Özgürce İşte
ÖZGÜRCE
İŞTE
Henüz ayak numaram
otuz iki iken, iş makinelerinden deliler gibi korktuğum, babamın işaret
parmağından tutup yürüdüğüm yıllar.
Dikkatimin bahçedeki
çamurda, ağaç dallarında asılı olan ham meyvelerde ve parktaki tahtadan yapılma
atta olduğu zamanlar.
Yaşamış olduğum en
büyük acı; salıncağa binerken bileğimde bağlı olan ipin çözülüp ,balonumun
gökyüzüne doğru süzüldüğü vakitler.
Her çocuğun sevmediği,
kendini hapis hissettiği, baskı ve zorlukların olduğu yerde; okul sırasındayım.
Ders resim. Güneşin pembe boyanmaması gerektiği, çiçeklerin açtığı resim
sayfasında evin bacasının tütmemesi gerektiği, o ders işte.
Kafama dikilmiş
öğretmenim “ yavrum dışına taşırma, düzgün boya şunu! Bak bak hala aynı şekilde
boyuyor. Ver bakalım şu kalemi , nasıl
boyanır göstereyim” diyerek hınçla boyadığı beyaz sayfalar.
Çocukların içlerinde
öfke olmaz, iç sesleri yankılanmaz, isyan etmezler. Düzeni kuran ve yöneten
yetişkinlerdir. Çocuklar ise bu otoriteye boyun eğmek zorundadır. Öyle midir?
Ver şu kalemi;
boyadığım resimlerde dışına taşarak, coşarak, özgürce boyamak istiyorum. Güneşi
pembeye boyayıp, kardan adamın yanına çiçekler çizmek istiyorum. Ağacın
dallarına hep kuşlar mı konar? Kaplumbağa konsa ne olur? Penguenle deve aynı
sayfada oynasa ne olur? Nehir yukarı
aksa?
Artık o zaman
diliminden , babamın elinden tutamadığım, olmuş meyvelerin bile tadının
olmadığı çağdayım. Çamurun üstüme başıma dağıldığı mutlu zaman diliminden;
arabamın lastikleri neden çamurlu deyip, söylendiğim vakitler.
Değişmeyen tek şey;
içimdeki isyan ve başkaldırış. Yetişkin olmama rağmen hala otoriteler
altındayım. Kalemler hala elimden alınıyor. İçimden bin bir iç ses yükseliyor.
Yazdığım bir
dilekçenin altına kırmızı kalemle imzalayarak , öylece özgürce…
Kimseyi itip
kalkmadan, canını yakmadan, ötekileştirmeden koşmak…
Bazen, arada , nadir
de olsa küfretmek…
İhtiyacım var işte, en
çok da protesto etmeye, sussun çok konuşanlar, çocuklar acı çekmesin, hayvanlar
ölmesin, kalbi kötü olanlar tek yaşasın.
İyiler kırılmasın,
yeşil tüm alanları kaplasın, dumanlı havaların yerini çiçek kokuları sarsın.
Ne bileyim özgürce
işte…
İstediğimi hayatıma
sokup, istemediğimi kutulayayım.
Köleliğe inat, kendime
has ürünler ortaya koymalıyım.
Dünyaya gelişime karar
vermedim belki. Gidişine de karar veremeyeceğim elbet. Ancak ikisi arasında
bulunan bu vakte; istediğim resmi çizeceğim. Kalemime el koyan olursa, tüm
hırsımla elinden alıp” bu sayfa bana ait, git, sen kendi sayfanı doldur
diyeceğim.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.