İstanbul Arkamdan Gelir
İstanbul Arkamdan Gelir
hüzün asılı kahkahasıyla kıyıları dolanan bir palavra ustasına
I
/
dün gece ağladım
Haliç aktı gözlerimden
/
ceplerinde İstanbul taşıyan masallar anlatıyor
foyası ortaya çıkmış gece
diline yabancıyım gecenin
konuşma çizgilerini düşürmüş haziran ölümleri
mektuplarımı hırpalıyor
benzemiyorum kentime
sol omzunda kentler taşıyan ıslak sesli bir adam duruyor
bir şey var
bir şey var ki bilmiyor?
Haliç'in gözlerinden akan alında “O”
ve saçları değiyor şakaklarına köprülerin
aklın dışında kalan çizgiler
ağırlayamadığı duygular duruyor yüzüne
çoğu kez gereksiz buluyor O'nu
sevinçli ve sakin bir öykü
İstiklal caddesi
hiç durmadan sigarasını söndüren geveze bir rüzgar
iki bardak demli çayın krallığında gizleniyor Kadıköy
istasyonlar ve otobüs durakları
burkulmuş uçurumların yenilgisine yapışıp kanlı bir bakış
kendine yârin gözlerinden yapılmış saklı kentler buluyor
vurgun yemiş ve delirmiş yanlarıyla
durmadan gülümsüyor sana
gölgesiz bir akşam üstü
bilerek değil
utangaçlığından
hüngür hüngür hücrelerine sürmeleniyor
yalnızlaşan Vatan caddeli bir kent
ölü bir kıza yazdığın mektuplar
şehir gözlü kadınına koşuyor
tenha intiharlarını yanına alarak
delirebiliyorsun yani kapana kıstırabilirsin
utanmadan ağlayan mutluluğu
artık kaypak ve mürteci şehirlerden geçebilirsin
kör balıkçılar gibi
kendine
kimliğine
aşk eklendi
II
/
irem işi bir bozgun getirebildim ancak sana
şimdi ağlasan
kahkahası olurum bütün bir şehrin
/
mavi
bu sözcük sevimsiz, ölü, pinti, şapşal
dalgın bir şeye
içimde fırtınalar koptuğu yok
bağıramıyorum da
bütün gücüyle üstüme yığılmış şu denizi kaldır üzerimden
işte en az senin kadar inanmadım bende
kelimelerimin doğurduğu mavisiz yalana
nedir ki mavi
bir martı ölüsüne tutulan yastan başka!
hani her şeysiz kalırsın ya
bilincini yitirmiş camekan yüzlü kavgaların ortasında
hani kıymetine yaklaşmış bir düş kapanır ya
inadına aşkın dizlerine
hani sığmaz da üzgünlük kente
ve sana bulaştırır münafık yaralarından
hani çağrılarına cevapsız kalan uykusu kaçmış bir tutam gece
çocuk yanına sığınmak ister ya avuçlarının
asaletine renk asarsın şiirin
o zaman içine eklemeli bir sus düşer artık mavi
eylül sarısı unutkanlıklar
maviye keser
milyon kere hicazkar hıçkırıklara tutulur
kırlangıçlar kaleminde
milyon kere maziye bulaşır
parmak uçlarındaki öksüz yel
milyon kere aşk kalkar yüreğinden
uçuk, hasret yüzlü, hüzün asıllı kahkahan
öyle sevdim ki seni
unuttum senden sonra sevmeyi
dediğin
her şeyi olmayı beceremediğin
arazının düşlerine iliştirdiği
tükenmiş kandillerden arta kalan
hoyrat bir yılgının hoş geldin'idir belki
sen hiç kimsenin her şeyi olamadın
yakanı bırakmıyor şuh bir mavi
konuşamıyorsan susuyorsun
kalabalık ölümlerinde yatıya kalan ucube masallar
sabıkalı kelimelerini bırakıyor avuntularına
ben bu şehirde en çok seni sevdim
III
/
elimde yanmış mahşer mektupları
ahşap uykularımın salaş rüyaları
ve sönmüş şölenlerim
gözlerime gemilerin demirlemiş
eylül olmuşum
/
şiirde neymiş
saçmalık
oysa yaşamak için
saçmalıkların künyesinde üşümeyi şart biliyor şimdi O "adam"
aşk
kömür saçlarda debelenen zelil bir kavimdi
çözülmeyen bakışıyla siyah gözlü denizler
iğfal etmiştir
düş düşkünü çocukluğunu
gece
bir devrimci gibi ayak basmıştır koynuna halkçı rüyalarının
artık bir adım öteye kaçamazsın
sırtındaki kambur büyür
tek gözü açık uyuyan şeytan tetiktedir
hasır altı ettiğin köprülerin boğumlu narası için
besili korkular fırlar gözlerinin yuvalarından
başına kadar çekeceğin bir yorganın bile yoktur
şarkıların nakaratını ezberlemiş müşküller sultanı sırtlan
içini boşalttığın kent yığınları
alfabesine dönüşür gidişlerinin
ve gözlerinden sevdiğin her şeye koca bir su’suş olursun
bir su’suş kalırsın
çığlıklar değmiş sokak türkülerinde
artık adam akıllı bir son bile olamazsın
sen değil
adın seni unutmaya başladı
çünkü sen
yaşamak için yazmayı seçtin
kimseler söylemedi hala annene
her ayrıntının teninde yara izi olduğunu
bak, kapısı vuruluyor seken dalgınlığının
kim geldi dersin
ah! yine mi şu senin kırılgan korkuların
kaşlarını çatıyorsun
ben tekmil kentler alnını dövüyor sanıyorum
ve annen
en anne sesiyle
"oğul ağlıyor yine, eli saçlarında
oğlum, yine saçlarından mı başladın yaşlanmaya"
bitmiyor intihar edeceklerin
içinde iki kişilik boşluklar artıyor
iç güvey yalnızlıklarına misafir geliyor iyileşmiş bir telaş
miskin bir hezimet
iliklerine bulaşan mavi festivallerini trajedilere peşkeş çekiyor
dört yanın
ölesi tutmuş bir yakamozun kıyılarına bıraktığı süt liman bir tortu
solfejlerine aşk libasını giydirip azarlanmış merhametlere düştüğün şerhler
reddettiğin yalnızlıklarda sızıp kalmış
sende benzemiyorsun kendine
ve içinin solgun şileplerinden duyuluyor
münzevi sözlerin
/
son yalnızı benimdir bu kentin
İstanbul arkamdan gelir
/
demir-ci
hüzün asılı kahkahasıyla kıyıları dolanan bir palavra ustasına
I
/
dün gece ağladım
Haliç aktı gözlerimden
/
ceplerinde İstanbul taşıyan masallar anlatıyor
foyası ortaya çıkmış gece
diline yabancıyım gecenin
konuşma çizgilerini düşürmüş haziran ölümleri
mektuplarımı hırpalıyor
benzemiyorum kentime
sol omzunda kentler taşıyan ıslak sesli bir adam duruyor
bir şey var
bir şey var ki bilmiyor?
Haliç'in gözlerinden akan alında “O”
ve saçları değiyor şakaklarına köprülerin
aklın dışında kalan çizgiler
ağırlayamadığı duygular duruyor yüzüne
çoğu kez gereksiz buluyor O'nu
sevinçli ve sakin bir öykü
İstiklal caddesi
hiç durmadan sigarasını söndüren geveze bir rüzgar
iki bardak demli çayın krallığında gizleniyor Kadıköy
istasyonlar ve otobüs durakları
burkulmuş uçurumların yenilgisine yapışıp kanlı bir bakış
kendine yârin gözlerinden yapılmış saklı kentler buluyor
vurgun yemiş ve delirmiş yanlarıyla
durmadan gülümsüyor sana
gölgesiz bir akşam üstü
bilerek değil
utangaçlığından
hüngür hüngür hücrelerine sürmeleniyor
yalnızlaşan Vatan caddeli bir kent
ölü bir kıza yazdığın mektuplar
şehir gözlü kadınına koşuyor
tenha intiharlarını yanına alarak
delirebiliyorsun yani kapana kıstırabilirsin
utanmadan ağlayan mutluluğu
artık kaypak ve mürteci şehirlerden geçebilirsin
kör balıkçılar gibi
kendine
kimliğine
aşk eklendi
II
/
irem işi bir bozgun getirebildim ancak sana
şimdi ağlasan
kahkahası olurum bütün bir şehrin
/
mavi
bu sözcük sevimsiz, ölü, pinti, şapşal
dalgın bir şeye
içimde fırtınalar koptuğu yok
bağıramıyorum da
bütün gücüyle üstüme yığılmış şu denizi kaldır üzerimden
işte en az senin kadar inanmadım bende
kelimelerimin doğurduğu mavisiz yalana
nedir ki mavi
bir martı ölüsüne tutulan yastan başka!
hani her şeysiz kalırsın ya
bilincini yitirmiş camekan yüzlü kavgaların ortasında
hani kıymetine yaklaşmış bir düş kapanır ya
inadına aşkın dizlerine
hani sığmaz da üzgünlük kente
ve sana bulaştırır münafık yaralarından
hani çağrılarına cevapsız kalan uykusu kaçmış bir tutam gece
çocuk yanına sığınmak ister ya avuçlarının
asaletine renk asarsın şiirin
o zaman içine eklemeli bir sus düşer artık mavi
eylül sarısı unutkanlıklar
maviye keser
milyon kere hicazkar hıçkırıklara tutulur
kırlangıçlar kaleminde
milyon kere maziye bulaşır
parmak uçlarındaki öksüz yel
milyon kere aşk kalkar yüreğinden
uçuk, hasret yüzlü, hüzün asıllı kahkahan
öyle sevdim ki seni
unuttum senden sonra sevmeyi
dediğin
her şeyi olmayı beceremediğin
arazının düşlerine iliştirdiği
tükenmiş kandillerden arta kalan
hoyrat bir yılgının hoş geldin'idir belki
sen hiç kimsenin her şeyi olamadın
yakanı bırakmıyor şuh bir mavi
konuşamıyorsan susuyorsun
kalabalık ölümlerinde yatıya kalan ucube masallar
sabıkalı kelimelerini bırakıyor avuntularına
ben bu şehirde en çok seni sevdim
III
/
elimde yanmış mahşer mektupları
ahşap uykularımın salaş rüyaları
ve sönmüş şölenlerim
gözlerime gemilerin demirlemiş
eylül olmuşum
/
şiirde neymiş
saçmalık
oysa yaşamak için
saçmalıkların künyesinde üşümeyi şart biliyor şimdi O "adam"
aşk
kömür saçlarda debelenen zelil bir kavimdi
çözülmeyen bakışıyla siyah gözlü denizler
iğfal etmiştir
düş düşkünü çocukluğunu
gece
bir devrimci gibi ayak basmıştır koynuna halkçı rüyalarının
artık bir adım öteye kaçamazsın
sırtındaki kambur büyür
tek gözü açık uyuyan şeytan tetiktedir
hasır altı ettiğin köprülerin boğumlu narası için
besili korkular fırlar gözlerinin yuvalarından
başına kadar çekeceğin bir yorganın bile yoktur
şarkıların nakaratını ezberlemiş müşküller sultanı sırtlan
içini boşalttığın kent yığınları
alfabesine dönüşür gidişlerinin
ve gözlerinden sevdiğin her şeye koca bir su’suş olursun
bir su’suş kalırsın
çığlıklar değmiş sokak türkülerinde
artık adam akıllı bir son bile olamazsın
sen değil
adın seni unutmaya başladı
çünkü sen
yaşamak için yazmayı seçtin
kimseler söylemedi hala annene
her ayrıntının teninde yara izi olduğunu
bak, kapısı vuruluyor seken dalgınlığının
kim geldi dersin
ah! yine mi şu senin kırılgan korkuların
kaşlarını çatıyorsun
ben tekmil kentler alnını dövüyor sanıyorum
ve annen
en anne sesiyle
"oğul ağlıyor yine, eli saçlarında
oğlum, yine saçlarından mı başladın yaşlanmaya"
bitmiyor intihar edeceklerin
içinde iki kişilik boşluklar artıyor
iç güvey yalnızlıklarına misafir geliyor iyileşmiş bir telaş
miskin bir hezimet
iliklerine bulaşan mavi festivallerini trajedilere peşkeş çekiyor
dört yanın
ölesi tutmuş bir yakamozun kıyılarına bıraktığı süt liman bir tortu
solfejlerine aşk libasını giydirip azarlanmış merhametlere düştüğün şerhler
reddettiğin yalnızlıklarda sızıp kalmış
sende benzemiyorsun kendine
ve içinin solgun şileplerinden duyuluyor
münzevi sözlerin
/
son yalnızı benimdir bu kentin
İstanbul arkamdan gelir
/
demir-ci
İstanbul Arkamdan Gelir başlıklı yazı DEMİRCİ tarafından
27.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.