Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Umurumun Dibinde Birikenler

Hayatımın tam orta yerine oturdu. Yetebilmek, kabullenmek, eksenli iç dünyamı ele geçirip umruma sızan tüm eylemlerden yaka silktim. Herşey yolunda gitsin, kimse incinmesin diye bol keseden dakikalar ve saatler savurdum. Vaktimi heba ettiklerimin burnu kaf dağına değince ellerimi dizlerime vura vura dövündüm.

Erişilmeyen sevgiler, suya düşen hayaller, biten umutlar, içimde ukde kalanlar, ve kaybolan zaman… Yani her fırsatta, her önüme gelene kurban ettiğim dakikalar, saatler... Havai aklımı başıma alıp, verici huyumun kolunu cımırdım. Har vurup harman savurduğum vakitleri göz önüne alarak kendime çekidüzen verdim. Boşa harcanan zamanların muhasebesini yaptım.  Geçen zamandan ders çıkardım, toplayıp böldüm. Bilanço kabarık.

Kayıp zamanlarımı geri getiremeyeceğim için yaşadığım ana dair vakit eksenli bir program hazırladım. Vakit bu vakitir dedim ve kendim için kolları sıvadım. Herkese bol keseden dağıtığım zaman dilimlerinin önünü kestim.  Ruhumu esnetecek, güzel eylemlerin temelini atacak projemin startını verdim.

Bugüne kadar elime geçen geçmeyen her şeye beş dakika dedim/verdim. Saatin onda biri gibi. Onda birinden de az. Yani beş dakika. Dile yerleşen kayıp zaman dilimi. Bildiğimiz beş dakika. İşte bu dakikaları biriktirmek için vakit kumbarası oluşturdum.

Öncelikle ciğeri beş para etmeyenlerden kendimi soyutlayarak kumbarama bayağı dakika attım. Lüzumsuz seslere, boş lakırdılara kulak tıkayarak umursamazlık ilkesi edindim. Buradan da sayısız dakikalar geldi.  Şu akıllı telefonun içindeki her illete olur olmaz bakmaktan, ne idüğü belirsiz fenomenleri takipten kendimi men ettim. Oyunları sildim, sosyal medyayı sınırladım, geyik yapmayı bıraktım. Televizyon karşısına geçip diziler arası maratonu bıraktım. Muallak vakitleri, papatya toplar gibi topladım. Hatırı sayılır dakikalar tıkır tıkır kumbarama düştü. Az buz değil yüzlerce dakika tasarrufu yaptım.

Günlerden güzel bir gün seçtim. Rutinde herşeye tamam deme günü. En başta bunu değiştirerek sadece kendime tamam deme gününü ilan ederek değişimi başlattım. Psikolojim mülayim modda.

Kumbaramda biriken beş dakikaların bir kısmını yanıma alıp dışarıya çıktım. Çayıra, çimene, bahara, güneşe... Biriktirdiklerim için plan program yaptım. Ziyan etmemeli verimli kullanmalıydım. Yalın ayak çimlere basıp huşu içinde nefes egzersizi yaparken kumbaram imada bulunurcasına tıkırdamaya başladı. Onları işe yaramaz vakit dilimi gibi görmenin, hafife almanın mahcubiyeti sardı.

Biraz kitap okudum. Bilinç akışı edebiyatın kalbine sıçradı. Şiire benzer dizeler etrafımda dönmeye başladı. Bir avuç yeşili çember altına alan göğü delen yapıtlara göz atarken Uzun çizgiler arasındayım diyerek tasavvur ettiğim cümlelerimi esin defterime işlemeye başladım. Vakti gelince tek tek ayıklayıp şiirlerime, öykülerime, romanlarıma serpiştireceğim.

Yakaladığım cümlelerimi kaçırmamak adına hızlı hızlı yazarken patisiyle elime dokundu. Evet narince dokunarak gözlerimin içine baktı. Gözden niyet okumanın alasını yaptı. Çantamda onlar için hazırladığım salamlardan nasiplenmek babında miyavladı. Sırnaştı. Cümlelerimi kenara bırakıp defteri kitabı kapattım. Birkaç dilim salam verdim. Sırtını sıvazlayarak etrafıma göz atmaya başladım. Muhitin tüm kedilerine davet vermek istiyordum. Sesimin gidebileceği her yere “Gel, pisi, pisi!” nidalarımla davet yolladım. Dört koldan geldiler. Her gelene pay verdim ama birine biraz torpil geçtim. Şatafatlı, güzel gözlü, albenili tüy yumağını iki elimle kavrayıp kucağıma aldım. Sarı beyaz, tertemiz, tombiş… Yedirip doyurdum. Sırtını sıvazlayarak dizime yatırdım. Yalın ayağımın altındaki çimlerden vücuduma yayılan pozitif enerjinin yanı sıra mırıltılı huşusuyla ruhum da dinginleşti.  

Stresten arındığımı düşünürken salamlara başka taliplilerde çıktı.  Havlayarak talepte bulunurken kucağımdakinin tüyleri diken diken oldu. Hızla yere inip homurdayarak sırtını köprü biçimine getirdi. Çemkirerek karşılık alınca iki ayağının üzerine kalkıp tehdit etti. Minik bedenli cesur kedinin karşısında cüsseli bir köpek... “Durun! Sakin olun,” dedim. Kalan salamları onlara vererek gerginliği sulh ettim.

Der demez hemen karşımdaki dev dikkatimi çekti.  Birisi tırmanmış. Yok yok birileri devin tepesinden sarkmış. Temizlik günüydü sanırım. Tek tek saydım. Otuz ikinci kattın hizasındalar.  İçim bir tuhaf oldu. Otuz ikinci katın dışında, halatlarla bağlı bir sepette ellerinde temizlik malzemesi sil, temizle, parlat...

Binanın sağından ve solundan sarkan iki sepetten birine yüreğim hoplaya hoplaya kendimi de iliştirdim. “Haydi üç koldan silelim. Sizin yürek mangal gibi, bende de deli bir cesaret…” diyerek kollarımı sıvadım. Yüzüme anlamsızca bakıp birkaç saniye sonra elime aparatı tutuşturdular. İki fıs fıs, bir bas çek, gıcır gıcır...

“Bunun markası ne? Ben de camlarımı bununla sileyim,” dedim. Duymazdan geldiler.

Silmeye devam ettim. Silerken epeyce kurdum. Ardından kocaman bir vesvese doğurdum. 

“Bunun temeli nasıl? Siz yapı denetim şeylerini gördünüz mü? Depreme dayanıklı mı? On binlerce bina yerle bir oldu ama hala göğe doğru devleşiliyor. Çürük çarık, zeminsiz tekinsiz binaların neticesi can kaybına dönüyor. Çok yazık.”

“Çok konuşuyorsun. Burada herkes işine bakıyor. Bu binalar olmasa bizim işler kesat olur. Hadi sil!”

“Vay be! Etik metik yok! Para, para, para!”

Söylene söylene silmeye devam ettim ama hiç içime sinmiyor. Zaten yüreğim ağzımda.

“Durdurun ineceğim,” dedim. Güldüler. Sadece güldüler.

Diğer sepetteki seslendi: “Bu dolmuş değil, durağa gelmeden durmaz,” deyip daha çok güldüler.

“İyi de ben durakta binmedim ki,” dedim.

Katıla katıla gülerek silmeye devam ettiler.

“Aloo! Size diyorum,” diyerek yanımdakinin tulumunu çekiştirdim. Sırıtarak yüzüme baktı. Sonra cama bakarak: “Orada leke kalmış. Tekrar sil,” dedi.

“Kime diyorum!”

Sepetten aşağıya bakıp yürüyen karıncamsı insanları, seyir halindeki maket görünümlü arabaları görünce gözümün önü karardı. Reflekslerim katılaştı, içim daraldı. Buradan nasıl kurtulacağım diye düşünürken aniden sarsıldık. Halatlardan birisi koptu.

“İmdat, düşüyoruz! Bizi kurtarın,” diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Yanımdakiler soğukkanlı. “Dur şimdi yardım ederler,” dedi. Telsizin düğmesine basıp anlattı.

Telsizin diğer ucundakiler, “Sorun yok devam edin,” dediler.

“İp koptu ip!” diye serzenişlerimi önemsemediler. Sadece tehlikedeki ben değildim ki. Kendileri de aynı sepette.

Ellerimi gözlerime kapattım.

Koluma, sırtıma sürtündü. Cabbarları savuşturup gelmiş. Gözgöze gelir gelmez hemen kucağıma atlayıp kıvrılarak yattı. Başını okşayarak sırtını sıvazladım. Derin bir nefes alıp kafamı tekrar kaldırıp sepettekilere baktım. Yine gözümün önü karadı, midem bulandı.

Sevgi KORKUSUZ

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Umurumun Dibinde Birikenler

Sevgi Korkusuz Sevgi Korkusuz