Otuz İki Kıta Üzerineanaliz
OTUZ İKİ
KITA ÜZERİNE
Açıkçası yazdığım yazılara dip not eklemeyi, misalleri gün yüzüne
çıkarmayı, açıklamayı pek tercih etmiyorum. Ressamın eserlerini, renklerini, manzarasını,
sembollerini anlatması gibi geliyor. Bir kitabın sinema perdesine düşmesi gibi.
Açıklanan her eser, görüntüye düşen her kelime çıkan ürünü kısırlaştırıyor,
ebder haline getiriyor. Okuyanların bakış açılarını kısıtlıyor. Hayal dünyalarını
sıkıştırıyor.
Yazılarımda genellikle
misal, metafor, benzetmeler, üstü kapalı ifadeler kullanmayı tercih ediyorum. Sebebi;
bu alem zaten misaller alemi. Zahirde ilerleyen bir çark var. Batını bilenler,
görebilenler; leblebi ve çekirdek arasına karışmış badem misali az sayıda. Bak yine
bir benzetme. Perdelerle gizlenmiş hakikatler, örtülerle saklanmış gerçekler…
Kuran dilinde bile
misaller oldukça fazla. “ Allah, misal vermekten çekinmez”
Otuz İki Kıta,
yazısına gelecek olursak; sorulan bir sorunun cevabı olarak yazılmış bir
eserdi. Açıklama yapmak pek adetim olmasa da, bundan sonraki yazılarıma ışık
olması hasebiyle bu düsturumu es geçiyorum.
Soru; Allah’ın
varlığını tahayyül edebilir miyiz? “O” nasıl bir varlıktır?
Bu soruyu cevaplamam bilgimin ve dahi idrakimin üzerinde
olurdu. Benimkisi naçizane fikir beyan etmek, bakış açısı kazandırmak. Haydi buyurun
sofraya.
Yazının kahramanı,
dişte yaşayan mikrop, yani bizler. Ağız onun dünyası, otuz iki kıta ağızda
bulunan dişler. Pembe dalgalar dil. Dünya denen yer kısıtlı sayıda algımıza
hitap eden dar bir alan. Yıllar yıllar öncesine ait olan bir efsane; ağızda
bulunan mikropların ömür süreleri, zaman algıları farklı olduğu için onlara
yüzyıllar bizler için sadece birkaç sene. Tıpkı Allah katında ki zamanla bizim
zamanımızın bir olmadığı gibi. Anlatılan uzaylılar ve halk savaşı; dişçi koltuğuna
oturmuş olan insanın operasyon geçiriyor olması. Dişi çekilen kişini bir dişi eksilir
ve kanama olur, kan içinde bulunan akyuvarlar mikropları makrofaj yöntemiyle
yutar. ölümler ve canavarlar kısmı bunun açıklaması. Gemiye tutunan büyükbaba
operasyon aletiyle birlikte ağızdan dışarı çıkar ve insanın tüm fiziksel
varlığına şahit olur, beyaz haricinde ki diğer renkleri temaşa eder. Dişçi koltuğu,
saksıda bulunan çiçeği, oda parfümünü duyumsar. Bunlar algısının çok
ötesindedir. Ağız içindeyken böyle bir alemi hayal etmesi mümkün değildir. Üstelik
insanın sadece bedenini görmüştür. İç dünyasını, arzularını, duygularını,
isteklerini idrak edememiştir. İç organlarını görmemiş, sistemlerini algılayamamıştır.
Bizler de bu alemden, dünyadan çıkmadan, gitmeden, ölmeden, ya da daha başka
başka ifadelerle boyutumuzu değiştirmeden
ONU algılayamayız. Ne şekilde hayal ederseniz edin ALLAH’ ı hakkıyla
tanıyamayacak ve onu hakkıyla bilemeyeceksiniz. Ne hayal ettiyseniz çok
ötesinde olacaktır. Dişte yaşayan bir mikrop, insanı ne kadar ifade ederse işte
siz de o kadar.
Eh bu kadar açıklama kafi.
Genişletmek, yorumlamak, sorgulamak, karşı çıkmak, itiraz etmek size düşen pay…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.