Eğitimde Bir Çıkmaz Sokak Ev Ödevi
Eğitim
sistemimizin en büyük yaralarından biri ödev sorunudur. Ödev verilmeli mi
verilmemeli mi, faydalı mı faydasız mı, az mı verilmeli, çok mu? Bugün ödev
konusuna kısaca değineceğiz.
Uzmanlar arasında, ev ödevi
konusu tam bir “uzlaşılamayan alan” olarak kalmaya devam ediyor. Bu
tartışmaların merkezinde üç isim ve onların ortaya koyduğu zıt kutuplardaki
araştırmalar yer alıyor: Harris Cooper, Alfie Kohn ve John Hattie.
Harris Cooper, ABD Kuzey
Karolina’daki Duke Üniversitesinde yıllarca ödevle ilgili araştırmalar yapmış
ve ödevin öğrenci üzerinde olumlu etkilerini ortaya koymuş. Cooper, 10 dakika
kurulanı getiren bilim insanı olarak biliniyor. Ona göre, öğrenciye birinci
sınıfta günlük 10 dakikalık ödev
verilmeli, üst sınıflara çıktıkça bu süreye onar dakika eklenmeli. Özetle
öğrenci ikinci sınıfta 20 dakika, üçte 30, beşte 50 dakika ödev yapmalı. Bu
şekilde öğrenci akademik başarısını artırırken sorumluluk, öz disiplin ve zaman
yönetim gibi yaşam becerilerini öğreniyor ve karakter gelişimini sağlıyor.
Cooper’e göre24 saat içinde tekrar edilmeyen bilginin %50’si unutulur, ödev bu
kaybı önler.
Cooper’in aksine Alfie Kohn, “Ödev
Miti” adlı eserinde ödevin hiçbir faydası olmadığını, aksine öğrenciye zarar
verdiğini savunur. Kohn’a göre ödev, çocuğun doğuştan gelen yeteneğini söndüren
ve okulu geceleri de eve getiren bitmez bir angaryadır. Yaptığı çalışmalarla
aşırı ödevin uyku bozuklukları, stres, mide ağrıları ve aile içi çatışmalara
yol açtığı yönünde bulgulara ulaşmıştır.
Bu alandaki üçüncü otorite kabul
edilen Jhon Hattie, binden fazla meta-analizi inceleyerek ödevin gerçek
etkisini rakamlarla ortaya koymuş: Hattie’ye göre ödevin ilkokul kademesinde
öğrenciye faydası yok denecek kadar azdır. Ortaokulda ödevler belirli
sınırlarda faydalı, lise kademesinde ise ödev sınavlar ve akademik başarı için
etkilidir. Hattie, ilkokulda ödevin akademik bir katkısı olmadığını ancak
öğretmenlerin öğrencilere alışkanlık kazandırmak için ödev vermeye devam
ettiklerini, bunun da bazen ters teptiğini belirtir.
Dünyada bazı ülkelerin ödev
konusundaki yaklaşımlarına bakmadan önce uzmanların ödev tanımına bir göz
atalım. Nedir ödev? Prof. Dr. Firdevs Güneş, “Eğitimde Ödev Tartışmaları” adlı
makalesinde şöyle bir tanıma yer vermiş: “Ödev, öğrenci gelişimini sağlamak
amacıyla öğretmenler tarafından verilen öğrenme etkinlikleridir. Ödevin amacı
öğrencileri yeni konulara hazırlamak, öğrenmeyi kolaylaştırmak, öğrenilenleri
gözden geçirmek, pekiştirmek, günlük yaşama aktarmak, aktif öğrenmeyi sağlamak,
öğrencilerin dil, zihinsel, sosyal ve bedensel becerilerini geliştirmeye katkı
sağlamaktır. Bu süreçte öğrencilere ödev yapma sorumluluğu da
kazandırılmaktadır.”
Ne kadar güzel bir tanım değil
mi? Eminim bu tanımdan sonra hepinizin ödev yapma isteği doğmuştur. İdeal olan
realiteyle örtüşüyor mu birazdan bakacağız.
Şimdi gelelim dünya ülkelerinin ödev
konusundaki uygulamalarına. Ev ödevi uygulamalarına göre ülkeleri genel olarak
üç ana sınıfa ayırabiliriz:
Birinci olarak, minimalist ve
ödevsiz yaklaşımı belirleyen ülkeler. Bunlar, eğitimin okul duvarları dışında
bitmesi gerektiğini savunarak ev ödevini tamamen yasaklamışlar veya günlük ödev
sürelerini çok sıkı kurallarla sınırlandırmışlardır. Finlandiya, Fransa, Güney
Kore gibi ülkelerde belirli sınırlamalar getirilmiştir. Finlandiya ev
ödevlerinin çocukların en fazla 10-15 dakikasını almasını hedeflemiş, kalan
sürenin oyun, dinlenme ve sosyal becerileri geliştirilmesinde kullanılmasını
sağlamış. Fransa 6-11 yaş arasındaki öğrencilere ödev verilmesini 1956e’da
yasaklamış ve halen bu yasağı uyguluyor ancak uzmanlar öğretmenlerin bu kuralı
delerek öğrencilere ödev verdiğini belirtiyor. Güney Kore sınav baskısının
yoğun olduğu ülkelerden biri, birinci ve ikinci sınıfta ödev verilmesini
yasaklamış, ancak ilerleyen dönemlerde ödev temposu artıyor.
İkinci olarak Dengeleyici ve
sınırlı ödev politikası izleyen ülkeleri ele alıyoruz. Bunlar Amerika, Almanya,
Japonya gibi ülkeler. America Cooper’in ilkesini benimsemiş ve öğrencilere 10
dakika sistemine göre ev ödevi veriyor. Almanya ilkokulda 30 dakikayı,
ortaokulda bir saati geçmeyecek şekilde ödev verilmesini sağlamış. Hafta
sonları ve tatillerde ödev verilmesini de yasaklamış. Japonya ise ödev süresini
20-30 dakika ile sınırlandırmış, öğrencilere akademik yükten ziyade sorumluluk
bilinci ve öz disiplin kazandırmayı hedeflemiş.
Üçüncü olarak, yoğun ödev ve
akademik baskı grubu ülkeler. Çin, Rusya, İtalya gibi ülkeler. Çinli öğrenciler
günlük 2-3 saat, Rus öğrenciler haftalık 10 saat, İtalyan öğrenciler ise
haftalık 9 saat ödev yapıyorlar.
Gelelim bizim ülkemize. Milli
Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin
ölçme ve değerlendirmeyi düzenleyen maddelerinde ilkokul kademesi için net bir
çizgi çizilmiştir: İlkokul 1, 2 ve 3. sınıflarda öğrencilerin akademik ve
sosyal gelişimlerini desteklemek amacıyla geleneksel anlamda (test, yoğun sayfa
doldurma vb.) ev ödevi verilmemesi esastır. Bunun yerine öğrencilerin okulda
öğrendiklerini pekiştirecek, araştırma duygusunu geliştirecek ve aile içi
iletişimi artıracak etkinlikler öneriliyor. Yine MEB, tatillerde öğrencilerin
ödev yükü altında ezilmesini istemiyor. Bu görüşü sonuna kadar desteklediğimi
belirtmeliyim. Gel gelelim realite böyle olmuyor. LGS ve YKS baskısı bizde ilkokul
birinci sınıftan başlıyor. Konuyla ilgili alan yazındaki çalışmalara bakarsak
ilkokuldan itibaren yoğun bir ödev verme eğilimiyle karşılaşıyoruz
okullarımızda.
Birkaç yıl önce ilkokul birinci
sınıf kaydı için okuluma gelen bir veli,
sekizinci sınıf öğrencilerimin liseye giriş oranının ne olduğunu
sormuştu. Ona, çocuğunun daha birinci sınıfa başlayacağını, LGS için çocuğunun 8 yılı olduğunu, şimdiden bu
kaygıyla eğitim yolculuğuna başlarsa çocuğu bir test makinesi ve robot haline
getireceğini anlatmış, ayrıca geçtiğimiz yıllarda iki Türkiye birincisi
çıkartmış olmamızın onun çocuğuna bir fayda sağlamayacağını söylemiştim, ancak
veli benim cehaletimle çocuğunun bir yere gelemeyeceğine karar vererek kayıt
yaptırmadan gitmişti.
Diyeceğim odur ki bakanlığımızın
ev ödevi konusundaki yaklaşımı, sistemi çok mantıklı ve güzel. Ancak Türkiye
gibi eğitim alanında çok mükemmel seviyeye ulaşmış, ayrıca velileri bu konuda
birikimli ve uzman olan bir ülkede ödevsiz yapamazsınız. Birkaç yıl önce bir ilkokul
velimiz bana çocuğunun öğretmenini şikayet etmişti. Veli, öğretmenin hiç ödev
vermediğini, çocuğunun akademik gelişimi için test kitabı alınması gerektiğini,
bol bol soru çözdürülmesinin, ayrıca haftalık deneme sınavlarının yapılmasının
şart olduğunu dile getiriyor ve öğretmeni bunları yapmadığı için şikayet
ediyordu. Velimize bu konuda çok haklı
olduğunu, bakanlığımızın eğitim uzmanlarına bilgi ve birikimiyle taş çıkarttığı
için kendisini takdir ettiğimi ama bizim bakanlığın sistemine uymayı tercih ettiğimizi
ifade etmiştim.
Ülkemizde öğrenciler ödev yapmak
zorundadır. Bizde bilimsel verilerin geçerliliği önemli değildir. Sosyal medya
bilgileriyle genel kültürünü tamamlayan, eğitim alanında profesör statüsüne
yükselen anne babalar varsa, ödev verilmek zorunludur. Aslında bu ödevlerin
büyük çoğunluğunu da öğrenci değil veli yapmaktadır. Fransa’da yapılan bir
araştırmada ilkokul çağı çocukların ev ödevlerini % 95 oranında annelerin
yaptıkları ortaya çıkmış. Çalışma annelerin yardım ettiği dese de o yardımların
nasıl olduğunu kendimizden biliyoruz. Keza bizde yapılan bir araştırmaya göre
de aynı yaş grubunda annelerin % 85’i çocuklarının ödevlerini yapıyor.
Neticeye gelecek olursak LGS, YKS
gibi sınavlar devam ettiği sürece ödev vazgeçilmez olmaya devam edecektir.
Çocuklarımız; çocukluklarını yaşamak, oyunla, etkinlikle bilgi ve becerilerini
geliştirmek yerine angaryalarla zaman kaybedecekler. Bir eğitimci olarak bu
durumun yakın zamanda düzelmesini temenni etmeme rağmen hiç de umutlu olduğumu
söyleyemem.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.