İki Asır Tek Beden
İçimde iki farklı nehir akıyor aynı denize doğru...
Benim bir yaşım on sekiz, diğeri tam kırk üç.
Biri henüz yolun başında, diğeri yorulmuş ama mağrur.
Bu iki kadını aynı fırtınada dengene tutmak muazzam bir güç!
Omuzlarımda taşımaktan yorulduğum, ama asla yere bırakmadığım o sızı...
Zamanın iki yakasından sarkan o meşhur ağır yük.
Biri fırtınaya göz kırpan milat, diğerinin kıdemi büyük.
Yine o saatlerdeyim, hani insanın kendini en sahipsiz hissettiği o kimsesiz vakitlerde...
Gece tam saat 3.
Odama sızıyor o çok tanıdık ses, duvarlara çarpıyor anılar.
Geçmişin faturalarını önüme seriyor Ebru Gündeş.
Yaraları kanatır gibi, hesapsızca yükseliyor o nakarat:
"Sen Allah’ın bir lütfusun, gözlerimin nurusun..."
Ah o çocuksu inanış, o hesapsız teslimiyet...
On sekizim bu şarkıyı dinlerken, ömrünü adıyor, sanırsın saadet şampiyonu!
Oysa hayatın gerçekleri ne kadar da soğukmuş.
Kırk üçüm aynadaki gölgeye bakıp kahvesinden bir yudum alıyor:
"Lütuflar da eskir azizim, nurlar da zamanla sönüyor..."
İçini çekiyor o kadın, gözlerinde yılların yorgunluğuyla mırıldanıyor:
"İnsan en çok, kendi elleriyle beslediği o şahane hayallere yeniliyor."
Benim bir yaşım on sekiz, diğeri net kırk üç.
Biri hırçın bir uçurum peşinde, diğeri diyor ki:
"Kimseye hesap verecek yaşta değilim, bitti o güç!"
Korkusuzca atılıyor hayata gençliğim, arkasına bile bakmadan...
On sekizim hayatın göğsüne muzaffer bir hançer gibi saplanma derdinde,
Oysa olgunluğum çoktan kendi krallığını kurmuş.
Kırk üçümün keyfi yerinde; vizesini bizzat bastığı o dokunulmazlık ülkesinde.
Zaman akıyor, akrep yelkovanı kovalıyor, acı derinleşiyor.
Saat oldu gecenin dördü; karanlık tam bir sahtekarlık vadisi,
Yine yükseliyor radyodan o feryat figan Ebru Gündeş’in okyanus sesi.
Gözlerimden süzülen her damlada aynı çaresizlik yankılanıyor:
"Şimdilik araftayım, firardayım, hastayım..."
Gözyaşları sicim gibi dökülürken o genç kızın yanaklarından...
On sekizim ağlama krizlerinde, sanıyor ki kıyamet koptu.
Ama o kırık dökük kalbi ayağa kaldıracak olan yine benim.
Kırk üçüm acıyla çoktan el sıkışmış, mırıldanıyor o mağrur sonu.
Şefkatle eğiliyor kendi gençliğinin üstüne ve fısıldıyor:
"Ağlama çocuk. Biz o arafın kirasını gençlikle ödedik, mülkiyeti bize ait, kontratı iptal ettik."
Çünkü biz kolay kolay yıkılmayız, düştüğümüz yerden daha güçlü kalkarız.
Benim bir yaşım on sekiz, diğeri tam kırk üç,
Biri kopan iplerde yalınayak cambaz,
Diğeri kör kuyuları eriten asil bir güç.
Tehlikeye bile bile yürümek o yaşın şanıydı belki de...
On sekizim yangınları şenlik alanı sanıp koşardi hep ateşe,
Şimdi. Kırk üçüm güneş gözlüğünü takıp, mağrur bir tebessümle fısıldıyor güneşe.
Yılların verdiği o yıkılmaz, o sarsılmaz özgüvenle meydan okuyor dünyaya:
"Biz ne cehennemler söndürdük tatlım, senin rüzgarın üflese ne yazar bu ateşe?."
Ve o ezeli mesele... Kalbimizi en çok acıtan, bizi biz yapan o duygu...
Aşk dediğin o muazzam felaket.
İki yaşımda iki ayrı senaryo...
Biri kurşun gibi anlık bir infaz,
Diğeri zamana yayılan bir sabır ipi sağlamdır. İncelmeden kopmaz.
Dinledikçe içimi titreten, beni benden alan o şarkı devam ediyor sarsmaya.
Bak ne diyor yine o durdurulamaz ses, kendi ihtişamıyla.
"Tanımam senden başka. Çok canım yansa da bu aşkta!"
Hiç düşünmeden, canının yanacağını bile bile kapılıyor o rüzgara...
On sekizim bu keskin teslimiyete hemen biat ediyor.
Fakat yaşanmışlıklar unutturmuyor kendini, koruyor o saf kızı.
Kırk üçüm içindeki kadının omuzuna dokunup tüyoyu veriyor:
"Hayatta en çok ’asla’ diyerek mühürlediğin yere demir atıyorsun, unutma!"
İşte böyle... Bu benim, bu bizim hikayemiz...
Dedim ya... Benim bir yaşım onsekiz , diğeri kirküç
Bu iki ayrı asrı tek bir bedende, savaşsız yönetmek entelektüel bir güç.
Farklı yönlere esen ama aynı ruhu besleyen iki büyük güç.
Biri dünyaya meydan okuyan o hırçın, o ödünsüz rüzgar.
Diğeri o rüzgarın yönünü avucunun içi gibi bilen bilge kaptan.
Biri bitmeyen o iştahlı fragman.
Diğeri sonunu bildiği filmlere bir daha bilet almayan o seçkin insan.
Ve nihayet bitiyor bu içsel hesaplaşma, sular duruluyor yavaşça.
Ve nihayet perde kapanıyor, sahnenin ışıkları sönüyor teker teker.
İki yaşım da aynı yaralı nakaratta el ele veriyor, bu kez sitem etmeden.
Gece bitti. Artık uyku vakti gelmişken.
Karanlığın sükutunu keskin bir çığlıkla bölüyor yine radyo.
Son kez vuruyor dalgalar gönül kıyılarıma:
"Demir attım yalnızlığa, bir hasret denizinde. Ve şimdi hayallerim o günlerin izinde."
Artık kırgın değilim kendime, ne o 18 lik deli kıza ne de bu olgun kadına.
Ben her iki ömürle de şu an bu şiirde helalleştim, imzamı attım kabullenişin dibine.
Gözlerimde biriken yaşlara inat, gururla tebessüm ediyorum gelmişime, geçmişime.
Gülümsüyorum evet.
Sadece geçmişten bugüne olan kendi zaferime
Not :Şiirin yazarı ( My Life)
Tarih 20.05.2026
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.