Kan Davası
KAN DAVASI
Yorganı kafasına kadar çekti. Nefes alması oldukça zordu.
Gece karanlığında, korkuyla, nefes alma adına arada yorganı boynuna kadar
indiriyor, derin derin soluk alıp veriyordu.
Saatin tik takları
yol alalı epey olmuştu, ancak o, hala göz kırpmamıştı. Gecenin sessizliğinde
ses arıyordu, tiz bir ses; hipnoz eden, diş sıktıran hatta çıldırtan bir ses.
Gelen var mıydı? Bıçaklarını çekip, saldıracaklar sıcak akan kanını
emeceklerdi. Vampir filminin korkak kahramanı oydu.
Çocuk, genç, ihtiyar
demeden yıllarca saldırdılar. Yeni doğmuş bebeğini bile bu kan davasından
koruyamamıştı. Onlar tarafından bir çok kişi öldü. Eh onlar da boş durmadılar,
kendi tarafından bir çok kişiye saldırdılar.
Artık yorganın boğucu
örtüsüne katlanamadı. Yatağından kalktı. Bir bardak su aldı ve yudum yudum
içti. Gözleri komidinin üzerindeki
spreyi aradı. Düşmana engel olamasa da, bu spreyle vakit kazanıyordu.
Düşmanları o kadar alçaktı ki; saldırı için gruplar halinde geliyorlardı.
Halbuki o, kendini korumak için tek başınaydı. Korunma yolları; spreyler,
kafalarına indirmek için sert cisimler, kimyasal silahlar, tel örgüler…
Ancak karşı taraftan
birçoğunu öldürse de hepsini durduramıyordu.
Mert bir savaşçıydı; ilk vuran hiç olmadı. Evlerine,
yuvalarına gidip kan dökmedi. Haince saldıran hep onlar oldu. Saldırı sonrası
kendisi hep yaralı iken, onlardan ölen çok olmuştu. Soylarını tüketemedi.
Tükense bu kan davası da son bulurdu. Bu savaşta kimse pes etmedi.
Perdeyi aralayıp,
karanlık sokakların lambalarını takip etti. Kendi kendisiyle övündü; “ Ben
harika bir savaşçıyım”. Sonra içine korku doldu.
Bugün işe giderken mutfak penceresini açık bıraktığını hatırladı. O pencereye tel örgü yaptırmamıştı. Kendisi işten gelene kadar pencere sonuna kadar açık kalmıştı. “ olamaz!” dedi. “ Ya ben yokken eve girdilerse, bir yerlere saklandılarsa”.
Koşarak ışıkları
yaktı. Evin her köşesini araştırdı. Görünürlerde kimsecikler yoktu. Bu hain
düşman, sinsice yaklaşır, uykusunda vururdu. Saklanma konusunda da oldukça
iyiydiler.
Saldırı öncesi,
kulağına eğilir, anlamsız sözler söyler, içini öfkeyle doldururlardı.
Gözü saate takıldı.
Vakit bayağı geç olmuştu. Dağılan uykusunu toparlamak için yatağa geçti. Bir
sağ, bir sol bu rutin ne kadar sürdü bilmeden göz kapakları ağırlaştı. Uykunun
baygınlığı gelirken; gözleri tekrardan fal taşı gibi açıldı. Evet düşman
saldırıya geçmişti. Kulağındaki o vızıltı bunun habercisiydi. Karanlığın
içerisinde düşmana karşı birkaç hamle yaptı. Eliyle yakalamaya çalıştı. Boğuşma
çoktan başladı. Karanlık, düşmanını görmesine engel oluyordu. Kendisini yataktan
aşağıya attı. Eline gelen ilk şey terlik oldu. Bir eline terliği alırken, diğer
eliyle ışığın düğmesini aradı. Nihayet ışığın aydınlatıcı ferahlığı tüm odaya
yayıldı. Gözü kan davalısını aradı. Yatağının başucunda onu, öylece rahat bir
şekilde bekliyordu.
İçi öfkeyle doldu,
bebeğinin, karısının ve kendisinin intikamını alacaktı. Büyük bir hışımla
saldırdı. Terlik hedefi bulmuştu. Duvarda kan izi ve can vermiş bir ceset.
Islak mendille kanı
sildi. Aklına tel taktırmadığı pencere geldi. Yarın ilk iş oraya tel
taktırmaktı. Bu hain oradan girdiğine göre, yakınları en kısa sürede ondan
intikam almak için bu pencereyi kullanacaklardı. Bugün bir sivrisinek, yarın
onlarca sinek olarak gelecekti.
2
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.