Sorkun'dan Kayacık'a Göç
Ben gurbeti; Ana'mın Konya/Bozkır'da radyodan dinlediği yanık türkülerle, gözlerinin ıslandığını gördüğüm zamanlarda algıladım. Köylerde kendini dışlanmış yada ekilecek alanı vs.si olmayan herhangi biri, sessiz sedasız çeker gider, onun bu gözlerden yok oluşuna, sebebsiz terki diyarına,"İndi gitti" derlerdi. İndi gitti bir daha dönmez, köylünün işle güçle uğraşmasının çokluğundan da, bir daha akıllara gelmez, silinir giderdi. Kime küsmüştü, ne onu acıların en acısını yüreğine indirmişti de, inip gitmişti?. Köylerde o zamanlar şimdiki gibi evlerde çeşmeler olmadığından; bilhassa kadınlar, her tür kullanımlarında zaruri ihtiyaç olan, testilerine su doldurmak için, köyün ortak kullanımı olan çeşme başına indikleri zaman, işten, güçten fırsat bu fırsat deyip, olanı biteni çeşme başında testilerine su doldururken konuşurlar, gözlere uzun süre zuhur etmeyen kişi içinde, inmiş gitmiş, neyle gittiğini, nasıl gittiğini bilen, eden yok gibi lafları, çocukluk yıllarımda kulaklarıma gelen duyumlar olarak hatırlarım. Anandolu topraklarında Türk insanı, yokluklar içinde yaşamını idame ettirmeye çalışmış, varsa toprağı; zor şartlarda onu ekip biçmiş, hayvancılık yapmış, yoksa; ya uşaklık etmiş yada yadellere çekip gitmiştir. İnsanın hayatı; Sonbahar rüzgarlarının, ağaçlardan sarı yaprakları düşürüşlerine benzer. Bundandır insanlarda Sonbahar'ların bitişlerle hüzün çağrışımlarına döner algılanması, Sonbahar gelişleri, garipsi ve için için düşündürücüdür de. gelen kış mevsimleriyle yakacak ve yiyecek sorunları vardır. Kış uzun geçer, günlerce kar yağar, yağan karlar insanları evlerde kapalı tutar. Hayvanlar ahırlarda muhafaza edilir, onların günlük yem ihtiyaçları giderilir. Samanlıklarında samanları bitenler olur. Olmayıp samanları bitenler olanlardan ödünç saman almalara kadar gidilir. En zor olanı tutunmaktır. Hele bu bir başka yerlerde, köyünden, sılandan ayrı olunan gurbet eller denilen uzak beldelerde olunursa, daha da zordur. Dedem Analarının onları; (Çocukları) Babalarının ölümüyle, "Sorkun dördünüze dar gelir" diye ayırma gereği duyup, en büyük ikiliyi Sorkun'da bırakıp, en küçük ikili olan Dede'mle Hüseyin Oruç (Çete) Amca'mı Kayacık köyüne göndermesindeki amacın ne olduğunu şimdilerde anlıyorum. Sorkun dağlık bir yer olmasıyla, ekilecek alanları yoktur. Bu dağlık coğrafyada ekmeğin uğraşılıp kazanılması sadece hayvancılık olacaktır. Kayacık köyü Soğla gölüne yakın, tarlaları geniş ve bu ekeneklerin verimi boldur. Büyük oğullarını Sorkun'da bırakıp, hayvancılıkla uğraşmaları gerektiğini, küçüklerin ise Kayacık köyüne gönderilmelerindeki maksadın, ekili dikili yerlerden yararlanmak olduğunu, koca ebem taa o zamanlar düşünmüş ve bu ayırma kararına varmış, Dedem Sait'le Ağabeyi Hüseyin'i tebdili havaya uygun görüp, Kayacık köyüne göçlerini sağlamıştır. Bu dört kardeşin birde kız kardeşleri vardır. Onu çok seneler önce Anam lalettayn mevzu etmiş; "Seydişehir-Karaviran köyüne gelin gittiğini konuşmalardan duydum" demişti. Bu şekildeki duyumun haricinde başka bir bilgi sahibi olmadığını söyledi. Baba'mın Hala'sının bu şekil unutuluşu, Baba'mın yaşadığı yıllarda da pek öyle üstünkörü araştırılmadığı gibi, şimdiki yaşayan halalarım ve amcalarım tarafındanda araştırılmamıştır. Soyumdan birinin öylesine, başka bir köyde çora çocuğa karışmış, başka soyların devamına geçiş olup, birbirlerine gelinmeye, gidilmeye, silinip, unutulup, gidilmiştir. Buna sebep insanların ulaşım zorlukları ve önlerinde hiç durmaz eksik olmayan iş, güç çokluklarıdır. Dede'min Kayacık köyüne Abisi Hüseyin'le gelişi, iki kardeşin kendilerine yabansı bir yerde, dışlanmışlıklar, yadırganmalar, bir hiçliğin, daha çocuk yaşlarında çok zor koşullarda üzerlerine yüklenmişlikle, var olabilmenin, ayakta durmanın, tutunabilmenin başlayış mücadelesi olmuştur. Kendi köyünden gelip, hiç bilmediğin, hiç kimselerle tanışık olmadığın başka bir köye gelmen, dışlanman, yabansılanmandır. Yaban olmak, itilmişlik, ötekileştirilmektir. Daha askerliklerini yapmamış 2 küçük çocuğun bu şekil meşakkatli bir ortama mecbur bırakılmalarıyla tutunmalarının güçlüklerinin ne kadar zor olduğunu düşüncelerinizde algılayabilirsiniz. Şimdilerde bakıyorsunuz da, aileler çocuklarını okula gönderirken, evlerinin önlerine kadar gelen servislere bindirip, herşeyleriyle ilgilenerekten yolcu ediyorlar, dönüşlerinde evlerine kadar getiren servislerden dış kapılarda karşılıyorlar. Bu şekil büyüyüp, yetişen çocuklar; yanık gurbet türkülerini bilmezler, maykılları, madonnaları dinlerler. Kazara evde televizyondan izler yahut arabada seyahata giderken açtığınız radyodan bir türkü çıksa, haz alarak dinlemeye çalışsanız, yanınızda onlarda varsa kafaları ağrır "Aman Baba-Anne bunlarımı dinliyorsunuz" der hemen kapatırlar. Dedem ve Abisi Hüseyin, hani halk dili tabiriyle; gardaş gardaş, sırt sırta vermiş, Kayacık köyünde Baba'larından, Ana'larının hak gördüğü mirasla aldıkları, edindikleri tarlalarını sürer, harmanlarını kaldırır yaşar giderlerken, Dedem'in daha evvel anlatmış olduğum Ahırlı Bucağından izdivaç yaptığı eşi ölmüş, acıların en acısını en zifirini yaşamış ve Sorkun'daki köylerine çok yakın olan Dere köyünden Halil İbrahim Yılmaz kızı, Fatma Yılmaz ile ikinci izdivacını yapmış, bu izdivaç olmadan Ağabeyi Hüseyin'den ayrılarak, hemen onun üst yanındaki mestesna bir yere kendi evini yaparak, yeni gelini ebem Fatma'yı buraya getirerek, burada yeni hayatına adım atmıştır. Fatma ebem bu köyde Dedem Sait Sorkun'a en büyükleri Babam olmak üzere, sırasıyla ;Kemâl, Ayşe, Arife, Harun, Hacı Mustafa (Dedemin ölen Babasının ismi), Hayrullah adlarında 4 oğlan 2 kız vermiştir. Her ne kadar Kayacıkta yaşam devam etse de Sorkun'dan hiç kopulmamıştır. Rahmetli dedem; Sorkun'un sulaklarının ve otlaklarının çokluğundan, çobanlar tutarak Sorkun'un otlaklarında koyunlarını güdüm ettirip, yaydırmış, bunların sayılarını çok artırmıştır. Harun amca'mla telefon konuşmalarımızda, köy mevzularına girildiğinde, bana sayılarının binlerden fazla olduğunu, Sorkun'da doğal mera ve otlakların alabildiğine bol olduğundan, bu yayımlarla pek fazla saman ve yem masrafının olmadığını mevzu etmiştir. Her fırsatta üretmişler, toprağı işlemişler, toprağı işlerken de tarım araçlarını, alet edavat ve gereçlerini, ormandaki ağaçlardan kendileri yapmışlardır. Ben biliyorumki bir çivi; bir başka yerde zorunlu ihtiyaçsa, daha evvel çakılan yerden çıkarılıp, burada öbür çiviyle idare eder denilip, ihtiyaç olan bir başka yere çakılmıştır. Bu yaşamlarında türkülere sığınmışlar, onlardan güç almışlar, namertliğe yanaşmamışlar, mert olmuşlar, çocuklarının rızıklarını, onun bunun haklarını istila ederek, çalarak, çırparak değil, çalışarak, çabalayarak elde etmişlerdir. Abi'lerinin Sorkun'da kalarak, kendileri iki küçük kardeşin daha çocuk yaşlarda, bir başka köye göçleriyle, değil yaşamak, hayatlarının nasıl zorluklarla sürdürüldüğünü, düşüncelerinizde bile, Katı ve Meşakkatli olarak tasavvur edebilirsiniz...22/Kasım-2015 Şerafettin Sorkun/Konya'dan
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.