Part 2 Kaderin Üçlü Düğümü
DELİ TAY
Mehmet Bayburt
Part 2: Kaderin Üçlü Düğümü
Tunga, obanın sınırlarına yaklaştığında güneş çoktan kızıl bir hüzne bürünmüştü. Deli Tay’ın toynak sesleri artık toprağın üzerinde yankılanmıyor, sanki yerin derinliklerinden gelen kadim bir kalp atışı gibi bozkırı sarsıyordu. Obadakiler için o, zapt edilemez, lanetli bir "Deli Tay" idi; ancak Tunga için o, artık rüzgârın ta kendisiydi.
Obanın girişinde nöbet tutan alpler, ellerindeki mızrakları sıkıca kavrayıp geri çekildiler. Tunga’nın üzerinde ne bir zırh vardı ne de elinde bir silah; sadece tayın yelesine dolanmış parmakları ve gözlerinde, bozkırın uçsuz bucaksız yalnızlığını taşıyan o duru bakış vardı. Oba beyinin otağının önüne geldiğinde, obanın üzerine ölü bir sessizlik çöktü.
İşte tam o an, otağın girişi aralandı ve Alçın göründü. Gözleri, obanın üzerine çöken bu tuhaf gerilimi delip doğrudan Tunga’ya, daha doğrusu Tunga’nın altındaki o kızıl yeleli güce odaklandı. Alçın, obadaki diğer kadınlardan farklıydı; bakışlarında, Deli Tay’ın gözlerindeki o kan kırmızısı ateşi andıran bir parıltı, bir avcı keskinliği vardı. İnsanlar Tunga’nın tayından korkarken, Alçın o hayvanın neden Tunga'ya boyun eğdiğini, o vahşi ruhun hangi görünmez yeminle dizginlendiğini anlamaya çalışıyordu.
Tunga atından inmedi. Tay, yerinde sabırsızlıkla kıpırdanıp toprağı eşelediğinde, kalkan toz bulutu oba meydanına sisli bir perde gibi yayıldı.
"Deli Tay dedikleri, bozkırın bu sönmeyen ateşi mi?" dedi Alçın, sesi oba meydanının ağırlığını yaracak kadar duru ve sertti. Yavaş adımlarla yaklaştı. Elini, belindeki hançerin kabzasından çekmedi; bu bir tehdit değil, bir meydan okumaydı. O an Tunga ile Alçın’ın bakışları, ilk kez birbirine mühürlendi. Tunga, o bakışta sadece merak değil, kendisi gibi hürriyetin esiri olmuş bir ruhun arayışını gördü.
"Ona Deli Tay diyorlar," diye cevapladı Tunga, sesi bozkırın ayazında keskin bir bıçak gibi parladı. "Ama o, sadece benimle aynı yolu yürümeye razı olan bir nefes. Biz, ne senin obana hükmetmeye geldik ne de senin düzenini bozmaya. Biz, sadece varlığımızın sesini duyurmaya geldik."
Alçın, tayın hemen yanına kadar geldi. Hayvan, yabancılara karşı gösterdiği o hırçın tabiatını bir kenara bırakmış, kızın kokus almak için başını yavaşça öne eğmişti. Alçın, çekinmeden elini yavaşça tayın yelesine uzattı. Tunga, ilk kez bir başkasının bu kutsal bağa dokunmasına izin verdiğini hissetti.
Artık bozkırda sadece Tunga ve Deli Tay yoktu; bu kutsal üçgenin üçüncü kenarı olan Alçın da, onların yazgısına dahil olmuştu. O gece, Tunga bozkırın sessizliğinde uykuya daldığında, Deli Tay başucunda bir nöbetçi gibi bekledi. Alçın ise çadırından çıkarak uzaklarda parlayan ateşin başında, bu ikilinin kaderine odaklandı; bozkır artık sadece bir yurt değil, Tunga, Deli Tay ve Alçın'ın kaderlerinin düğümlendiği bir sınav meydanıydı.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.