Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Vey Irmağında Kanlı İhtilal Kürşat Ve Kırk Çerisi

Vey Irmağında Kanlı İhtilal Kürşat Ve Kırk Çerisi

VEY IRMAĞI’NDA KANLI İHTİLAL: KÜRŞAT VE KIRK ÇERİSİ


Yazan: Mehmet Bayburt

İlham Kaynağı: Hüseyin Nihal Atsız –


Gök, sanki öfkesinden çatlamış gibi simsiyah yarılmıştı. Yağmur damlaları birer ok gibi yere saplanıyor, rüzgâr insanın yüzüne sert bir tokat gibi çarpıyordu. Vey Irmağı kudurmuş, sular yatağından taşmak için fırsat kollar olmuştu. Kürşat, atı Pusat’ın dizginlerini öyle bir kavradı ki, parmak boğumları bembeyaz kesildi. Gözleri, karanlığın içinde bir canavar gibi bekleyen Çin Sarayı’nın kapılarındaydı.


"Vakit geldi," diye fısıldadı. Sesi, rüzgârın uğultusunu bıçak gibi delip geçti. Arkasında, her biri birer kurt bakışlı kırk yiğit vardı. Hiçbiri ölümden korkmuyordu; çünkü onlar için ölüm, esaretin zindanından kurtulup Tanrı Dağları’nda at sürmek demekti. Kürşat, keskin kılıcını kınından sıyırdı. Çeliğin sesi, gök gürültüsüne karıştı.


"Ey Türk’ün asil çerileri!" diye seslendi. "Bu gece gök yarılsa, yer delinse de dönmek yoktur! Kağanımız esir, töremiz çiğnenmiştir. Bugün kanımızla toprağı sulayacağız ki, yarın torunlarımız hür bir şafakta uyansın!"


Atını ileri mahmuzladı. Sarayın içine daldıklarında, meşalelerin ışığı titredi. Kürşat, atının üzerinde şaha kalkarak haykırdı: "Biz buraya ölmeye değil, ölümsüzleşmeye geldik!"


Kürşat’ın omuz darbesiyle sarsılan ağır kapı, menteşelerinden fırlayarak içeri devrildi. Duvarlardaki dökme demir halkalara asılı isli meşaleler, odayı titrek ve kızıl bir alevle aydınlatıyordu. Odanın ortasında, bu titrek alevlerin gölgesinde bir gölge gibi duran Türk Kağanı vardı. Kürşat, sert bir darbeyle demir halkayı patlattı. Kağan serbest kaldığında, dışarıdaki çerilerin feryadı odaya ulaştı: "Kürşat Atam! Çember daralıyor!"


Sarayın dış kapısına çıktıklarında, önlerinde kudurmuş Vey Irmağı, arkalarında ise karınca sürüsü gibi çoğalan Çin ordusu vardı. Kürşat, Kağan’ı bir atın üzerine bindirip yanındaki üç yiğide işaret verdi: "Götürün! Bu size Kürşat’ın son buyruğudur!"


Kürşat ve geride kalan bir avuç yiğidi, sarayın kapısında yan yana dizildi. Yüzlerce düşman askeri üzerlerine çullandığında, Kürşat bir fırtına gibi aralarına daldı. Bir ok omzuna saplandı, aldırmadı. Bir kılıç darbesi zırhını yardı, sarsılmadı. En sonunda, etrafı tamamen kuşatıldığında ve kılıcı kırıldığında bile, gözlerindeki o hürriyet ateşi sönmemişti. Yanındaki son çerisi de toprağa düştüğünde, Kürşat tek başına o koca orduya bakıp haykırdı:


"Gök girsin, kızıl çıksın! Biz öldük ama Türk ölmedi!"


Vey Irmağı’nın suları o gece kızıla boyandı. Kürşat ve kırk çerisi orada toprağa düştüler; ama ruhları rüzgâra karışıp Bozkır’ın dört bir yanına yayıldı.

............................ 

Kaleme Alan:

Mehmet Bayburt

13 Mayıs 2026

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Vey Irmağında Kanlı İhtilal Kürşat Ve Kırk Çerisi

Vey Irmağında Kanlı İhtilal Kürşat Ve Kırk Çerisi

Mehmet bayburt Mehmet bayburt