Balkabağından Önce
Önce yularımı yürüme komutunda çekiştirdi.
Sonra “Deh!” diye bağırdı. Sonra da arkada istiflenmiş kafası güzellerin hepsi
farklı nidalarla “Dehh!” deyip “Kamçıla, kamçıla!” diye haykırdılar. “Deh!” demeleri yeterliydi ama anlama
hususunda beni hep kendileriyle karıştırıyorlar. Bu nedenle şiddet dilini daha
çok kullanıyorlar. Kamçılandıkça onlara daha çok itaatkar olacağımı
düşünüyorlar. Nasıl bilendiğimi bir bilseler... Çifte savura savura amuda kakıp,
kişneyerek şunları zembilden silkelemeyi nasıl istiyorum, anlatamam. Öfke
doldum ama yine her zamanki gibi içime hapsedip ardıma doluşan insancıkları
taşımaya başladım.
Vasıfları ve hedefleri olmayan, sadece
para yemeye odaklanmış bu embesil insancıklar topluluğu her gece ardıma doluşup
sayısız kamçı vurarak beni sürüp alemden aleme geçiş yapıyorlar. Cukkalarının
tıka basa dolu olmasının verdiği küstahlığı, bencillik, vurdumduymazlık ve emir
cümleleriyle yansıtıyorlar. Rica etmek, nezaket ve saygı lügatlarında yok. Ah
şu para nedense hep böyle karaktersizlerin cebini seviyor.
Saatin gonku gece on ikiyi vurduğunda vazifemin
sonlanacağına dair antlaşma yaparak işe başlamıştım. “O saatten sonra emir
çerçevesinde bir adım dahi atmam,” dedim. İstemsizce buna riayet ediyorlar. Zaten
bedavaya yakın hatta karın tokluğuna çalışıyorum desem yalan olmaz. Onlara
kalsa çalışma kriterimi çoktan çiğnemişlerdi ama biraz dişli oluşumdan
çekiniyorlar. Ara sıra kişneyip perçemlerimi
sallıyorum. Silkelenip zembili boşaltmamdan korkuyorlar. Korksunlar,
korksunlar!
Gece yarısına kadar bir lokma
nafakalanmadan partiden partiye sürülmek bazen dayanılmaz hale geliyor. Mesai
saati içinde saman torbama dahi el koyuyorlar. Neymiş efendim yol boyunca
yersem edermişim. “Kokudan burnumuzun direği mi kırılsın, biraz da yemesin,
ölür mü yani?” diyorlar. Ellerinden kadeh, tabaklarında yemek, kaselerinden
çerezleri meyveleri eksik olmayan bencil güruhlar sürüsü.
Bir defasında beni öyle bir koşturdular ki
dur durak bilmediler. Mesai saatleri içindeyiz diye çalışma etiğini tamamen
çiğnediler. Aç mıyım, susuz muyum sormadılar. Koş babam koş! Çatlıyordum
neredeyse. Canıma tak ettiği anda aniden durdum. Sonra bir şahlandım bir
şahlandım ki adeta deli kuvveti geldi üzerime. Başımı sağa sola sallayarak
gözlüklerimi attım. Ayağımı yerlere vurdukça nallarım şakırdadı. Burnumdan
soluyarak çifteler savurdum. Kendimden geçmekle kendime gelmek gibi bir anı
yaşarken arkamdakilerin sesleri yükselmeye başladı. Dönüp baktım. Hepsi
zembilden düşmüş, sağa sola savrulmuş. Kimi smokinin tozunu silkeliyor, kimi
topuzunu düzeltmeye çalışıyor, kimi ayakkabısının tekini arıyor kimisi de
belini tuta tuta doğrulmaya çalışıyor. “Kendinize gelin benim de bir canım var!”
babında onlara baka baka kişnedim. Bu isyanım karşısında sayısız kamçı yedim
ama olsundu. Onlara verilmesi gereken dersi vermiştim. Herşeye boyun eğ, her
kamçıya eyvallah de… Nereye kadar? Çatlasam zerre kadar umurlarında olmaz. Çok
değil hemen ertesi gece yenisini bulurlar.
On ikiden sonra korsan taşıyıcı çağırıp
devam ediyorlar. Lisanslılar çok tutuyormuş. Hem keyiflerine düşkünler, hem
cimriler hem de emekçinin hakkını yiyecek kadar da bencil ve nahaklar. Onlar
korsana doluşurken ben de hızlıca paklanarak üzerime balkabağını geçirip ahırdaki
köşeme geçip uzanıyorum. Aygın baygın elime gazeteyi alıyorum. Yurtta ve dünyada
olan bitenden haberdar olmak için sayfaları çevirirken uyuya kalıyorum.
Gün ışır ışımaz yaverleri başıma gelip “Hoo!”
diye bağırıyor. “Hoo, babanız!” diye küfrederek uyanıyorum. Kahyaya alışveriş
listesini verip, seyis ve diğer çalışanları da daha hızlı olması için
tembihliyor. Hergün biraz daha
saygısızlaşıyorlar. Etkiye tepki olarak ben de ister istemez kabalaşıyorum. Arpamı,
samanımı bitirmeden, suya kanıkmadan hemen ağzıma gemi vurup, sırtıma heybeyi
atıp, ardıma zembili takıp sürüyorlar. Sıcak ekmek, taze yumurta, günlük süt,
ballar, peynirler, sebzeler, meyveler… Kahvaltı keyifleri beş dakika aksayacak
olsa ortalığı toz dumana katıyorlar.
Koskoca çiftliğin içinde deli dana gibi koşturarak güne başlıyorum. Tarladaki işçilerin denetimi bende, çarşı pazar alışverişi bende, çiftlik içi envai türlü işler bende… Akşama kadar ardımda kahya, sırtımda seyisle dört nala koşuyorum. Akşam olunca sıra kendilerine geliyor. Yemeği yer yemez zembile doluşuyorlar. Kamçıyı şaklatıp “Deh!” diye haykırıyorlar.
Sevgi KORKUSUZ
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.