Yalnız Kalabalık Cümleler
Yalnızlığımın müsaadesi olursa biraz
kalabalık cümleler kuracağım. Sert kelimeleri biçim biçim biçerek haddini
bilmesi gereken hadsiz harfler bileşenine üstü kapalı gönderi yapacağım. Evet yalnızlığımın
müsaadesi olursa…
Ne zaman yalnızlaştığımın tarihini
hiçbir köşeye not etmemişim. Her anı tasdiklediğim yazı defterime o zamanlarda dokunamıyordum.
Hadsiz harfler baskın gelip defter açtırmıyordu. Yıllarım körükörüne istila
edildi. İşte bu sebepten ötürü yalnızlığımla yıl dönümü kutlayamıyoruz.
Beni, cümle sınıfına dahi giremeyen hadsiz
harfler bileşeni büyüttü. Ruhumda çok iz
bıraktılar. “Şişştt!” “Hııı!” “Yooo!”
“Aaaa!” diye bu ve benzerleri harfler bileşeni hep yolumu kesti. Özgüven
çerçeveli cümlelerin elini her tuttuğumda baskına uğradım. İç dünyama gözdağı veren, sınır çizip engel
koyan vurgular, sık sık yolumu kestiler. Öyle ki, kelimesiz hadsiz tehditlerin
anasını dahi tanıdım.
Sevgisiz, saygısız ve hadsiz harfler
bileşenleri beni az kelimeli kelama ittiler. En güzel kelimelerin, en orijinal
cümlelerin kahramanı olma ihtimalini dahi çekemediler. Kalemle arama girip onu
benden uzak tuttular. Yazı aleminde söz sahibi olmamı menettiler. Cümleleri
yanıma alırsam onları ezip geçeceğimi biliyorlardı. Bu nedenle hep baskıladılar,
baskın üstüne baskın yaptılar.
Sustum. Uzunca bir süre sustum.
Kalemden sıtkımı sıyırmış, pes etmiş gibi göründüm. Onların safında onlarla
birlikte hareket ettim. Özgür cümlelerimi kamufle ettim. Bana kestikleri rolü
kabullenmiş gibi davrandım. Cümle dağarcığımı sempatik tavırlarımın altına
sakladım.
Bir sabah coşkun bir uğultuyla
uyandım. Kafamı sesin geldiği yöne, komedine doğru çevirdim. Yıllardır halihazırda
beklettiğim defterimin kapağına doluşan has cümlelerimle göz göze geldim. Hepsi
heyecan içindeydi. Üzerlerindeki baskıya daha fazla tahammül edemeyecekleri hal
ve tavırlarından anlaşılıyordu.
Onlara tebessüm edince bir tezahürat,
bir alkış koptu ki sormayın gitsin. Beceremeseler de zılgıt çalmayı da denediler.
Kapaktan aşağı inen çekici bir cümle de haykıra haykıra selanat yapmaya
başladı: “Seni sordum yıldızlara, seni
sordum yalnızlara, seni sordum kuşlara, uçan kuşlara…” Nasıl da biliyor
hislerimi?
Cümlelerin önünde sonunda noktalar, soru
işaretleri, ünlemler, virgüller ateş böceği gibi yana söne dans ediyorlar. Panayır
kurulmuş, cümbüş çoktan başlamıştı.
İçlerinden lider görünüşlü bir cümle
sözcülük yapma edasıyla aralarından sıyrılıp kalemin üzerine çıktı. İçindeki
tüm kelimeler disiplin içerisinde ip gibi dizilen cümlenin öznesi tam konuşmaya
başladı ki çalar saatim cakırdadı. Susturmam için kaş göz oynattı. Kapattım. Onu
dinlemek üzere hazır olduğumu ima etmek babında kafa salladım. Heceleri titreye
titreye konuşmaya başladı: “Şu hadsiz harfler topluluğuna daha ne kadar boyun
eğeceksin? Bizi daha ne kadar saklayacaksın? Artık satırlardaki yerimizi almak
istiyoruz. En güzel öykülerin, orijinal romanların kahramanı olmak için daha ne
kadar bekleyeceğiz? Şiirlerin mısralarına dökülmek için sabırsızlanıyoruz. Bu
kadar bekleyiş yetmez mi? Lütfen al şu kalemi eline, aç defteri ve bizi
satırlara yerleştir.”
İsyanlarına, yakarışlarına hak
verircesine kafa salladım. Onları daha fazla tutamaz susturamazdım.
Görünmeleri, sıra sıra dizilip okunmaları, sayfalarda siluet bulmaları için
harekete geçmeliydim. “Tamam!” dedim. Hayatımı, hayallerimi ve iç dünyamı
hadsiz baskınlardan soyutlama zamanı gelmişti. Kalemimi elime aldım.
Hızlıca cümle konulu bir sempozyum hazırladım.
Program sonrasında da küçük bir ödül töreninin olacağını belirtip herkesin
iştirak etmesini rica ederek davet ettim. Sahneyi kurdum ve akışa uygun
konuşmamı yaparak sadete geldim. Hadsiz harfler bileşenlerinin hepsini tek tek
sahneye çağırdım. Karakterlerini tatlı
dille ürkütmeden tanıttım. Kafaları karıştı. İronik betimlemelerimin şifresini
çözmeye uğraştılar. Övülmekle yerilmenin arasında kaldılar. Herkes pürdikkat
dinlerken biranda haykırmaya başladım:
“Hey, herkes duyuyor mu? Beni iyi
dinleyin!” Etrafımda toplanan hadsiz harfler topluluğunu işaret ederek: “Bunlar var ya bunlar, yıllardır cümlelerimin
yolunu kestiler. Baskın yemediğim an yoktu. Ne zaman güzel bir cümleyi dilime
dolasam hemen kelamımı kekeme edip susturdular. İçimi istila edip dışımı
vasıfsız bıraktılar. Kalemi elime almamam için ellerinden geleni artlarına
koymadılar. İyi bakın bu hadsiz harfler bileşenine. Ben şu an itibariyle resti
çekerek onların içinde barındığı çirkin cümlelere taviz vermeme kararı aldım. Hadsiz harfler bileşenleri ve haysiyeti
bozuk karakterlerin hepsini sildim. Varsa içinizde sizde silin!”
Kafa tutup tehdit bari karakterlerle
saldırıya geçtiler. Üzerime silgi atarak susturmaya çalıştılar. Salonda oturan
cümleler aniden ayağa kalktılar. Naif olanlar hadsiz karakterleri alkışlayarak
protesto etti, biraz cabbar olanlarsa alabildiğince yuhaladılar. Cümlelerime
tezahürat edip, hadsiz harfler bileşenlerini de kınadılar. Hınca hınç dolan
salonda baskılanmış cümlelerim, edebi hislerim ayyuka çıktı.
Kafamı çevirip baskın harfler
bileşenlerine baktım. Oldukları yerde büzüşmeye başladılar. Puntoları karışmış,
eğilip bükülmüşler. Afilli cümlelerimdeki babayiğit kelimeler her birinin
kulağından tutarak onları çöp kutusuna taşıdı.
Sahne temizlendi. Defterimi açıp
kalemi elime aldım.
Sevgi KORKUSUZ
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.