Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Türkülere Sığdırılan Yaşamlarımız

Türkülere Sığdırılan Yaşamlarımız

 Gökyüzünde yıldızların, gecelerin kör karanlıklarına şavkıyan ışıklarında, Ağustos Böceklerinin ötüşlerini dinlerken, bu ötüşleri sevsemmi sevmesemmi ikilemlerinde kararsızlık içerisinde kalmışımdır. Bu böcek neden bu kadar uzun ve neden hep aynı tempoyla öter, hiçbir zaman anlamış değilim. Börtü, böcek, karınca, arı ve tekmil tüm hayvanların kendilerine göre bir dilleri vardır muhakkak ama Ağustos Böceklerindeki 24 saatin her saniyesinde cır cır öterek acaba durmamacasına yarışmı yapıyorlar düşünceleri aklınıza gelebilir. Bu kadar ötecek enerjiyi nerden bulduklarına ve ne için öttüklerine şaşırmamak elde değil. Zamanın insanların önüne nasıl, ne şekil görüntüler sergileyeceği ve nasıl bir gelecek belirleyeceği şüphesiz her insanın belleğinde ara ara dalgalar yapar. Her insan saygın ve güzel yaşamak ister ama hayatın içinde sür-git devam eden ömür çizgisinde, kötü giden gelişmeler de olur. Bir gerçek yaşam hikayesi dinlemişimdir. Anadolu insanı saf, tertemiz, arı duru duyguları olan bir yapıya sahiptir. Bu saflığı ve tertemizliğiyle avanak yerine konur, birileri tarafından devamlı sömürülür ve kandırılır. O, aldırmaz, yiğitçe mücadelesini yapar ve zor şartlarda ekmeğini taştan çıkarır. Onun yaşamında bir başkasının hakkına tecavüz ve bedavadan geçinmeler yoktur. O hep çalışır, çalışır, tabiri caizse tekeden süt çıkarır. Tabi bundaki en büyük desteği yanındaki kadınıdır. Anadolu kadını yapıcıdır, güler yüzlüdür, yüreği yanıktır. Hani bazen dudakları büzülüp çenesi içeri çekiliverecekmiş gibi halini görürsünüz ya, işte o zaman onu çok üzen acı bir olayın taa yüreğinde hissedilerek siületine yansıyan hüzün dalgasıdır bu görüntü. Bir adam düşünün, bu adama bir emanet verilmiş, bu emaneti bir giz gibi saklayıp senelerce sahiplerini aramış, bulamayınca bir kaç defa yoklayan azraile bile ruhunu teslim etmemiştir. Ne zamanki emanetin gerçek sahipleri bulununca, artık rahatca ölebilirim diyerek, emanetini teslim ettikten sonra, ebediyete gönül rahatlığıyla uçup gitmiştir. Gün dürülür, gece başlar. Gecenin bitimi yeni sabahları, yeni günleri serer. İnsanlar birbirleriyle sosyal ilişkilerini devam ettirirlerken, yaşlarına göre eş seçimide yapıp, bir ömür birlikte olacakları hayat arkadaşlarını belirlerler. Bir insan salt, yapayalnız gelir Dünya'ya. Bu geliş yarımdır. Ne zamanki karşıt cinsten bir tamamlayıcısını bulur, işte o zaman diğer yarım olan tamamlayıcısıyla bir bütünü oluşturur ve yarımlık biter. Güneydoğuda Fırat nehrinin baraj yapılmadan evvel sakin aktığı zamanlarda, kenarlarında konuşlanan köylerinin birinde geçen hazin bir olay beni çok etkilemiş ve Anadolu insanının değişmeyen dürüstlük kavramlarında, ne kadar haklı olduğum görüşlerini kanaat ve yargılarımıda net hale getirmiştir. Bir Baba evlilik çağına gelmiş oğlunu evlendirir. Bu baba artık mutludur. Bu mutluluk bazen kader tarafından çok görülür, kader bir kaza sonucu evlendirdiği oğlunu ebediyete alır, Gelini bu kazadan sonra bir oğlan,bir kız 2 çocukla kayınpederinin elinde kalır. Anadolu da eskiden çekirdek aileden ziyade ataerkil aile geleneği devam ettiğinden, çocuklar evlense de, ata erkil aile geleneğine bağlı olarak ataları olan anne-babalarının yanında yaşamlarını devam ettirirlerdi. Oğlunun ölümünden sonra Atababaya, köyün eşrafından bazı kişiler, gelinin genç olduğunu, bazı kişilerinde evlilik için niyetlendiklerini, bir sohbet esnasında iletirler. Baba bu durumu geliniyle bir değerlendirip bu konunda onunda fikrini alarak karar vereceğini belirtir. Nihayet gelinin rızasıyla kapıda ikinci izdivaç görünür. Gelin evlendikten sonra çocuklar Atababaya kalır. Zaman içerisinde Dede erkek torununu yatılı okulu kazanmasıyla oraya gönderir. Yatılı okul hayatı ve gelinin evlenmesiyle arada bir kopukluk olur. Bu kopukluk sadece insanlardaki duygularda olmaz, Güneydoğunun coğrafyası da Fırat nehrinin üzerine baraj yapılmasıyla değişir, bütün o havaledeki köyler boşaltılır. Köylüler komşu illere yahutta akrabalaraının olduğu bölgelere göç ederler. Evlenen gelinin bu 2. izdivacından bir çocuğu daha dünya ya geldiğini, Ata Baba da, yatılı okuldaki torunda zaman içerisinde duyarlar. Anneleri belki yüzlerce kez çocuklarına gelmek ister ama o zamanlardaki ulaşım yahut değer yargıları kadının içindeki duyguların dışarıya vurulmasına engeldir. Yıllar yılları kovalar, aradan tam 40 yıl geçer. Kadın devamlı irtibat halinde olduğu 2.kocasından olan oğluna ölmeden kardeşlerini görmek istediğini yineler. Devam eden araştırmalarda küçük üvey kardeş Abisinin Ankara'da mühendis olduğunu öğrenir. Artık anne yaşlanmıştır ve 1 gün hastalanır. Hasta annesini Ankara'ya götürüp, bir hastahaneye yatırır. Annesi hastanede yatarken, küçük kardeş Ankara Mimarlar ve Mühendisler odasına giderek Abisinin kayıtlı olup olmadığını araştırır. Burada kaydı çıkan abisinin sevinçle adresi ve tlf.larını alarak hemen harekete geçer. Tlf.da abisine olayları anlatır, buluşurlar, giderilen hasretten sonra Abisinin yanında gelen bir arkadaşta olduğu halde hastaneye giderler. Orada akıllarına bir fikir gelir. Abi kapıda duracak, yanlarındaki Arkadaş, Anneye bulunan oğul olarak lanse edilecektir. Varılan bu ortak karardan sonra, içeriye girilir. Yataktaki annesine küçük kardeş "Anne abimi buldum getirdim" der. Anne getirilen kişiye bakıp, inceledikten sonra, küçük oğluna abin bu değil der. Bunları odanın dışındaki kapıda duyan Abi dayanamayıp içeri girer. İçeri abinin girişiyle hasta kadın heyecanla ve heyecanın meydana getirdiği duyguyla gözyaşları içerisinde kapıyı açıp giren kişiye "Oğlum" diyerek yataktan doğrulur. Oğluna sarılır, öper, koklar. Küçük kardeşte, Abi de, olaydan haberi olan yanlarında gelen Arkadaş ta, bu şekiloluşum karşısında şaşırırlar. Çok küçükken bırakıp gittiği, 40 yıla yakın zaman içerisinde hiç görmediği oğlunu nasıl tanımıştır?. İşte Anaların Analığı burdandır. Yavrularının doğumuyla aldıkları kokuyu, yavrularının gözlerine bakıpta kalplerine yerleştirdikleri o görüntüyü, yıllar geçsede hiç bir zaman unutmazlar. Yaşamları hep yavrularına adanır. Belki o zamanlarda gelenekler, adet ve görenekler, içi parçalana parçalana istemediği hayata onu sürükledi ama yüreğinin bir yerinde bu hasret sancısını geçen yıllarla hep katre katre çekti ve yaşadı. Olay bundan sonra büyük Abiyi, diğer kız kardeşini aramaya iter. Köylerinin dağıldığı değişik kentlere gittiği yerlerden köylülerini sorar. Bu aramalarda şunun oğluyum, bunun torunuyum derken, ondan yaşça büyük olan birisi, ona "Madem onun torunuysan seni yani sizleri yıllardır arayan biri var, seni ona götüreceğim" der. Kız kardeşini bulacağı düşüncesiyle o kişiye gittiklerinde onun çok yaşlı biri olduğunu görür. Elini öper, ihtiyar duygulanır. Anlatılır kendisine "Ben şu adamın oğlu, şu adamıyım torunuyum" diye. Yapılan konuşmalarda bilgiler hep çakışır. İhtiyar "Oğlum dedeyin bana bırakmış olduğu bir emanet var, bu emaneti teslim etmeden ölemedim" der. Abi emanetin kızkardeşi olacağı düşüncesiyle daha da heyecanlanır. İhtiyar çocuklarına daha evvel bahsettiği, sakladıkları emaneti getirmelerini söyler. Çocuklar bohça içinde emaneti getirirler. İhtiyar bohçayı açar, bohçada çok miktarda altın vardır. İhtiyar "Bu altınları torunlarıma ver diye Deden bana emanet etti, yıllardır sizleri aradım oğlum" der. Abinin gözleri dolar, gözyaşları galeyana gelip sel olur, silmelerine rağmen uzun bir süre dinmez .O müteahhittir, zengindir, paraya ihtiyacı yoktur, onun aradığı kız kardeşidir ama bir emanetin bu kadar uzun bir süre muhafaza edilip korunması onu çok duygulandırmış, şaşırtmış adeta, fevrini döndürmüştür.Kız kardeşinin yerini, yurdunu, izini kimse bilmemektedir. Bu hikaye gerçek bir hikayedir. Bir yerde barajlar yapılabilir, elektrik santralleri kurulabilir ama bazı duygular, bazı değerler yok edilir. Yiğittir Anadolu insanı, Bursa kakmalı bıçaklarla delik deşik etsende, kor ateşlerde kızdırdığın demir çubuklarla dağlasan da, değerlerinden, dürüstlüğünden bir dem olsun şaşırtamazsın. Gün dürülüyor yine. Dürülen bu günde bazılarının büyük çıkar beklentileri vardır. Anadolu insanı hiçbir şey beklemez. Anadolu kadını kekikler toplar, eğirtmeçlerle yün eğirir,keçi güder, yayık yayar, ekmek yapar, ekin biçer, çıkar dağlara, dağların arınmış arı duru topraklarından insanlara yarar olacak diye topladığı otlarla, bir başka insana nafi olmaya çalışır. Düşüncelerinde sevgi vardır, yarar vardır. Ey güzel yurdumun güzel insanları Türkülere ve ayrılıklara sığdırdığımız yaşamlarımızda, sizler bit köy çocuğu olarak bende, içimde hep sevgilerle dolu dolusunuz..23/Mayıs-2015 Şerafettin Sorkun/Konya'dan

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Türkülere Sığdırılan Yaşamlarımız

Türkülere Sığdırılan Yaşamlarımız

Şerafettin Sorkun Şerafettin Sorkun