Köken Türk Dili Ve Kültürü Serisi 6 Aileden Sülaleye Soy Ve Kan Bağı
Aileden
Sülaleye: Kan Bağı, Soy ve Toplumsal Aidiyet
Modern dünyada aile denildiğinde çoğu insanın
aklına anne, baba ve çocuklardan oluşan küçük bir yapı gelir. Hatta buna özel
olarak "çekirdek aile" adı verilir. Ancak insanlık tarihinin büyük
bölümünde ve Türk toplumunun geleneksel yapısında asıl aile biçimi bu değildi.
Bugün "geniş aile" dediğimiz yapı,
aslında geçmişin normal ailesiydi.
Bir evde yalnızca anne, baba ve çocuklar
yaşamazdı. Dede, nine, amca, hala, gelin, damat, torun ve diğer akrabalar da
aynı yaşam düzeninin parçasıydı. Ortak üretim yapılır, ortak sofraya oturulur,
ortak sorumluluk paylaşılırdı.
Bu nedenle geçmişte aile yalnızca bir ev halkı
değil, yaşayan bir topluluktu.
Zamanla aile büyür, çocuklar evlenir, yeni
ocaklar kurar ve aynı kökten gelen yeni aileler oluşurdu. İşte bu noktada aile,
sülaleye dönüşmeye başlardı.
Burada karşımıza incelemediğimiz bir kelime
çıkıyor sülale Arapça kökenli bu kelime şu anlamı taşıyor: Sülale,
aralarında
kan bağı bulunan, aynı soydan veya ortak bir atadan türeyen geniş aile ve akraba
topluluğuna verilen isimdir. Genellikle ailelerin
birleşmesiyle oluşan daha büyük bir sosyal grubu ifade eder.
Peki bu kelimenin Türkçesi nedir?
Soy kelimesidir soy adı da o sülalenin soyunun adıdır.
Soy kelimesinin kökünün nereden geldiğini niye soydan gelen
topluluğu anlatmak için soy kelimesinin kullanıldığına bakarsak köken bilimi olarak baktığımızda dil bilimciler
ve akademisyenler şu bilgiyi veriyor :
Orta
Türkçe
soy “sulb, zürriyet” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük
Toharca
soy “oğul” sözcüğünden alıntı olabilir; ancak bu kesin değildir.
Ek açıklama
Eski Türkçe yazılı kaynaklarda izi olmayan sözcüğün Oğuz diline özgü olduğu anlaşılıyor. Doğu Türkistan′ın Kuçi bölgesinde 5.ila 8. yy′larda yazılı kayıt bırakan Toharca B dilinde soy “erkek evlat” dilin ana unsurlarındandır. Bkz. Douglas
Adams, A Dictionary of Tocharian B sf. 769.
Soylulaştırma ve bundan soylulaştırmak, İngilizce gentrification teriminin çevirisidir.
Anlaşılması zor insanı tatmin etmeyen bir sürü bilgi var biz yine burnumuzun önünde duran öz Türkçe
olan soymak fiilinden yola çıkarak mantıklı açıklamalar bulabiliriz
Soya niye soy denmiştir?
ifade edilen soy katmanlardan oluşur ,örneğin en büyüğü
ulustur Türk ulusu gibi sonra klan yani aşirettir örneğin Türkmen aşireti gibi,
sonra sülaledir kulaksız sülalesi gibi sonra
aileye ve ilk dedeye varılır kulaksız Mehmet dede gibi bilinen en eski erkek
odur… dış kabukları soya soya derine inersek öze çekirdeğe ulaşırız işte o
yüzden kulaksızlar soyuna böyle ulaşılır ,dış kabukların katmanlarının
soyularak ulaşılmasından kaynaklıdır soy kelimesi bu alternatif bakış açısı
bizim açımızdır.
Sülale; yani soy hatırlanabilen en eski atadan başlayarak onun
çocukları, torunları ve onların kurduğu ailelerin oluşturduğu büyük
topluluktur.
Bir aile mekân içinde büyür.
Sülale ise zaman içinde büyür.
Birkaç nesil sonra artık ortada tek bir ev değil,
aynı kökten gelen onlarca aile bulunur. Bu ailelerin hepsi aynı dedeyi, aynı
kökü ve aynı geçmişi bilir.
Bu yüzden insanlar kendilerini çoğu zaman:
"Biz filanca dedenin torunlarıyız, yada biz
o dedenin soyundanız "
sözleriyle tanımlarlar.
Burada sülaleyi ayakta tutan temel unsur kan
bağıdır.
Eski toplumlarda kız ve erkek çocuk aynı derecede
değerli olsa da sülalenin devamı farklı görevlerle sürdürülüyordu.
Erkek çocuk genellikle kendi ocağında kalıyor,
evleniyor ve çocukları aynı soy içinde büyütüyordu. Bu nedenle soyun adı,
sülalenin hafızası ve ata hattı çoğunlukla erkekler üzerinden takip ediliyordu.
Kadın ise başka bir aileye gelin gidiyor ve orada
yeni bir hayat kuruyordu.
Bu nedenle eski toplumlarda:
Erkek soyu sürdürür,
kadın ise soya can verir, soyları birbirine bağlar
düşüncesi yaygındı.
Kadın doğuran, büyüten ve yaşatan güçtü. Erkek
ise soyun adı ve devamlılığıyla ilişkilendiriliyordu.
Bu bakış açısı halk diline de yansımıştır.
Anadolu'da sıkça rastlanan:
"Kız bizim evde büyür, el evine gider."
anlayışı bunun bir sonucudur.
Burada amaç kız çocuğunu küçümsemek değil, onun
ileride başka bir ocağın parçası olacağını kabul etmektir.
KÖKEN açısından ilginç olan nokta, kadının sülale
içindeki rolünün yalnızca doğurganlıkla sınırlı olmamasıdır.
Kadın aynı zamanda aileler arasındaki bağı kuran
kişidir.
Erkek aynı sülalenin içinde kalırken, kız kardeş
başka bir aileye gider ve iki farklı soy arasında köprü oluşturur.
Belki de bu nedenle Türk kültüründe
"bacı" kavramı yalnızca kız kardeş anlamına gelmez.
Etimolojik olarak baktığımız zaman bacı için
açıklanan kök şudur:
Moğolca
baca “büyük kızkardeş, abla” sözcüğü ile eş kökenlidir.
Bizim bakış açımız köken olarak farklıdır aile ve yaşayan dilin içinde
ararız sorunların cevabını…
Bir erkek yetişkin ise kendi mahallesinde kendi
eşi veya sevdiği kadın dışında yaşıt kadınları bacı olarak görür kendi kız kardeşi gibi
kollar gözetir
Eğer erkek çocuksa bu kadınlara
- abla,
- teyze,
- yenge
gibi akrabalık isimleriyle tanımlar.
Bu kullanım kadını aile dışına değil, aile içine
yerleştirir.
KÖKEN açısından bakıldığında "bacı"
yalnızca kardeş değildir; bağ kuran, bağ kurulan kadındır.
Bağcık bağ bağcı ve bacı bu bağlamda bakıldığında kelimenin kökeni
hakkında net bir fikir verebilir
Buradan hareketle, halk dilinde kullanılan
"bağ" ve "bağcık" kavramları bu yüzden dikkat çekicidir. Etimolojik iddia olmamakla birlikte, bacı
sözcüğüyle kurulan bu çağrışım Türk halkının kadını çoğu zaman soyun değil,
bağın temsilcisi olarak gördüğünü düşündürmektedir.
Aynı şekilde halk ağzında kullanılan
"kancık" sözcüğü de dikkat çekicidir.
Kancık : Soğdca
kançīk “genç kız” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük
Orta
Farsça
aynı
anlama gelen kanīçag sözcüğü ile eş kökenlidir. Orta
Farsça sözcük
Avestaca
aynı
anlama gelen kainyikā sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük
Sanskritçe
aynı
anlama gelen kanyā́ कन्या sözcüğü ile eş kökenlidir. Sanskritçe sözcük
Hintavrupa
Anadili
yazılı
örneği bulunmayan *ken- “yeni, taze” kökünden türetilmiştir.
Daha fazla bilgi için jineko+ maddesine bakınız.
Bu şekilde bilimsel bir açıklama yapar.
Akademik etimolojisi farklı açıklansa da KÖKEN
yaklaşımı açısından bu kelime, kan bağının erkek hattında sürdürülmesi
düşüncesiyle ilişkilendirilebilir.
Erkek tam kan bağını temsil eder
Dişi yani kancık küçük kan bağını temsil eder bu
bakış açısı bana daha anlaşılır daha anlamlı geliyor
Bu yorum tarihsel bir kanıt değil, halkın aileyi
algılayış biçimini anlamaya yönelik kültürel bir okuma olarak
değerlendirilmelidir.
KÖKEN'in amacı tam da budur.
Kelimeleri yalnızca sözlüklerdeki karşılıklarıyla
değil, onları üreten toplumun yaşam biçimiyle birlikte okumak.
Çünkü bazen bir kelimenin gerçek hikâyesi, dil
bilgisinden çok insan hafızasında saklıdır.
Aileden sülaleye uzanan bu yolculuk da bize şunu
gösterir:
İnsan önce birey değildir.
Önce bir ailenin parçasıdır.
Sonra bir sülalenin.
Sonra bir soyun.
Ve en sonunda kendisini ait olduğu büyük
topluluğun içinde tanımlar.
29.05.2026
HİJNİNOVGRAD
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.