Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Balkabağından Önce

Önce yularımı yürüme komutunda çekiştirdi. Sonra “Deh!” diye bağırdı. Sonra da arkada istiflenmiş kafası güzellerin hepsi farklı nidalarla “Dehh!” deyip “Kamçıla, kamçıla!” diye haykırdılar.  “Deh!” demeleri yeterliydi ama anlama hususunda beni hep kendileriyle karıştırıyorlar. Bu nedenle şiddet dilini daha çok kullanıyorlar. Kamçılandıkça onlara daha çok itaatkar olacağımı düşünüyorlar. Nasıl bilendiğimi bir bilseler... Çifte savura savura amuda kakıp, kişneyerek şunları zembilden silkelemeyi nasıl istiyorum, anlatamam. Öfke doldum ama yine her zamanki gibi içime hapsedip ardıma doluşan insancıkları taşımaya başladım.  

Vasıfları ve hedefleri olmayan, sadece para yemeye odaklanmış bu embesil insancıklar topluluğu her gece ardıma doluşup sayısız kamçı vurarak beni sürüp alemden aleme geçiş yapıyorlar. Cukkalarının tıka basa dolu olmasının verdiği küstahlığı, bencillik, vurdumduymazlık ve emir cümleleriyle yansıtıyorlar. Rica etmek, nezaket ve saygı lügatlarında yok. Ah şu para nedense hep böyle karaktersizlerin cebini seviyor.

Saatin gonku gece on ikiyi vurduğunda vazifemin sonlanacağına dair antlaşma yaparak işe başlamıştım. “O saatten sonra emir çerçevesinde bir adım dahi atmam,” dedim. İstemsizce buna riayet ediyorlar. Zaten bedavaya yakın hatta karın tokluğuna çalışıyorum desem yalan olmaz. Onlara kalsa çalışma kriterimi çoktan çiğnemişlerdi ama biraz dişli oluşumdan çekiniyorlar.  Ara sıra kişneyip perçemlerimi sallıyorum. Silkelenip zembili boşaltmamdan korkuyorlar. Korksunlar, korksunlar!

Gece yarısına kadar bir lokma nafakalanmadan partiden partiye sürülmek bazen dayanılmaz hale geliyor. Mesai saati içinde saman torbama dahi el koyuyorlar. Neymiş efendim yol boyunca yersem edermişim. “Kokudan burnumuzun direği mi kırılsın, biraz da yemesin, ölür mü yani?” diyorlar. Ellerinden kadeh, tabaklarında yemek, kaselerinden çerezleri meyveleri eksik olmayan bencil güruhlar sürüsü.

Bir defasında beni öyle bir koşturdular ki dur durak bilmediler. Mesai saatleri içindeyiz diye çalışma etiğini tamamen çiğnediler. Aç mıyım, susuz muyum sormadılar. Koş babam koş! Çatlıyordum neredeyse. Canıma tak ettiği anda aniden durdum. Sonra bir şahlandım bir şahlandım ki adeta deli kuvveti geldi üzerime. Başımı sağa sola sallayarak gözlüklerimi attım. Ayağımı yerlere vurdukça nallarım şakırdadı. Burnumdan soluyarak çifteler savurdum. Kendimden geçmekle kendime gelmek gibi bir anı yaşarken arkamdakilerin sesleri yükselmeye başladı. Dönüp baktım. Hepsi zembilden düşmüş, sağa sola savrulmuş. Kimi smokinin tozunu silkeliyor, kimi topuzunu düzeltmeye çalışıyor, kimi ayakkabısının tekini arıyor kimisi de belini tuta tuta doğrulmaya çalışıyor. “Kendinize gelin benim de bir canım var!” babında onlara baka baka kişnedim. Bu isyanım karşısında sayısız kamçı yedim ama olsundu. Onlara verilmesi gereken dersi vermiştim. Herşeye boyun eğ, her kamçıya eyvallah de… Nereye kadar? Çatlasam zerre kadar umurlarında olmaz. Çok değil hemen ertesi gece yenisini bulurlar.

On ikiden sonra korsan taşıyıcı çağırıp devam ediyorlar. Lisanslılar çok tutuyormuş. Hem keyiflerine düşkünler, hem cimriler hem de emekçinin hakkını yiyecek kadar da bencil ve nahaklar. Onlar korsana doluşurken ben de hızlıca paklanarak üzerime balkabağını geçirip ahırdaki köşeme geçip uzanıyorum. Aygın baygın elime gazeteyi alıyorum. Yurtta ve dünyada olan bitenden haberdar olmak için sayfaları çevirirken uyuya kalıyorum.

Gün ışır ışımaz yaverleri başıma gelip “Hoo!” diye bağırıyor. “Hoo, babanız!” diye küfrederek uyanıyorum. Kahyaya alışveriş listesini verip, seyis ve diğer çalışanları da daha hızlı olması için tembihliyor.  Hergün biraz daha saygısızlaşıyorlar. Etkiye tepki olarak ben de ister istemez kabalaşıyorum. Arpamı, samanımı bitirmeden, suya kanıkmadan hemen ağzıma gemi vurup, sırtıma heybeyi atıp, ardıma zembili takıp sürüyorlar. Sıcak ekmek, taze yumurta, günlük süt, ballar, peynirler, sebzeler, meyveler… Kahvaltı keyifleri beş dakika aksayacak olsa ortalığı toz dumana katıyorlar.

Koskoca çiftliğin içinde deli dana gibi koşturarak güne başlıyorum. Tarladaki işçilerin denetimi bende, çarşı pazar alışverişi bende, çiftlik içi envai türlü işler bende…  Akşama kadar ardımda kahya, sırtımda seyisle dört nala koşuyorum. Akşam olunca sıra kendilerine geliyor. Yemeği yer yemez zembile doluşuyorlar. Kamçıyı şaklatıp “Deh!” diye haykırıyorlar.

Sevgi KORKUSUZ 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Balkabağından Önce

Sevgi Korkusuz Sevgi Korkusuz