdik ama yine bildiğimizi okurduk.

Düdüklü tencere de neymiş, ocakbaşında isli tencerede yapılan yemek  parmak ısırtırdı.
( İsli Tencereler başlıklı yazı berberce tarafından 24.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu