Sen Veli Ben Deli
SEN VELİ, BEN DELİ
Kapalı havaları hep sevmişimdir. Yağdı yağacak.
Hafiften çiselediğine göre, toprak kokusu da elbet olacak.
Tüm insanların ortak beğenisi; toprak kokusu.
Nedeni topraktan
yaratılmış olmamız galiba. Ondan geldik ve ona
döneceğiz. Ödünç alınan bir avuç toprak, zerrelere ayrılarak tüm dünya
sahnesine çıkmış. İnsan denen varlığın hücrelerine serpiştirilmiş.
Ellerim ceplerimde,
yüzümü kararmış bulutlara çevirerek;” Şemsiyem yanımda yok ancak istediğin
şekilde yağabilirsin.”
İnsanın içindeki
kararma ile gökyüzündeki kararma çok da aynı şeyler değil. Gökteki kararma ile
dolan; yağmur damlalarıyla boşalırken, içteki kararma olabildiğince, durur
orada. Bazıları bunu gözyaşı damlasıyla akıtsa da, bu herkes için pek mümkün
olmuyor.
Şıp şıp şıp yağmurun
sesi…
Yeryüzü ile birleştiğinde var olabiliyor. Gökte sessiz,
yeryüzünde musiki. Bu musikinin sesi yükseldiğine göre, şiddeti de artmış
olmalı.
Bu dinletiyi
ıslanmadan dinleyebileceğim uygun bir yer bulmalıyım. Sesin kaynağına yakın
olmalı, en iyi yer bir saçak altı.
Üsküdar Sahilinde ,
zamanın bir şeyler alıp yerine eskiliğin çekiciliğini koyduğu bir saçak altı
sığınağım oldu. Gözler kapalı, korna ve şehrin sesi izole edilerek yağmuru
dinliyorum.
Ritmi bozan bir ses!
Yakınlaşan ayak sesi. Gözlerimi aralayıp bakıyorum. Garip gülümsemeye sahip bir
yüz. Renk renk ipliklerden oluşmuş, uzunluğu göğsüne kadar inmiş bir saç.
İplerden oluşan bu saçın üzerine geçirilmiş bir şapka. Yanlış anlamayın huniden
değil. Kollarından bileklerine geçmiş mavi bir kazak. tek kol, bileğin üzerine
kadar sökülmüş. Sökülen iplikler parmaklarının arasına sığınmış. Peki
pantolonun yarısı nerede? Bir savaşta kahramanca vatanını savunup tek bacağını
kaybetmiş gazi endamı var. Kesilen sarı kumaşa inat, siyah kıllar hakimiyet
kurmuş.
1
Belki sol taraf kesildi diye arada ki açıklığı kapamak için
uzunca bir bot geçirilmiş. Sağ tarafa ise kundura var. Mavi kazağın
üzerine üç düğmeli yelek giyilmiş. Bu üç düğme şekil ve renk olarak birbirinden
çok farklı. Yeleğin üzerine tutuşturulmuş onlarca çengelli iğne. İğnelerin
üzerinde nazar boncukları. Maşallah, maşallah nazar mazar değer sonra.
Boncuklar bile farklı. Kırk bir kere maşallah, ne harika bir varlık.
O da gözlerini
bana dikmiş, beni inceliyor.
Sırta kadar inmiş gür
siyah saçlar, siyah saçlarla zıtlık oluşturan beyaz bir elbise, dize kadar
inmiş kahverengi kaban. Kabanın ceplerine sıkıştırılmış iki el. Topuklu
ayakkabılarıyla birlikte saçaklara yakın duran bir boy.
“ hey sen! Gözlerini
dikmiş ne bakıyorsun?
“ Sen neden bakıyorsun?”
“ Garip göründüğün için bakıyorum. Uyumsuz ve olağandışı bir
görünüm. Akli dengende sorun var gibi. Kim bu şekilde giyinir?”
“ Buradan bakınca da sen garip görünüyorsun. Uzun boylusun
ama topuklu giymişsin. Hava yağmurlu ama beyaz elbisen var. Üstelik etekleri
şimdiden çamur olmuş. Saçların rüzgardan dolayı birbirine girmiş ve
tımarhaneden kaçmış gibi görünüyorsun. Kabanın da elbisene uyumsuz”
“ aaa! Hasta. Bana tımarhane kaçkını dedi. Sen benim kim
olduğumu biliyor musun?”
“ Hayır bilmiyorum. Ben bile kim olduğumu bilmiyorum. Tam
mıyım, yarı mı? Fazla mıyım, eksik mi? Var oldum ama yaşıyor muyum? Ait miyim,
sahip mi? Soru muyum, cevap mı? Buldum mu, yoksa kaybetti mi? Şimdi söyle
bakalım sen kimsin? Eğer kim olduğunu bulursan kamilsindir, hakikatsindir,
olmuşsundur. Öyleyse sen efendi ol ben kölen…”
Kafam karıştı, aynı
zamanda kelimeler. Garip olan o mu, ben miyim? Standartlara uymayan o, farklı
görünen, saçma giyimi, aptal tebessümüyle yargılanmayı hak eden o.
“ Bence deli olan sensin. Ölçülere uymayan, koşullara ayak
uyduramayan sen! Ben niye garip oluyor muşum?”
2
“Ölçün ne? Herkesi tartıp, biçecek bir aracın var mı? Şuan
yağmur yağıyor. uygun olan davranış bir saçak altına sığınmaktı. Bak sen ve ben
uygun olanı yaptık ve saçak altına sığındık. Demek ikimizde normaliz. Peki şu
el ele tutuşmuş aşıklar neden yağmur altında? Demek onlar deli.”
“ Aşık olmak birazda aklın gitmesi demek. Merak etme bir yıla
kalmaz akılları başlarına gelir. Davranışları da normale döner.”
“Aşk bir ömür boyu sürerse ve bitmezse; o zaman delilikte
onunla gezer. Yakasını bırakmayan ele dönüşür. Yanar, kül olursun. Ne giydiğini
bilir, ne yediğini. İpten saçı olur, çengele takılı umutları. Tüm renkler tek
renge dönüşür. Uyumu bilmez,ölçüyü bilmez olursun. Gerçek ve hayal birbirine
karışır; uykuda mısın, uyanık mısın bilemezsin.
İşte deliler çeşit
çeşit, sen ayrı deli, ben ayrı. Aşklar çeşit çeşit sende zamanı ayrı ben de
zamanı ayrı. Şimdi hoşça kal Selma doktor.”
“ sen adımı neren
biliyorsun? Adımı ve mesleğimi söylemedim sana! Hey sana diyorum! Bekle.
Saçak altından
ayrılarak uzaklaştı. Dönüp bakmadı bile. Söylediğim son sözü duymadı.
Şimdi bildim” sen
veli, ben deli…”
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.