Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
28.06.2026 · 27 · 0 · Tahmini 12 dk okuma
PDF olarak indir

“Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay Kitabı Üzerine Düşünceler” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay Kitabı Üzerine Düşünceler

         M. NİHAT MALKOÇ

 Herkesi aynı tornadan çıkmış, birbirinin aynısı farz eden ve genel hükümler veren, en kötüsü de ukala bir tavırla akıl veren kişisel gelişim kitaplarının nasihatlerine mesafeli dursam da bugüne kadar onlarcasını okumuş, üzerlerinde kafa yormuşumdur. Geçenlerde kitaptan anlayan ve okumayı seven kıymetli bir öğretmen arkadaşımın tavsiyesiyle Dilek Cesur imzasıyla okuyucuyla buluşan, kapağında "İlk Baskı 50 Bin Adet" yazan "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kişisel gelişim kitabını satın alıp okudum. Okuduğum kitapları bir eleştiri yazısıyla tanıtmak âdetim olduğu için bu yazıyı yazmaya niyetlendim.

 Çocuk Gelişimi Bölümü mezunu olmasına rağmen Psikoloji alanında yüksek lisans yapan Dilek Cesur'un kaleme aldığı "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kişisel gelişim kitabı bugüne kadar okuduğum örnekleri içerisinde en iyisiydi diyebilirim. Bir hafta içinde, önemli bulduğum satırların altını çizerek ve sindire sindire okuduğum bu kitap, hani o klişe tabirle "Bir kitap okudum, hayatım değişti." düzeyinde olmasa da unuttuğumuz veya önemsemediğimiz bazı gerçekleri hatırlatması bakımından değerliydi. Yazar Dilek Cesur kitabın başında hayatıyla ilgili şu bilgileri paylaşıyor okuyucularıyla:

 "1984 yılında Eskişehir’de doğdum. Lisansımı Anadolu Üniversitesi’nde tamamladım. Okul öncesi öğretmenliğiyle başladığım meslek hayatımda, çocukların dünyasını daha derinlemesine anlayabilmek için psikoloji alanında yüksek lisans yaptım. Bugün, evli ve iki çocuk annesi bir kadın olarak; hem akademik bilgilerimle hem de anne yüreğimle ailelere, bireylere ve çocuklara dokunmaya devam ediyorum. Aile danışmanı ve kişisel gelişim uzmanı olarak yıllardır sahada binlerce bireyle temas kurdum. İlişkilerde sevgi dili, çocukla doğru iletişim, ergenlik dönemi, içsel denge, özgüven inşası ve aile içi uyum gibi pek çok konuda eğitimler, seminerler veriyorum. Aynı zamanda bir yazar olarak kalemimi en çok ruhun gizli yaralarını iyileştirmek ve insanın kendine yolculuğuna eşlik etmek için kullanıyorum. Yazdığım kitaplar; kişisel gelişimin, aile içi farkındalığın ve çocukların duygusal dünyasının kapılarını aralıyor. Her satırımda içtenlik, her hikâyemde umut taşıyorum. "

 Okuyucuyu sürükleyen ve okuma heyecanını canlı tutan "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı eseri ilk bakışta kalbe dokunan, duygu ve düşüncelerimizi yeniden gözden geçirmemizi sağlayan, bizi harekete geçiren iyileştirici bir kitap olarak değerlendirebilirim. Kitabın mesajı zaten adında saklı. Kitap içeriğiyle de adıyla da demek istiyor ki "Geçmiş geçmiştir, üzerinde takılıp kalmaya gerek yok. Sen bana yarından bahseyle, zira yarın daha başlamadı, onu dilediğin gibi şekillendirebilirsin. Ona dair hayaller kurabilirsin."

 224 sayfadan meydana gelen "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitap "Korku", "Cesaret", "Kabullenme", "Değer" ve "Umut" adlarını taşıyan beş ana bölümden meydana geliyor. Her bir bölümün alt bölümleri de var. Kitabın 1. bölümü olan "Korku" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Kendine Bir Şans Ver", " Yoksa Suçlu Olan Atalarımız mı?", " Korkularımızın Çoğunu Farkına Varmadan Öğrendik", " Neyi Besliyorsak Onu Yaşatırız", " Kolay Elde Edilen Her Şey Çok Kolay Feda Edilir", " Kendini Feda Etme, Kendini Fark Et!", " Herkes Memnun, Peki Ya Sen?", "Beklenti Yoksa Üzüntü de Yoktur", "Dünden Öğrendiklerin Var!", "Şanssız Olduğunu mu Düşünüyorsun?", " İşi Hiç Şansa Bırakmasak Ne Olur?", "Hiç Öğretilmiş Çaresizlik Diye Bir Şey Duydun mu?", " Öğrenilmiş Çaresizlikten Kurtul!" . Kitabın 2. bölümü olan "Cesaret" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Belki Mutsuz Son İstiyoruz", "Şükür Sahip Olduklarının Sadakasıdır", "Bakış Açın Değişir Dünyan Değişir", "Senin Hiç mi Suçun Yok?", "Kendi Hayatıma Sahip Çıkıyorum", "Bu Neden Benim Başıma Geldi?", "Bakmak ile Görmek Aynı Şey Değildir ". Kitabın 3. bölümü olan "Kabullenme" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Affedebilir miyim? ", "Başkası İçin Değil Kendin İçin Affet", "Sınanmadığın Konunun Ahkâmını Yazamazsın", "Geçmişin Seni Tanımlamasına İzin Verme", "Affetmenin Bir Süreç Olduğunu Kabul Etmeliyiz", "Affetmek Birisi İçin Yaptığın Bir Eylemdir", "Babamı Affediyorum", "Beni Aldatan Eşimi Affediyorum", "Kendimi Affediyorum". Kitabın 4. bölümü olan "Değer" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Sosyal Medyaya Bay Bay Geleceğe Hay Hay", "Benim Neyim Eksik Ben de Yaparım", "Sen Biriciksin", "Her Popüler Olan Doğru Demek Değil", "Gençlere Kötü Örnek Oluyoruz", "FOMO (Kaçırma Korkusu), "Onay Bağımlılığı ve Dopamin Döngüsü", "Gerçek Sosyal Bağların Zayıflaması ve Yalnızlık Hissi", Algılanan Başarı ve Tatminsizlik", "Sahte Dünyanın En Mutlu İnsanı Olmak Mümkün mü?","Ama Memnun Olmak Başka Bir Şey" Kitabın 5. bölümü olan "Umut" ana başlığının alt bölümleri şunlardan oluşuyor: "Düşüncen İyileşirse Sen de İyileşirsin", "Düşüncelerimizi İyileştirmek Neden Önemlidir ", "Sarıl, Dokun, Sevgi Göster ", "Kendine İyi Bak", "Hayatını Yaşamayı Kaçırma", "Hayır Demeyi Öğrenmelisin", "Gelecekte Yürüyeceğin Yolları Sen Belirlersin", "Yaşamak İçin Bir Amacı Olmalı İnsanın", "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?", "Şimdi Yüzleşme Vakti!" Nihayet "Son Söz" kısmıyla da kitap sona eriyor.

 Kronik Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşan "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabın arka kapağında eserin muhtevasıyla ve yazarıyla ilgili şu bilgilere yer veriliyor:

 "Bazı yanışlar yok olmak için değil, yeniden doğmak içindir. Tıpkı Anka kuşu gibi.

Hayatın içinde biriktirdiğimiz kırgınlıkları, yorgunlukları, sustuklarımızı bir yuvaya dönüştürüp, sonra o yuvayı yakarak yeniden doğan bir ruhun hikâyesi bu. Cesaretin, affetmenin, umutların ve ayağa kalkmanın hikâyesi… Acılarını dönüştürenlerin, kırıldığı yerden güçlenenlerin; “Bittim,” dese de yeniden ayağa kalkmayı başaranların hikâyesi… Bazen gerçekten kim olduğumuzu ancak karanlığın en yoğun olduğu anda hatırlarız. İşte o an bir kıvılcım belirir içimizde. Bir umut, bir nefes, bir “yeniden”… Tıpkı Anka kuşu gibi…

 Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay, Yorgun kalbine dokunuyor, içini ısıtıyor ve sönmüş umutlarını canlandırıyor. Dilek Cesur’un sıcacık anlatımıyla yazılmış bu sayfalarda, kendini yeniden sevmeyi, geçmişin yükünü bırakmayı ve, “Ben de yeniden başlayabilirim,” demeyi öğreneceksin. Haydi, daha güçlü, daha bilge, daha cesur ve daha mutlu olmak için, kendin için bir adım at!" Arka kapaktaki bu iddialı cümleler esere güvenin de bir yansıması.

 Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabının başında bir de "Ön Söz" yer alıyor. Burada "Kara Parçası"yla "Heykeltıraş" konuşturularak alelâde bir taşın kıymetli bir sanat eserine, bir heykele dönüşümü ilginç bir biçimde dramatize ediliyor. Burada "heykeltraş" şeklindeki yanlış bir yazım dikkatimi çekti. Kitabın editörüne duyurulur.

 Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında dikkat çeken, daha önce pek rastlamadığım tespit ve teşhisler de var. Yani kitabın özgün yanları onu diğerlerinden (benzerlerinden) farklı ve üstün kılıyor. En önemlisi de her alt başlıktan sonra bir veya birkaç hikâye sunarak konuyu somutlaştırıyor. Gerçi bu hikâyeleri gerçek hayattan almıyor, kendisi uyduruyor (Buna hikâyeleştiriyor desek daha mı doğru olurdu acaba?) Yazarın hakkını yemeyelim, kitapta zaman zaman gerçek hayattan anekdotlar da veriliyor.

 "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabı özetleyecek değilim. Fakat bir kısım can alıcı ve dikkat çekici bölümleri kıymetli okurlarımızla paylaşmak isterim:

 "Yeni bir problemle karşılaşma korkusundan dolayı var olan problemlerimizin içinde kalmayı tercih ediyoruz. Kırık koltuk sendromu diye uydurduğum bir sendrom var. Yeni alacağım koltuk da kırılırsa, korkusu ile evdeki kırık koltuğundan vazgeçemeyen insanlar için uydurduğum bir sendrom. Yeni işi, yeni dostları, yeni sevgilisi, yeni okulu ve yeni hayatı eskisinden daha beter olursa diye korkan insanlar onu mutsuz eden şeylerden vazgeçemezler. Yani kırık koltuğa oturmaya devam ederler. Konforun düşmanı değişimdir. Herkese, her şeye verdiğimiz o şansı bir kere kendimize versek eminim her şey çok farklı olacak. Peki istediğimiz halde neden konforlu ama bir o kadar huzursuzluk veren alanlarımızdan çıkamıyoruz? Çünkü korkuyoruz!" (sayfa 12)

 Hepsi aynı olmamakla birlikte, insanlar genelde sabırsız yaratılmışlardır. Başladıkları işin mutlaka bir an evvel sonuçlanmasını isterler. Zira beklemeye tahammülleri yoktur. Oysa bazen bir şeyin olmaması, olmasından daha hayırlı olabilir. Dilek Cesur "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında bizzat kendisinin yaşamış olduğu ibretlik bir anekdotu anlatarak "Olanda hayır vardır." sözünü bir anlamda doğruluyor:

 "Bugün beni ben yapan ilk kitabımı basan ve beni hayal kırıklığına uğratan yayınevi... O zaman bundan dolayı çok üzülmüştüm. Sonra kendi kendime dedim ki: "Vardır bunda bir hayır. Sen yoluna devam et, sakın vazgeçme kızım." Eğer orada bir hayal kırıklığı yaşanmasaydı, ilk kitabımın üzerine bir yıl daha çalışmayacaktım. Daha da olgunlaştıramayacaktım. Üzerine bir yıl çalışıp, sonra başka bir yayınevinde "Seni Anlıyorum Çocuk" olarak basılan kitabım, benim adımı birçok insana duyurdu. Demek ki ilk hali hazır olmadığı için, Yaradan önüme böyle bir engel çıkararak kitabın dağılmasına engel oldu. Biz insanlar karar vermekte ve beklemekte çok aceleci davranıyoruz. Oysa rıza makamında olup biraz beklesek, her şey çok daha güzel olacak..." (sayfa 24)

 Hayatta başta anne ve babalar olmak üzere, bir kısım insanlar kendilerini unutup adeta evlatları için yaşarlar. Kendi dışındaki kişilerin mutluluğunu öncelerler. Bu bağlamda fedakârlıkla feda olmayı karıştırırlar. Fedakârlık zannettikleri aslında kendilerini feda etmektir. Bu konuda Dilek Cesur güzel bir yaklaşımda bulunarak şunları söylüyor:

 "Sürekli başkalarının mutluluğunu öncelik haline getirirsen, bir gün kendi mutluluğun için hiçbir şeyin kalmadığını fark edersin. Fedakâr olmak ve feda olmak arasındaki fark, aslında verdiğin şeyin karşılığında ne elde ettiğinle ilgilidir.

 Fedakârlık birine veya bir şeye değer verdiğin için, kendi isteğinle bazı şeylerden vazgeçmektir. Ama burada sen de kazanırsın. Belki huzur, belki sevgi, belki de bir anlam duygusu kazanırsın. Yani bu bilinçli bir seçimdir ve seni tüketmez.

 Feda olmakta kendinden vazgeçmek vardır. Yani bir noktadan sonra senin için bir dönüşü olmaz. Fedakâr olmanın dozunu kaçırıp kendini yok saymak feda olmaktır.

 Fedakârlık seni mutlu eder, feda olmak seni tüketir. Fedakârlık bir seçimdir, feda olmak bir mecburiyet gibi hissettirilir." (sayfa 37)

 Biz insanlar geçmişimizden bir türlü kurtulamayız. Isıtır ısıtır önümüze koyarız artık hiçbir hükmü kalmayan geçmişimizi. Geçmişteki hatalarımız bizi hep takip eder. Geçmişte yaşanan psikolojik travmalar da kişiliğimizin şekillenmesinde başat rol oynarlar. Dilek Cesur "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında insanın kendini geri çekmesine ve hatalarına değişik açıdan bakıyor: "İnsan ne kadar geride tutuyorsa kendini o kadar geriliyor. Bizi biz yapan kaşımız, gözümüz, kulağımız, boyumuz, posumuz değil ki... Sizin kendinizde kusur olarak gördüğünüz şeyler başkasının gözünde de kusur olur. Tam da bu sebepten kendinizi kusurlarınız ile sevin. Kusur olarak gördüğünüz ne varsa en çok oraya şefkat gösterin. Çünkü sizin değer verdiğinize kimse zarar veremiyor. (sayfa 115)

 Malum olduğu üzere insanoğlunun en zor gerçekleştirdiği eylemdir hata yapan birini affetmek. Hele de işin içinde eşlerin birbirlerini aldatması söz konusuysa bu imkânsız derecesine varır. Her iki taraf da tabir caizse kılıçları çeker. Dilek Cesur "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" adlı kitabında affetmeye farklı bir açıdan bakarak şunları söylüyor:

 "Affetmek, olanları unutmak değil. Affetmek, yaşanan ihaneti normalleştirmek, yapılan yanlışı haklı görmek değil. Hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak değil. Affetmek artık senin canını acıtmak için mücadele etmemek, seni zihnimde ve kalbimde buz edip bir daha görüp duymamak. Görüp duymamak da biliyorum ki göz ve kulak ile olmaz. Gönül ile olur. Gönlünü kapadığın insan dibinde de otursa onu ne duyarsın ne de görürsün. Affetmek, artık bu acının ve öfkenin benim üzerimde daha fazla güç sahibi olmasına izin vermemek ve içimde taşıdığım zehri içmeye devam etmemektir. Affetmek, artık geçmişin beni esir almasına müsaade etmemektir. Çocuklarıma bu öfkenin zehrini bulaştırmamaktır. (sayfa 128)

 Dilek Cesur "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabının "Son Söz" adını verdiği son kısmında kitabı okuyanlara son taktiklerini veriyor, onları eyleme çağırarak şöyle diyor:

 "Sevgili dostum, son sözü sen söyleyeceksin bu defa ve söyleyeceğin bu son

söz, bir veda değil, yepyeni bir başlangıç olacak. Bu satırlara kadar geldiysen bugün artık senin için sıradan bir gün değil. Bugün; geçmişin yükünü sırtından indirme, eski senle helalleşme, yüzleşme ve nihayetinde bir veda mektubu yazma günü. Belki yıllardır içinde biriken cümleler var. Yutkunup sustukların, kendine bile itiraf edemediklerin, sırf kimse üzülmesin diye sineye çektiklerin... İşte şimdi, bütün o kelimeleri yük olmaktan çıkarıp

özgürlüğe dönüştürme zamanı. Ne varsa içinde, yük olan, sızlayan, yorulan hepsini dök kâğıda. Kendinle hesaplaş, yüzleş. Kırıldığın yerleri fark et. Ve en çok da kendi kendini kaç kere yarı yolda bıraktığını dürüstçe kabul et. Gerekirse ağla. Gerekirse sus. Ama ne yaparsan yap, saklama artık. Çünkü ne zaman ki kendine karşı dürüst olursun, işte o zaman başlar iyileşme. Haydi şimdi, içinden ne geliyorsa yaz: Neye elveda demek istiyorsan, hangi düşünceleri, hangi alışkanlıkları, hangi yalanları artık taşımak istemiyorsan, teker teker vedalaş onlarla. "Artık seni istemiyorum," de. "Artık seni taşımıyorum," de. "Sana veda ediyorum," de. Ne dersen de, nasıl vedalaşırsan vedalaş ama sonra... O boşalan yerin sessizliğine, şefkatle yeni bir "merhaba" fısılda. Yeni kararlar, yeni hayaller, yeni bir sen için... Kendine yeni bir hayat haritası çiz. Belki hâlâ korkuyorsun. Ama unutma: Cesaret korkusuz olmak değil, korkarken adım atabilmektir. Hazırsan, başlıyoruz. Sevgili ben..."

 Dilek Cesur'un kısa zamanda çok okunanlar listesine giren "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabı yukarıdaki ilginç bir "Son Söz"le bitiyor. Bu bir çeşit okura yazılmış bir yazar mektubu. Belki bir pusula. Bu bir çeşit okurun yol haritası. Ne derseniz deyin. Okur bu kitabı okuduktan sonra yazarın bu yönlendirmesine ne kadar tabi olur, işte o bilinmez. Zira ne kadar okur varsa o kadar da farklı dünya, o kadar da farklı mizaç vardır.

 Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabının diline ve üslûbuna baktığımızda son derece açık ve yalın bir dil kullandığını görürüz. Yani bu kitabı okuma yazması olan herkes rahatlıkla okuyup anlayabilir. Üst düzey okuyucuyu da sıkmaz. Bu yönüyle her kesimden insana hitap eden bir kitap olarak karşımızda duruyor.

 Dilek Cesur, geniş kitlelere hitap eden "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabında kendini gerçekleştirememiş, iyi bir eş olamamış, hayatın dengelerini bir türlü sağlayamamış, kendinden taviz verdiği hâlde yine de kimseye yaranamamış yüreği yaralı okuyucunun elinden tutarak ona yapması gerekenleri en ince ayrıntısına kadar sebep ve sonuçlarını da göstererek anlatıyor. Yani hayat yolunda onlara bir çeşit kılavuzluk ediyor.

 Psikoloji ve kişisel gelişim alanında başarılı bir kitaba imza atan Dilek Cesur, akademik kavramlara hiç bulaşmadan söyleyeceklerini açık bir dille ifade ediyor. Sanki sınıf ortamında ders dinliyorsunuz gibi geliyor size. Sadece kuru kuru anlatmıyor, ikna da ediyor. Buna karşılıklı kahvelerin içildiği bir dost sohbeti de diyebilirsiniz. Zira o kadar içten...

 "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabını okuyan okuyucu kitabın birçok yerinde kendisine rastlayarak gayri ihtiyari de olsa tebessüm ediyor. Okuyucuların hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor. Bu esnada acılar tazeleniyor, gözler nemleniyor.

 Bu önemli ve değerli kitapta insanın olumsuz yanlarını değiştirebileceği gerçeğine vurgu yapılıyor. Bu hayatta hepimizin büyüklü küçüklü pek çok hataları vardır. Önemli olan onları kabul etmek, değiştirmek için de azimli ve kararlı olmaktır. Zira kabul etmediğiniz bir kusuru, değiştirmek için de herhangi bir girişimde bulunamazsınız. Her şey kabulle başlar. İyileşmek istemeyen bir hastayı da dünyanın bütün doktorları ayağa kalksa iyileştiremez.

 Kitabın en önemli yönlerinden biri de kuru akademik bilgiler vermemesi, halk ağzıyla anlatması ve anlattıklarını gerçek hayata uygun senaryolarla örneklendirip somutlaştırmasıdır.

 Güzel bir kitap okuduğunuzda onu dostlarınızla paylaşın ki güzellikle geniş kitlelere yayılsın. Bu minvalde bana bu kitabı öneren değerli öğretmen arkadaşıma teşekkür ediyorum.

 Dilek Cesur'un "Geçmişe Bay Bay, Geleceğe Hay Hay" kitabını herkese öneriyorum.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay Kitabı Üzerine Düşünceler

M.Nihat Malkoç M.Nihat Malkoç